Her hakikatın içinde yanlış her yanlışın içinde bir miktar doğru her olumsuzun içinde bir olumluluk her olumlunun içinde olumsuzluk. Nereden ,nasıl ve kim tarafından hangi kriterlerle bakıldığı, neyin ön plana neyin geri plana bırakıldığına bağlı olarak da değişebilir.
Asider grubunda paylaşılan 'Müslümanlar neden güçsüz' adlı yazı üyesi olduğum birkaç grub tarafından da geldi.O kadar çok kişi tarafından geldi ki sanki kanal değiştirdikçe karşınıza çıkan saçları canlandıran şampuan reklamı gibi oldu.
İnsanların mensup oldukları /bağlarının olduğu dinlere göre kategorize ederek yaptıklarını anlatan yazıda ismen belirtilen kişiler ve yaptıkları hakkında bir yanlışlama yapmak mümkün değil. Ancak kurulan neden sonuç ilişkilerinde, eksiklikler, yanlışlıklar olduğunu da göz ardı edemeyiz.
Öncelikle kategoriyi şu veya bu dinden insanlar diye yapmak ne kadar da hatalı bir yaklaşım. Bunu şöyle de yapabiliriz: Bu düşünür ve bilim insanlarının çoğu dikkat edilirse Batılı ülkelerde kaba bir genelleme ile 17 yy ve 21 yy arasında yaşamış insanlar. Bu devirde batı medeniyeti şaha kalkmıştır. Bu şaha kalkış reform ve rönesans hareketlerinin ortaya konuluşu ile start almıştır. Ancak bu dönemler ve akabindekiler direk veya endirek ana maddi desteğini merkantalizm'den , sömürgecilikten almıştır.Yapılan kategorizasyon gibi düşünecek olursak bunları yapanlar da sözü edilen din bağlantılı insanlardı(dinleri tenzih ederek). Dünyanın geri kalan kısmına kan kusturarak elde edilen değerlerden bir kısmı finans gücü olmuştur.Sanatçıları bilim adamlarını koruyan destekleyen dönemin mesenleri bu parayı gökten inen zembillere el atarak edinmiyorlardı. Keza bu dönem ana bilimsel ve düşünsel arka planını Doğu'dan ve Orta Doğu'dan almıştır. Tek başına Rönesansın ana beşiği İtalya'yı değerlendirecek olursak ilk üniversite yapıları Arap –İslam ekollerinden almıştır. 11. yüzyılda İtalya , Fransa ve İspanya'dan bir çok öğrenci İslam coğrafyasındaki medreselerde tıp astronomi matematik felsefe gibi çeşitli alanlarda eğitim görerek Avrupa'da açılacak üniversitelerde prof adayı olmuşlardır.(Çağımızda tersi sözkonusu) Yanısıra Paris , Oxford, Köln, Sicilya, Napoli üniversiteleri müslüman eğitim modeli üzerine kurulmuştur. Batılı üniversitelerde okutulan temel kaynaklar uzun bir süre (kimyada Caber bin Hayyan, geometride Cabir bin Hayyan, Muhammet bin Musa, felsefede Farabi İbni Rüşt, tıpta İbni Sina,Çiçek ve Kızamık hastalıklarının aşılarına dair ilk çalışmalar yapan İranlı Abubekir El Razi , fizikte El Kindi eserleri olarak kalmıştır. Simya alanında yapılan çalışmalarla Diyasar, nitrik asidi,Asil Berhil fosfor yapımını keşfetmiştir." Batının kullandığı ilaçların yarıdan fazlası İslam dünyasından gelmiştir. Tıptaki başarılar çok bilinir.60-70 yıl önce,kanın küçük dolaşımının Michel Servet' den 3 yy. önce Arap'ların bulduğu anlaşılmıştır"*
İslam 800-1200 yıllar arasında bilimsel ve düşünsel gelişmenin öncülüğünü yürütmüştür. 750-800 lü yıllarda Abbasiler devrinde Bağdatta etkili olan Buveyhoğulları döneminde hastane ve rasathane kurulur. Kağıt üretimi için ilk kağıt fabrikası kurulur. Bağdat'taki Dar'ük Hikme'de 1 milyon kitap vardı." Arap parası Dinar uzun süre Avrupa'nın başlıca parasıydı. Güney Fransa ve İtalya, Sicilya ve İspanya'daki Müslümanlardan şeker üretimini öğrendi. Venedik; Antakya'nın cam işlerini taklit ediyordu. Avrupa pamuklu,kadife halı ve nakışlı diba dokuma yöntemini Araplardan öğrendi. Avrupa'ya barutu,topu veren,en iyi çelik üretimini öğreten,pusulayı,pamuktan ucuz kağıt yapımını,metalürjiyi,matbaacılığı öğretenler Müslümanlardır."** Hristyan Batı'nın kapattığı Sokrates-Eflatun- Aristoteles geleneğindeki Atina felsefe okullarından kaçan düşünürler Suriye ve Mısır'a sığınmışlardır. Batı, Helen felsefesini gerisin geriye gene Arap kaynaklardan yaptığı tercümelerle yeniden öğrenmiştir.
