MUTLULUĞUN RESMİNİ YAPABİLİR MİSİN ABİDİN?

Bu şiiri üniversitede Ülkü ile okurduk. Hatta tüm defterlerimin başında şiirler vardı ve bu şiirleri okula gelip giderken otobüslerde o kadar çok okurdum ki, ezberlerdim. Nazım, Atilla İlhan şiirleri.
Çok güzel arkadaşlarım vardı.  Çok şanslıymışız.


MUTLULUĞUN RESMİNİ YAPABİLİR MİSİN ABİDİN?


Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
1961 yazı ortalarındaki Küba’nın resmini yapabilir misin? Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm
ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad?
NAZIM HİKMET


BUNA NE TUAL YETERDİ NE BOYA...

kokusu buram buram tüten
limanda simit satan çocuklar
martıların telaşı bambaşka
işçiler gözler yolunu.
inebilseydin o vapurdan
ayağında Varna’nın tozu
yüreğinde ince bir sızı.
mavi gözlerinde yanıp tutuşan
hasretle kucaklayabilseydim
seninle, bir daha.
davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
bağrımıza bassaydık seni Nazım,
yapardım mutluluğun resmini
başında delikanlı şapkan,
kolların sıvalı, kavgaya hazır
bahriyeli adımlarla düşüp yola
gidebilseydik meserret kahvesine,
ilk karşılaştığımız yere
ve bir acı kahvemi içseydin.
anlatsaydık
o günlerden, geçmişten, gelecekten,
ne günler biterdi,
ne geceler...
dinerdi tüm acılar seninle
bir düş olurdu ayrılığımız,
anılarda kalan.
ve dolaşsaydık Türkiye’yi
bir baştan bir başa.
yattığımız yerler müze olmuş,
sürgün şehirler cennet.
işte o zaman Nazım,
yapardım mutluluğun resmini
buna da ne tual yeterdi;
ne boya...
ABİDİN DİNO
GönüL Çevrimdışı  

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataEkim 12, 2009

Nietzsche

Bu  mail her geldiğinde yeniden okuyorum. Ve yeniden beğeniyorum. İyice balık hafıza oldum galiba. Ama beni her seferinde vuruyor  “Kaderini sev-belki seninki en iyisidir”

 
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.
Rüzgar alır götürür bulutu, rüzgarın oyuncağı olur.
Rüzgar olmak ister bu kez.  Ona da "Ol" der Tanrı.
 
Rüzgar her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
Herşey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
 
Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da  izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı...
Sırtında bir acı ile uyanır....
 
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ..

"Amor Fati - Nietzsche "
(Kaderini sev-belki seninki en iyisidir)
.

__,_._,___

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataEkim 12, 2009

Kendime Öğüt

Kendime Öğüt

Uslanma hiç hep deli kal
Büyüme sakın çocuk kal
Es deli deli böyle kal
Son harmanında sevdanın
Tüken toz toz savrula kal
Suçüstü bulmalı ölüm
Ölürken de sevdalı kal...

 

Aziz NESİN

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataEylül 19, 2009

Solbemol'den

Bu akşamı solbemol'e ayırdım. Bana benziyordu, sevdim onu.

Bazı şarkıları o da sevmiş benim gibi


AŞK DURDUKÇA

Yüksek Sadakat adlı grubun Katil ve Maktul adlı albümünden bir şarkıya takıldım bu gece..

http://fizy.com/s/101pwu



BUGÜN

Kubat'ın şahane yorumlamış olduğu bu şarkıyı mutlaka dinleyin..Sesiyle,sözüyle,çok dolu bir parça...


http://fizy.com/s/10391g



 

BUGÜN
 SU GİBİ

 

 Şimdi sen su olduğunu düşün. Su kadar özel,
su kadar faydalı ve su kadar çok... Tükenmez...

İnanıyorum ki, gerçekten de öylesin. Ama ister çesmelerden
dökül,
ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak, dibi olmayan bir
kovayı dolduramazsın.
Yani; seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın...

Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin...
Gürültünün parçası olursun sadece.

Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü; su nasılsa
burada,
lüzum yok ki suyu kana kana içmeye diye düsünürler...
Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!

Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden
su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi, hep sabahın
en sakin anını bekledi suyun durgun yerlerini bulabilmek için,
gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler. Onlar için
en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda...

