MUTLULUĞUN RESMİNİ YAPABİLİR MİSİN ABİDİN?
Bu şiiri üniversitede Ülkü ile okurduk. Hatta tüm defterlerimin başında şiirler vardı ve bu şiirleri okula gelip giderken otobüslerde o kadar çok okurdum ki, ezberlerdim. Nazım, Atilla İlhan şiirleri. Çok güzel arkadaşlarım vardı. Çok şanslıymışız. MUTLULUĞUN RESMİNİ YAPABİLİR MİSİN ABİDİN? Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? işin kolayına kaçmadan ama gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil ne de ak örtüde elmaların ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? 1961 yazı ortalarındaki Küba’nın resmini yapabilir misin? Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad? NAZIM HİKMET BUNA NE TUAL YETERDİ NE BOYA... kokusu buram buram tüten limanda simit satan çocuklar martıların telaşı bambaşka işçiler gözler yolunu. inebilseydin o vapurdan ayağında Varna’nın tozu yüreğinde ince bir sızı. mavi gözlerinde yanıp tutuşan hasretle kucaklayabilseydim seninle, bir daha. davullar çalsa, zurnalar söyleseydi bağrımıza bassaydık seni Nazım, yapardım mutluluğun resmini başında delikanlı şapkan, kolların sıvalı, kavgaya hazır bahriyeli adımlarla düşüp yola gidebilseydik meserret kahvesine, ilk karşılaştığımız yere ve bir acı kahvemi içseydin. anlatsaydık o günlerden, geçmişten, gelecekten, ne günler biterdi, ne geceler... dinerdi tüm acılar seninle bir düş olurdu ayrılığımız, anılarda kalan. ve dolaşsaydık Türkiye’yi bir baştan bir başa. yattığımız yerler müze olmuş, sürgün şehirler cennet. işte o zaman Nazım, yapardım mutluluğun resmini buna da ne tual yeterdi; ne boya... ABİDİN DİNO |
Nietzsche
Bu mail her geldiğinde yeniden okuyorum. Ve yeniden beğeniyorum. İyice balık hafıza oldum galiba. Ama beni her seferinde vuruyor “Kaderini sev-belki seninki en iyisidir”
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.
Rüzgar alır götürür bulutu, rüzgarın oyuncağı olur.
Rüzgar olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı.
Rüzgar her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
Herşey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı...
Sırtında bir acı ile uyanır....
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ..
"Amor Fati - Nietzsche "
(Kaderini sev-belki seninki en iyisidir)
.
__,_._,___
Kendime Öğüt
Kendime Öğüt
Uslanma hiç hep deli kal
Büyüme sakın çocuk kal
Es deli deli böyle kal
Son harmanında sevdanın
Tüken toz toz savrula kal
Suçüstü bulmalı ölüm
Ölürken de sevdalı kal...
Aziz NESİN
Solbemol'den
Bu akşamı solbemol'e ayırdım. Bana benziyordu, sevdim onu.
Bazı şarkıları o da sevmiş benim gibi
AŞK DURDUKÇA |
| Yüksek Sadakat adlı grubun Katil ve Maktul adlı albümünden bir şarkıya takıldım bu gece.. |
http://fizy.com/s/101pwu
BUGÜN
Kubat'ın şahane yorumlamış olduğu bu şarkıyı mutlaka dinleyin..Sesiyle,sözüyle,çok dolu bir parça...
BUGÜN
SU GİBİ
Şimdi sen su olduğunu düşün. Su kadar özel,
su kadar faydalı ve su kadar çok... Tükenmez...
İnanıyorum ki, gerçekten de öylesin. Ama ister çesmelerden
dökül,
ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak, dibi olmayan bir
kovayı dolduramazsın.
Yani; seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın...
Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin...
Gürültünün parçası olursun sadece.
Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü; su nasılsa
burada,
lüzum yok ki suyu kana kana içmeye diye düsünürler...
Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!
Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden
su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi, hep sabahın
en sakin anını bekledi suyun durgun yerlerini bulabilmek için,
gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler. Onlar için
en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda...
Sen, hep bir su olduğunu düşün. Ama su gibi
yaşatıcı ol, su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü
değil!..
Sen bir su ol... Ama rahmet ol, afet değil!
Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma,
ocaklarını söndürme, sana felaket denmesin!
Su yüce Allahın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden
biri...
Suya benzediğini unutma! Su gibi özel, su gibi güzel,
su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez,
tükenmez olduğunu da unutma.
Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de
kiyametler koparıcı olabileceğini unutma...
Unutma; senin işin rahmet olmak, afet değil !
Vadiler varken önünde ve ovalar varken,
yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini
ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene.
Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe...
Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve
kaçılan olursun; seller, afetler gibi...
Tercih elindeydi hep ve hep de senin ellerinde olacak...
Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan
konuştuğun için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan
birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara!
Ama yapman gereken şu, değil mi?
Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini.
Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini,
kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin
anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini...
Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının
ne kadarı olduğunu düşüneceksin...
Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az
ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın...
Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde
olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında,
vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de
fikrini bildireceğin kişinin kıyıya yanaşmasını bekleyeceksin!..
Demeyeceksinki, ben canım isteyince giderim iskeleye,
vapur da o saniyede gelmek zorunda!..
Demeyeceksin ki, aklıma geleni aklıma geldiği biçimde
söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek,
anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!..
Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın,
ama maalesef değil...
Ağzını açıp şelaleden dökülen suyu içmeye çalışan
bir tavşan gördün mü hiç ?..
Veya önüne çıikan ağaçları dahi sürükleyen bir selden
susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü ?
Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler,
beyni olan her yaratık gibi!
Hadi... Sen şimdi su olduğunu düşün, ve kendini su gibi hisset...
Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı...
Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu
hatırla...
Ama yine su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini;
girebilmeyi öğren insanların damarlarına.
Hayat ver... Vazgeçilmez ol !!..
Muammer ERKUL
Victor HUGO'dan
Bir ileri bir geri her Adım bu kapının ardı demek
Sonunda boğulmak olsada benim o sularda yüzmem gerek
Anahtar deliğinden görünen bu küçücük manzara
Sana yetiyorsa yetsin benim o sularda yüzmem gerek
İFA
Gösterdim !
Gördü anlamına gelmez...
Söyledim !
Duydu anlamına gelmez...
Duydu !
Doğru anladı anlamına gelmez...
Anladı !
Hak verdi anlamına gelmez...
Hak verdi !
İnandı anlamına gelmez...
İnandı !
Uyguladı anlamına gelmez...
Uyguladı !
Sürdürecek anlamına gelmez...
Alıntı: solbemol den
Mevlana
Mevlana'nın çok güzel bir sözü vardır;
Solbemol'den alıntı
sevgiler
Shakespeare der ki..
İyi ol fakat çok iyi olma.
Birazcık huysuz ol fakat çok değil.
İçinden geliyorsa dua et. Eğer sana
rahatlık veriyorsa arada bir küfür de et.
Etrafındakilere mümkün olduğunca dostça
davran, müşfik ol..
Eğer bir gün
kötü davranmanı gerektirecek bir durum karşısında
kalırsan;
bağır, çağır, kır, dök ve unut!
Her zaman ve her yerde eline
geçen bütün saadeti yakala, en ufak bir
parçanın bile
kaçmasına izin verme.
Yaşa, her
şeyden önce yaşa ve sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş olduğun
için,
laf olsun diye günlerini geçirme.
Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar
şanslıysan; bütün kalbin, ruhun ve
bedeninle
sev!
Hayatını o şekilde yaşa ki; her
an kendi elini sıkabilesin ve her gün faydalı olan, hiç olmazsa bir şey
yap ki; gecelerin yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine "ben
elimden geleni yaptım" diyebilesin.