Sen, hep bir su olduğunu düşün.  Ama su gibi
yaşatıcı ol, su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü
değil!..
Sen bir su ol... Ama rahmet ol, afet değil!
Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma,
ocaklarını söndürme, sana felaket denmesin!

Su yüce Allahın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden
biri...
Suya benzediğini unutma! Su gibi özel, su gibi güzel,
su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez,
tükenmez olduğunu da unutma.
Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de
kiyametler koparıcı olabileceğini unutma...

Unutma; senin işin rahmet olmak, afet değil !
Vadiler varken önünde ve ovalar varken,
yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini
ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene.

Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe...
Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve
kaçılan olursun; seller, afetler gibi...

Tercih elindeydi hep ve hep de senin ellerinde olacak...
Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan
konuştuğun için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan
birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara!

Ama yapman gereken şu, değil mi?
Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini.
Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini,
kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin
anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini...

Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının
ne kadarı olduğunu düşüneceksin...
Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az
ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın...

Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde
olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında,
vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de
fikrini bildireceğin kişinin kıyıya yanaşmasını bekleyeceksin!..


Demeyeceksinki, ben canım isteyince giderim iskeleye,
vapur da o saniyede gelmek zorunda!..
Demeyeceksin ki, aklıma geleni aklıma geldiği biçimde
söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek,
anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!..

Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın,
ama maalesef değil...
Ağzını açıp şelaleden dökülen suyu içmeye çalışan
bir tavşan gördün mü hiç ?..
Veya önüne çıikan ağaçları dahi sürükleyen bir selden
susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü ?
Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler,
beyni olan her yaratık gibi!

Hadi... Sen şimdi su olduğunu düşün, ve kendini su gibi hisset...
Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı...
Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu
hatırla...

Ama yine su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini;
girebilmeyi öğren insanların damarlarına.
Hayat ver... Vazgeçilmez ol !!..

Muammer ERKUL

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataEylül 19, 2009

Victor HUGO'dan

Bir ileri bir geri her Adım bu kapının ardı demek
Sonunda boğulmak olsada benim o sularda yüzmem gerek
Anahtar deliğinden görünen bu küçücük manzara
Sana yetiyorsa yetsin benim o sularda yüzmem gerek
 

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataEylül 19, 2009

İFA

Gösterdim !
Gördü anlamına gelmez...
Söyledim !
Duydu anlamına gelmez...
Duydu !
Doğru anladı anlamına gelmez...
Anladı !
Hak verdi anlamına gelmez...
Hak verdi !
İnandı anlamına gelmez...
İnandı !
Uyguladı anlamına gelmez...
Uyguladı !
Sürdürecek anlamına gelmez...

Alıntı: solbemol den

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataEylül 19, 2009

Mevlana

Mevlana'nın çok güzel bir sözü vardır;


''Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsün gülistan olursun. Diken düşünürsün dikenlik olursun.''....


Solbemol'den alıntı
sevgiler

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataEylül 19, 2009

Shakespeare der ki..

 İyi ol fakat çok iyi olma.
Birazcık huysuz ol fakat çok değil.

 
İçinden geliyorsa dua et. Eğer sana
rahatlık veriyorsa arada bir küfür de et.

 
Etrafındakilere mümkün olduğunca dostça
davran, müşfik ol..

 
Eğer bir gün
kötü davranmanı gerektirecek bir durum karşısında
kalırsan;
bağır, çağır, kır, dök ve unut!

 
Her zaman ve her yerde eline
geçen bütün saadeti yakala, en ufak bir
parçanın bile
kaçmasına izin verme.

Yaşa, her
şeyden önce yaşa ve sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş olduğun
için,
laf olsun diye günlerini geçirme.

 
Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar
şanslıysan; bütün kalbin, ruhun ve
bedeninle
sev!

 
Hayatını o şekilde yaşa ki; her
an kendi elini sıkabilesin ve her gün faydalı olan, hiç olmazsa bir şey
yap ki; gecelerin yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine "ben
elimden geleni yaptım" diyebilesin.

Düşüncelerin neyse hayatın da
odur.

 
Hayatın gidişini değiştirmek
istiyorsan düşüncelerini değiştir.
 
                                                                  W. SHAKESPEARE

categoria Kategori: siir | commentoYorum (1) dataEylül 14, 2009

AMA SENİN

AMA SENİN

Daha nen olayım isterdin,
Onursuzunum senin!

CEMAL SÜREYA
 

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataHaziran 28, 2009

Günün Sözü

 

Siz hic bir sarrafin bagirdigini duydunuz mu?

Kiymetli mali olanlar bagirmaz.

Domatesci, biberci bagirir da kuyumcu bagirmaz.

Eskici bagirir ama antikaci bagirmaz.

Insan bagirirken dusunemez. Dusunemeyenler ise hep kavga icindedir.

Popcular, folkcular bogazlarini patlatana kadar bagirip duruyor.

Ama Dede Efendi'yi okuyanlar bagirmiyor.

Insanin kazandigi paradan degil, paranin kazandigi insandan korkulur.

Necip Fazil Kisakurek

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataHaziran 13, 2009

Yavaş Yavaş Ölürler

 

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar

Pablo Neruda

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataHaziran 5, 2009

Seninle olmanın en güzel yanı

 Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.
Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.
Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...
Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.
Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.
Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.
Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.
Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
Nereden bileceksin?
Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken. Kıskanmazdım.
Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda sarhoş olmazdım.
Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..
Ama sen hiç benimle olmadın ki...

YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...

Can YÜCEL

 

 

 

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataMayıse 19, 2009

SON

SON

Bütün ömrümce aradığımı bulduğumda
Oturup ağlayacağım
Bir deniz kıyısında

Ataol Behramoğlu (Antolojide yer alan “üçlükler” başlıklı şiirinden

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataMayıse 18, 2009

Ey özgürlük!

Okulda defterime, sirama agaçlara, yazarim adini
Okunmus yapraklara, bembeyaz sayfalara yazarim adini
Yaldizli imgelere, toplara tüfeklere, krallarin tacina
En güzel gecelere, günün ak ekmegine, yazarim adini
Tarlalara ve ufka, kuslarin kanadina,
Gölgede degirmene yazarim.
Uyanmis patikaya, serilip giden yola,
Hinca hinç meydanlara adini ey Özgürlük.

Kapimin esigine, kabima kacagima, içindeki aleve,
Canlarin oyununa, uyanik dudaklara yazarim adini.
Yikilmis evlerime, sönmüs fenerlerime, derdimin duvarina,
Arzu duymaz yokluga, çirçiplak yalnizliga, yazarim adini.
Geri gelen sagliga, geçen her tehlikeye,
Yazarim ben adini, yazarim.
Bir sözün coskusuyla, dönüyorum hayata,
Senin için dogmusum, haykirmaya.
Ey özgürlük!

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataMayıse 18, 2009

Bugün Pazar

bugün pazar.
bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.

sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne hürriyet, ne karım.
toprak, güneş ve ben...
bahtiyarım...

categoria Kategori: siir | commentoYorum (2) dataMayıse 18, 2009

Paul Eluard

Bütün mutlu kadınlar
Kavuştu kocasına -adam güneşten
geliyor
Bir sıcaklık getiriyor o kadar olur
Gülüyor günaydın diyor tatlı tatlı
Kucaklamadan önce birtanesini.

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataMayıse 18, 2009

TAHİR İLE ZÜHRE

Tahir olmak ta ayıp değil
Zühre olmakta 
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil
Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte
yani yürekte....
Mesela bir barikatta döğüşerek
Mesela Kuzey Kutbu'nu keşfe giderken
Mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak ta ayıp değil
Zühre olmak ta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil..

Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir ayrılmak istersen dünyadan ama o senden ayrılacak yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık Yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahir'liğinden Tahir olmak ta ayıp değil Zühre olmak ta Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil...

 


Nazım Hikmet Ran
( 1902  - 1963 )

 

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataMayıse 18, 2009

Çizgi


Günlerden bir akşam üstü
Yolda tozlar uçuşuyordu
Her biri kendi başına birer dünya

Dünyalardan birinde bir insan
İnsanın avucunda bir çizgi
Çizginin ucunda bir son

Sonda bir gün ağarıyordu
Bir çocuk doğmuş yol üstünde
Yummuş avucunu ağlıyordu

B.Ecevit

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataMayıse 12, 2009

Pulumur'un Yaşsız Kadını

Pulumur'un Yaşsız Kadını

Pulumur'un bir dağ köyünde gördüm onu
Yaşını sordum, bir giz gibi güldü
Kimi seksen dedi köylülerden, kimi yüz
Yüzüne baktım... bir giz gibi güldü
Bir asa vardı elinde
Bir solmus krallığın
Kadifeden harmanisi üzerinde
Bir Hititliydi o, bir Selçuklu
Bir Ermeniydi, bir Kürttü
Bir Türk...
Yaşını sordum, bir giz gibi güldü
Koluma girdi bir soylu kadınca
Tozlu koy yolunda sürükleyerek eteğini
Beni bir tek gözlü sarayına götürdü
Köy yapısı kulubesinin
Zamanı onda yitirdim ben
Yitik zamanlara onda eriştim
En soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında
Bir taç gibi kondu başıma Turkiyeliğim.
 