Düşüncelerin neyse hayatın da
odur.
Hayatın gidişini değiştirmek
istiyorsan düşüncelerini değiştir.
W. SHAKESPEARE
AMA SENİN
AMA SENİN
Daha nen olayım isterdin,
Onursuzunum senin!
CEMAL SÜREYA
Günün Sözü
|
Siz hic bir sarrafin bagirdigini duydunuz mu? Kiymetli mali olanlar bagirmaz. Domatesci, biberci bagirir da kuyumcu bagirmaz. Eskici bagirir ama antikaci bagirmaz. Insan bagirirken dusunemez. Dusunemeyenler ise hep kavga icindedir. Popcular, folkcular bogazlarini patlatana kadar bagirip duruyor. Ama Dede Efendi'yi okuyanlar bagirmiyor. Insanin kazandigi paradan degil, paranin kazandigi insandan korkulur. Necip Fazil Kisakurek |
Yavaş Yavaş Ölürler
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar
Pablo Neruda
Seninle olmanın en güzel yanı
Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.
Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.
Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...
Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.
Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.
Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.
Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.
Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
Nereden bileceksin?
Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken. Kıskanmazdım.
Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda sarhoş olmazdım.
Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..
Ama sen hiç benimle olmadın ki...
YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...
Can YÜCEL
SON
SON
Bütün ömrümce aradığımı bulduğumda
Oturup ağlayacağım
Bir deniz kıyısında
Ataol Behramoğlu (Antolojide yer alan “üçlükler” başlıklı şiirinden
Ey özgürlük!
Okunmus yapraklara, bembeyaz sayfalara yazarim adini
Yaldizli imgelere, toplara tüfeklere, krallarin tacina
En güzel gecelere, günün ak ekmegine, yazarim adini
Tarlalara ve ufka, kuslarin kanadina,
Gölgede degirmene yazarim.
Uyanmis patikaya, serilip giden yola,
Hinca hinç meydanlara adini ey Özgürlük.
Kapimin esigine, kabima kacagima, içindeki aleve,
Canlarin oyununa, uyanik dudaklara yazarim adini.
Yikilmis evlerime, sönmüs fenerlerime, derdimin duvarina,
Arzu duymaz yokluga, çirçiplak yalnizliga, yazarim adini.
Geri gelen sagliga, geçen her tehlikeye,
Yazarim ben adini, yazarim.
Bir sözün coskusuyla, dönüyorum hayata,
Senin için dogmusum, haykirmaya.
Ey özgürlük!
Bugün Pazar
bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne hürriyet, ne karım.
toprak, güneş ve ben...
bahtiyarım...
Paul Eluard
Kavuştu kocasına -adam güneşten geliyor
Bir sıcaklık getiriyor o kadar olur
Gülüyor günaydın diyor tatlı tatlı
Kucaklamadan önce birtanesini.
TAHİR İLE ZÜHRE
Tahir olmak ta ayıp değil
Zühre olmakta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil
Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte
yani yürekte....
Mesela bir barikatta döğüşerek
Mesela Kuzey Kutbu'nu keşfe giderken
Mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak ta ayıp değil
Zühre olmak ta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil..
Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir ayrılmak istersen dünyadan ama o senden ayrılacak yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık Yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahir'liğinden Tahir olmak ta ayıp değil Zühre olmak ta Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil...