Bülent Ecevit

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataMayıse 12, 2009

Aysel Git Başımdan

Bu şiirin özel bir anlamı var. Geçmişin anıları arasında özel bir anlamı. İnsanları yanlış değerlendiren bana, cevaptır, bu şiir.


Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Ölümüm birden olacak seziyorum.
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum.

Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
Dağıtır gecelerim sarışınlığını
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Benim için kirletme aydınlığını,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

Islığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
Yanlış şehirlere götürür trenlerim.
Ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.
Acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.

Sevindiğim anda sen üzülürsün.
Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
Aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
Sakın başka bir şey getirme aklına.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
Aysel git başımdan seni seviyorum...

 Attila İlhan

categoria Kategori: siir | commentoYorum (1) dataMayıse 12, 2009

RESSAM

Kızının
resmini
yapıyordu
ressam.

Ama
kızı
ayışığı gibi
süzülüp
kaçtı tablodan

 Langston Hughes

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataMayıse 12, 2009

MIZIKACI ÇOCUK

 

“Boynuna o yeşil fuları takma çocuk

Gece trenlerine binme kaybolursun

Sokaklarda mızıka çalma çocuk

Vurulursun”

 
Korkusu kalmış içimizde terkedilmiş çocukların,
Yitik yüzlü fotoğraflar duruyor siyah-beyaz.
Kırık bir vazo masanın ortasında,
Yıkık dökük odada,
Susuz ve çiçeksiz..

Tasını tarağını toplayıp gidiyor gökyüzü tepemizden,
Korkusunu bırakıyor içimize,
Karanlığını.
Yalnızlık gibi bir şey düşüveriyor yüreğimizden,
Korkusu kalıyor içimizde,
Susuzluğu..
Ne vakit kalırsa insan korkusuyla bir başına
Ve yalnızlığı çığ gibi büyüyorsa,
Sabahları erken kalkmalı daima,
Traş olmalı,
Saçını sakalını taramalı
Ve en güzel giysilerle çıkmalı sokağa
Ki gün doğmuyorsa bir daha
Ve inancın kefesi bundan yanaysa
Ve artık ölümse korkunun soğuk adı,
Düşüvermişse yüreğimize,
Yapacak bir şey kalmamıştır,
Mutluluk adına...

Atilla İlhan

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataMayıse 12, 2009

Mavi Gözyaşları

 Maviyi severim, içinde mavilikler olan bir çok şiiri sevdim.
 

Mavi Gözyaşları

'Yaslamış başını bir yosun taşına balık,
Ağlıyordu...
Gözlerimle gördüm :
Gözyaşları maviydi...'


5 Ocak 1970
 

Fethi Giray

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataMayıse 11, 2009

EMPERYAL OTELİ -Atilla İlhan

Lise ve üniversitede kendi şiir günlüklerimi oluşturmutum. Oradaki şiirleri bloguma almaya başlıyorum. En sevdiklerimden;


EMPERYAL OTELİ   -Atilla İlhan
 

ben hiç böylesini görmemiştim

vurdun kanıma girdin itirazım var

sımsıcak bir merhaba diyecektim

başımı usulca dizine koyacaktım

dört gün dört gece susacaktım

yağmur sönecekti yanacaktı

sameland seferden dönecekti

duvardaki saat duracaktı

kalbim kendiliğinden duracaktı
ben hiç böylesini görmemiştim

vurdun kanıma girdin itirazım var


emperyal otelinde bu sonbahar

bu camların nokta nokta hüznü

bu bizim berheva olmuşluğumuz

bir nokta bir hat kalmışlığımız

bu rezil bu çarşamba günü

intihar etmiş kötümser yapraklar

öksürüklü aksırıklı bu takvim

ben hiç böylesini görmemiştim

vurdun kanıma girdin itirazım var


sesleri liman sislerinde boğulur

gemiler yorgun ve uykuludur

sabahtır saat beş buçuktur

sen kollarımın arasındasın

onlar gibi değilsin sen başkasın

bu senin gözlerin gibisi yoktur

adamın rüyasına rüyasına sokulur

aklının içinde siyah bir vapur

kıvranır insaf nedir bilmez

otelin penceresinde duracaktın

şehri karanlıkta görecektin

karanlıkta yağmuru görecektin

saçların ıslanacak ıslanacaktı

kış geceleri gibi uzun uzun

tek damla gözyaşı dökmeksizin

maria dolores ağlayacaktı

istanbul'u yağmur tutacaktı

bütün bir gün iş arayacaktım

sana bir türkü getirecektim

kulaklarımız çınlayacaktı

emperyal oteli'nin resmini çektim

akşam saçaklarından damlıyordu

kapısında durmanı söylemiştim

yüzün zambaklara benziyordu

cumhuriyet bahçesi'nde insanlar geziyordu

tepebaşı'ndaki küçük yahudiler

asmalımesçit'teki rum kemancı

böyle rüzgarsız kalmışlığımız

bu bizim çektiğimiz sancı

el ele tutuşmuş geziyordu

gazeteler cinayeti yazıyordu

haliç'e bir avuç kan dökülmüştü

emperyal oteli'nde üç gece kaldık

fazlasına paramız yetmiyordu

gözlerin gözlerimden gitmiyordu

dördüncü gece sokakta kaldık

karanlık bir türlü bitmiyordu

sirkeci garı'nda sabahladık

bilen bilmeyen bizi ayıpladı

halbuki kimlere kimlere başvurmadık

hiçbiri yüzümüze bakmıyordu

hiç kimse elimizden tutmuyordu

ben hiç böylesini görmemiştim

vurdun .... kanıma girdin ..... kabulümsün.

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataMayıse 11, 2009

DUA

İşte Ataol Behramoğlu'nun 'Ulu Tanrım' diye başlayan duası...

 
 
HER ZAMAN, HER YERDE VE HER KONUDA BENIM DE   KONUSMAM GEREKTIGI DÜSÜNCESINDEN BENI ARINDIR.  ULU TANRIM

 
  

ÇEVREMDEKI INSANLARIN HAYATLARINI YÖNLENDIRME VE HATALARINI DÜZELTME ARZUSUNDAN BENI KURTAR.

  

KONUSURKEN GEREKSIZ DETAYLARI ANLATMAMAM IÇIN BEYNIMI SERBEST BIRAK VE BIR AN ÖNCE KONUSMANIN SONUNA VARMAMI SAGLA.

  

BASKALARININ AGRI VE ACILARINI DINLEYEBILME  NEZAKET VE SABRINI VER VE BU ARADA KENDI AGRI VE SIZILARIMI ONLARA ANLATMAMAM IÇIN DUDAKLARIMI MÜHÜRLE  (ÇÜNKÜ YILLAR GEÇIP YASLANDIGIMDA, AGRI VE SIZILAR ARTIYOR VE BUNLARDAN HERKESE BAHSETMEK BANA AYRI BIR ZEVK VERIYOR).

 
 

LÜTFEN TANRIM BANA ARADA SIRADA BENIM DE YANILABILECEGIM GERÇEGINI ÖGRET; BENI OLABILDIGINCE IYI INSAN YAP. BENI MELEK YAP DA DEMIYORUM, ZIRA BU TIP INSANLARLA YASAMAK ZORDUR.

 

TANRIM UMMADIGIMIZ YERLERDE GÜZEL SEYLER, BEKLEMEDIGIMIZ INSANLARIN GÜZEL ISLER YAPABILDIKLERINI GÖREBILMEMI SAGLA VE

BANA BUNU ONLARA  SÖYLEYEBILME INCELIGINI VER.

  

BENI MANTIKLI BIR INSAN YAP, KÖTÜMSER YAPMA, BENIM INSANLARA YARDIMCI OLABILMEME YARDIMCI OL,  FAKAT ONLARA HIÇ BIR ZAMAN PATRONLUK YAPMA HEVESI VERME BANA.