Nazım Hikmet Ran
( 1902 - 1963 )
Çizgi
Günlerden bir akşam üstü
Yolda tozlar uçuşuyordu
Her biri kendi başına birer dünya
Dünyalardan birinde bir insan
İnsanın avucunda bir çizgi
Çizginin ucunda bir son
Sonda bir gün ağarıyordu
Bir çocuk doğmuş yol üstünde
Yummuş avucunu ağlıyordu
B.Ecevit
Pulumur'un Yaşsız Kadını
Pulumur'un Yaşsız Kadını Pulumur'un bir dağ köyünde gördüm onuYaşını sordum, bir giz gibi güldü Kimi seksen dedi köylülerden, kimi yüz Yüzüne baktım... bir giz gibi güldü Bir asa vardı elinde Bir solmus krallığın Kadifeden harmanisi üzerinde Bir Hititliydi o, bir Selçuklu Bir Ermeniydi, bir Kürttü Bir Türk... Yaşını sordum, bir giz gibi güldü Koluma girdi bir soylu kadınca Tozlu koy yolunda sürükleyerek eteğini Beni bir tek gözlü sarayına götürdü Köy yapısı kulubesinin Zamanı onda yitirdim ben Yitik zamanlara onda eriştim En soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında Bir taç gibi kondu başıma Turkiyeliğim. |
Bülent Ecevit |
Aysel Git Başımdan
Bu şiirin özel bir anlamı var. Geçmişin anıları arasında özel bir anlamı. İnsanları yanlış değerlendiren bana, cevaptır, bu şiir.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Ölümüm birden olacak seziyorum.
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum.
Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
Dağıtır gecelerim sarışınlığını
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Benim için kirletme aydınlığını,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Islığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
Yanlış şehirlere götürür trenlerim.
Ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.
Acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
Sevindiğim anda sen üzülürsün.
Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
Aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
Sakın başka bir şey getirme aklına.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
Aysel git başımdan seni seviyorum...
Attila İlhan
RESSAM
Kızının
resmini
yapıyordu
ressam.
Ama
kızı
ayışığı gibi
süzülüp
kaçtı tablodan
Langston Hughes
MIZIKACI ÇOCUK
“Boynuna o yeşil fuları takma çocuk Gece trenlerine binme kaybolursun Sokaklarda mızıka çalma çocuk Vurulursun”
Korkusu kalmış içimizde terkedilmiş çocukların,
Yitik yüzlü fotoğraflar duruyor siyah-beyaz.
Kırık bir vazo masanın ortasında,
Yıkık dökük odada,
Susuz ve çiçeksiz..
Tasını tarağını toplayıp gidiyor gökyüzü tepemizden,
Korkusunu bırakıyor içimize,
Karanlığını.
Yalnızlık gibi bir şey düşüveriyor yüreğimizden,
Korkusu kalıyor içimizde,
Susuzluğu..
Ne vakit kalırsa insan korkusuyla bir başına
Ve yalnızlığı çığ gibi büyüyorsa,
Sabahları erken kalkmalı daima,
Traş olmalı,
Saçını sakalını taramalı
Ve en güzel giysilerle çıkmalı sokağa
Ki gün doğmuyorsa bir daha
Ve inancın kefesi bundan yanaysa
Ve artık ölümse korkunun soğuk adı,
Düşüvermişse yüreğimize,
Yapacak bir şey kalmamıştır,
Mutluluk adına...