 

HER NE KADAR BENİM ÇOK DERİN BİR AKIL STOĞUM OLDUĞUNA VE

BU STOKTAN BAŞKALARININ DA FAYDALANMAMASININ ÇOK BÜYÜK KAYIP OLDUĞUNA İNANIYORSAM DA ULU TANRIM, BIRAKIN BUNU GÖSTERMEYEYİM.  BÖYLECE HAYATIMIN SON DÖNEMİNDE

ETRAFIMDA BİRKAÇ ARKADAŞIM OLSUN İSTİYORUM.

 

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataNisan 14, 2009

Güven

Su, seni kaldıracak güce sahiptir.
Bu yüzden yüzmene gerek yoktur, teslim olursan o seni yüzdürür.
Tek yapman gereken kendini rahat bırakmaktır.
Su üzerinde huzurlu olduğunu hissederse seni kaldırır.
Dalgaları senin adına kulaç atar.
"Ne kadar güvenirsen, hayatın ırmağında o kadar az su yutarsın."
 
 

categoria Kategori: siir | commentoYorum (1) dataNisan 14, 2009

SUNAY AKIN'DAN BiR KIZ KULESi OYKUSU


1827 yılında Almanya'nın Brandenburg kentinde Karl adında bir çocuk dünyaya gelir. Babası müzik öğretmeni olan Karl, aile içinde baş gösteren huzursuzluklardan dolayı bir Fransız yetimhanesine gönderilir. Daha sonra gemilerde miço olarak çalışır. Hamburg'tan kalkan bir gemiyle İstanbul'a giderken henüz 12 yaşındadır.
Gemi İstanbul'a geldiğinde denize atlayan Karl, Kız Kulesi'ne yüzerek kaçar. Kendisini kurtaran Kız Kulesi'nin bekçisine gemiye geri dönmek
istemediğini söyler. İki ülke arasında küçük bir politik sorun yaşanır. Ama Osmanlı sadrazamı Ali Paşa sorunu çözer ve Karl'ı korumasına alır. Karl Mehmet Ali adını alır. Mehmet Ali, Kırım, Bosna ve Karadağ savaşlarından sonra 2. Abdülhamit döneminde paşa unvanını alır.
Mehmet Ali Paşa, 1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması'nda Osmanlı'yı temsil eden üç kişiden biri olur. Almanca, Fransızca, Yunanca, Farsça ve Arapça dillerinde şiirler yazan Mehmet Ali Paşa'nın dört kızı olur. Paşa'nın Leyla adındaki kızının da bir kızı olur; Celile.
 Celile bir erkek çocuk doğurur: Şair Nâzım Hikmet! Görüldüğü gibi Karl'dan Nazım'a uzanan hikâyenin gösterdiği gibi, Kız Kulesi'nin her zaman hikâyeleri vardır. Eğer Kız Kulesi Karl'ı kurtarmasaydı , Nazım olmayacaktı.
Sunay AKIN

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataNisan 14, 2009

Yarım saat erkene kurulsun saatin

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine..
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı, hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı? Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun.. Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?

Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!


Can Yücel
 

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataNisil 6, 2009

Arkana bakma.

Arkana bakma.
Geçmişte yapılan hatalara,
kaybedilmiş fırsatlara,
incinmiş duygulara,
kederli anlara bakma.
Tam aksine ileriye bak.
Yüzün ileriye dönük olsun.
Geleceğe yoğunlaş. Esas hatırlanması gereken işte budur.
 

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataOcak 26, 2009

Eşit olmasın diyorsanız, kadınla erkek…

 Eşit olmasın diyorsanız, kadınla erkek…

Kara çarşafa girsin diyorsanız,

Yobazın gazabından ürkerek…

Diyorsanız ki, okumasın

Kadınımız, kızımız;

Budur bizim alın yazımız…

Unutun tüm dediklerimi.

Yıkın diktiğiniz heykellerimi…

 
 
 
 

Fazla geldiyse size, hürriyet, cumhuriyet…

Özlemini çekiyorsanız,

Saltanatın, sultanın…

Hala önemini anlayamadıysanız,

Millet olmanın…

Kul olun, ümmet kalın,

Fetvasını bekleyin, şeyhülislamın…

Unutun tüm dediklerimi.

RAHAT BIRAKIN BENİ…” 

Süleyman Apaydın’ın bu enfes şiirine

Ekleyecek bir şey yok…

 

categoria Kategori: siir | commentoYorum (yok) dataEylül 17, 2008