Atilla İlhan
Mavi Gözyaşları
|
EMPERYAL OTELİ -Atilla İlhan
Lise ve üniversitede kendi şiir günlüklerimi oluşturmutum. Oradaki şiirleri bloguma almaya başlıyorum. En sevdiklerimden;
EMPERYAL OTELİ -Atilla İlhan
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
sımsıcak bir merhaba diyecektim
başımı usulca dizine koyacaktım
dört gün dört gece susacaktım
yağmur sönecekti yanacaktı
sameland seferden dönecekti
duvardaki saat duracaktı
kalbim kendiliğinden duracaktı
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
emperyal otelinde bu sonbahar
bu camların nokta nokta hüznü
bu bizim berheva olmuşluğumuz
bir nokta bir hat kalmışlığımız
bu rezil bu çarşamba günü
intihar etmiş kötümser yapraklar
öksürüklü aksırıklı bu takvim
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
sesleri liman sislerinde boğulur
gemiler yorgun ve uykuludur
sabahtır saat beş buçuktur
sen kollarımın arasındasın
onlar gibi değilsin sen başkasın
bu senin gözlerin gibisi yoktur
adamın rüyasına rüyasına sokulur
aklının içinde siyah bir vapur
kıvranır insaf nedir bilmez
otelin penceresinde duracaktın
şehri karanlıkta görecektin
karanlıkta yağmuru görecektin
saçların ıslanacak ıslanacaktı
kış geceleri gibi uzun uzun
tek damla gözyaşı dökmeksizin
maria dolores ağlayacaktı
istanbul'u yağmur tutacaktı
bütün bir gün iş arayacaktım
sana bir türkü getirecektim
kulaklarımız çınlayacaktı
emperyal oteli'nin resmini çektim
akşam saçaklarından damlıyordu
kapısında durmanı söylemiştim
yüzün zambaklara benziyordu
cumhuriyet bahçesi'nde insanlar geziyordu
tepebaşı'ndaki küçük yahudiler
asmalımesçit'teki rum kemancı
böyle rüzgarsız kalmışlığımız
bu bizim çektiğimiz sancı
el ele tutuşmuş geziyordu
gazeteler cinayeti yazıyordu
haliç'e bir avuç kan dökülmüştü
emperyal oteli'nde üç gece kaldık
fazlasına paramız yetmiyordu
gözlerin gözlerimden gitmiyordu
dördüncü gece sokakta kaldık
karanlık bir türlü bitmiyordu
sirkeci garı'nda sabahladık
bilen bilmeyen bizi ayıpladı
halbuki kimlere kimlere başvurmadık
hiçbiri yüzümüze bakmıyordu
hiç kimse elimizden tutmuyordu
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun .... kanıma girdin ..... kabulümsün.
DUA
İşte Ataol Behramoğlu
HER ZAMAN, HER YERDE VE HER KONUDA BENIM DE KONUSMAM GEREKTIGI DÜSÜNCESINDEN BENI ARINDIR. ULU TANRIM
ÇEVREMDEKI INSANLARIN HAYATLARINI YÖNLENDIRME VE HATALARINI DÜZELTME ARZUSUNDAN BENI KURTAR.
KONUSURKEN GEREKSIZ DETAYLARI ANLATMAMAM IÇIN BEYNIMI SERBEST BIRAK VE BIR AN ÖNCE KONUSMANIN SONUNA VARMAMI SAGLA.
BASKALARININ AGRI VE ACILARINI DINLEYEBILME NEZAKET VE SABRINI VER VE BU ARADA KENDI AGRI VE SIZILARIMI ONLARA ANLATMAMAM IÇIN DUDAKLARIMI MÜHÜRLE (ÇÜNKÜ YILLAR GEÇIP YASLANDIGIMDA, AGRI VE SIZILAR ARTIYOR VE BUNLARDAN HERKESE BAHSETMEK BANA AYRI BIR ZEVK VERIYOR).
LÜTFEN TANRIM BANA ARADA SIRADA BENIM DE YANILABILECEGIM GERÇEGINI ÖGRET; BENI OLABILDIGINCE IYI INSAN YAP. BENI MELEK YAP DA DEMIYORUM, ZIRA BU TIP INSANLARLA YASAMAK ZORDUR.
TANRIM UMMADIGIMIZ YERLERDE GÜZEL SEYLER, BEKLEMEDIGIMIZ INSANLARIN GÜZEL ISLER YAPABILDIKLERINI GÖREBILMEMI SAGLA VE
BANA BUNU ONLARA SÖYLEYEBILME INCELIGINI VER.
BENI MANTIKLI BIR INSAN YAP, KÖTÜMSER YAPMA, BENIM INSANLARA YARDIMCI OLABILMEME YARDIMCI OL, FAKAT ONLARA HIÇ BIR ZAMAN PATRONLUK YAPMA HEVESI VERME BANA.
HER NE KADAR BENİM ÇOK DERİN BİR AKIL STOĞUM OLDUĞUNA VE
BU STOKTAN BAŞKALARININ DA FAYDALANMAMASININ ÇOK BÜYÜK KAYIP OLDUĞUNA İNANIYORSAM DA ULU TANRIM, BIRAKIN BUNU GÖSTERMEYEYİM. BÖYLECE HAYATIMIN SON DÖNEMİNDE
ETRAFIMDA BİRKAÇ ARKADAŞIM OLSUN İSTİYORUM.
Güven
Su, seni kaldıracak güce sahiptir.
Bu yüzden yüzmene gerek yoktur, teslim olursan o seni yüzdürür.
Tek yapman gereken kendini rahat bırakmaktır.
Su üzerinde huzurlu olduğunu hissederse seni kaldırır.
Dalgaları senin adına kulaç atar.
"Ne kadar güvenirsen, hayatın ırmağında o kadar az su yutarsın."
SUNAY AKIN'DAN BiR KIZ KULESi OYKUSU
1827 yılında Almanya'nın Brandenburg kentinde Karl adında bir çocuk dünyaya gelir. Babası müzik öğretmeni olan Karl, aile içinde baş gösteren huzursuzluklardan dolayı bir Fransız yetimhanesine gönderilir. Daha sonra gemilerde miço olarak çalışır. Hamburg'tan kalkan bir gemiyle İstanbul'a giderken henüz 12 yaşındadır.
Gemi İstanbul'a geldiğinde denize atlayan Karl, Kız Kulesi'ne yüzerek kaçar. Kendisini kurtaran Kız Kulesi'nin bekçisine gemiye geri dönmek
istemediğini söyler. İki ülke arasında küçük bir politik sorun yaşanır. Ama Osmanlı sadrazamı Ali Paşa sorunu çözer ve Karl'ı korumasına alır. Karl Mehmet Ali adını alır. Mehmet Ali, Kırım, Bosna ve Karadağ savaşlarından sonra 2. Abdülhamit döneminde paşa unvanını alır.
Mehmet Ali Paşa, 1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması'nda Osmanlı'yı temsil eden üç kişiden biri olur. Almanca, Fransızca, Yunanca, Farsça ve Arapça dillerinde şiirler yazan Mehmet Ali Paşa'nın dört kızı olur. Paşa'nın Leyla adındaki kızının da bir kızı olur; Celile.
Celile bir erkek çocuk doğurur: Şair Nâzım Hikmet! Görüldüğü gibi Karl'dan Nazım'a uzanan hikâyenin gösterdiği gibi, Kız Kulesi'nin her zaman hikâyeleri vardır. Eğer Kız Kulesi Karl'ı kurtarmasaydı , Nazım olmayacaktı.
Sunay AKIN
Yarım saat erkene kurulsun saatin
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine..
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı, hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı? Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun.. Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
Can Yücel
Arkana bakma.
Arkana bakma.
Geçmişte yapılan hatalara,
kaybedilmiş fırsatlara,
incinmiş duygulara,
kederli anlara bakma.
Tam aksine ileriye bak.
Yüzün ileriye dönük olsun.
Geleceğe yoğunlaş. Esas hatırlanması gereken işte budur.
Eşit olmasın diyorsanız, kadınla erkek…
Eşit olma
Kara çarşafa gir
Yobazın gazabından ürkerek…
Diyor
Kadınımız, kızımız;
Budur bizim alın yazımız…
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın diktiğiniz heykellerimi…
Fazla geldiy
Özlemini çekiyor
Saltanatın,
Hala önemini anlayamadıy
Millet olmanın…
Kul olun, ümmet kalın,
Fetva
Unutun tüm dediklerimi.
RAHAT BIRAKIN BENİ…”
Süleyman Apaydın’ın bu enfe
Ekleyecek bir şey yok…

Kategori: 
Ekim 12, 2009