Şimdi asıl soruyu sormak gerek yaklaşık 900 yıl önce insanlık medeniyetinin bayraktarlığını yapan bu insanlara ne oldu da bu bayrağı başkasına kaptırdılar da bayrağı uzaktan dahi selamlayamıyorlar?. Bunlar o dönemde Müslüman değillerdi de şimdi mi Müslümanlar ?
1200'lerde İslam coğrafyasının uğradığı Moğol istilası ekonomik ve siyasi anlamda her şeyi tepe taklak ettiği gibi Moğollar girdikleri her yerde kütüphaneleri yerle bir etmiş bulunan tüm eserleri iz bırakmazcasına cayır cayır yakmıştır.Bu yıkıma paralel olarak bölgede ortaya çıkan egemenler de İslam'ın Hz. Muhammed ve Ehlibeyti'nin düşünce sistematiğinden çok eleştirel aklı durduran Gazali felsefesine uygun ve bağnaz bir din yorumunu kabul edip dayatmışlardır. Dananın kuyruğu burada kopmuştur.Kuyruğu burada bırakalım yazarın söylemini (istemeden) kullanarak diğer kesimlere bakalım.
Yahudilerin maruz kaldıkları sürgünler ve ayrımcılık, dışlanmışlık nedeniyle sanayi devrimi öncesinde toprak işleriyle sosyolojik durumları gereği uğraşamamaları şehir kültürünün ağır basmasına, esnaflık, finans, eğitim gerektiren mesleklerin tercih edilmesine neden olmuştur. Büyük göçlerinden evvel -Ortadoğu'da, Hazar bölgesinde yaşarlarken- o dönemlerin düşünür ve bilim adamları arasında ağırlıkla onların olduğu görülmez. Ancak istilacılar onları yaşadıkları yerlerden koparıp çeşitli yerlere dağıldıktan ve zor şartlar kısıtlamalar altında yaşamaya başladıktan sonra bilim ve sanat gibi alanlarda başarılarının arttığına dikkat edilmelidir.Bu durum ve öncesini din temelli ele almak hiçbir doğru ile örtüşmez.Halen kendi aralarındaki dayanışmanın gücünün azametinden ve sonuçlarından bihaber olan varsa Erdener abiye verelim yirmidört saat non stop unplugged Ajdar dinletsin The History of Jewish People adlı eseri Japoncasından aşağıdan yukarı okutarak ezberletsin, o zaman gerçeklerin farkına varır. Tarihin garip bir cilvesidir ki dikkat edilirse bugün Ortadoğulular arasında eğitim düzeyleri en yüksek halk vatanını kaybetmiş Filistinlilerdir
Diğer yandan Yahudi mistizmi diye tanımlanabilecek Kabala'nın bir takım verilerinin bir çok bilimsel keşife esin kaynağı olduğu bilinen bir gerçektir.Bu esinler günümüz bilim kurgu ve fantastik sinema yapıtlarında da etkisini göstermektedir. (ör. Matrix) .Ancak Tevrat ,Torah veya Talmud da ey inananlar eğitim sisteminiz sorgulayıcı araştırıcı ve bilimsel olsun diye ve Rab böyle yaptığınızda sizi kutsasın diye ibare yoktur. Kendi alanlarında önemli gelişmeler sağlayan Yahudi kökenli bilim adamlarının Freud, Marx vb dini inançla hiçbir bağları olmadığı gibi Spinoza, Einstein Tanrıya inanan kesimdendi.
Hiristanlık dininin (Hz. İsa'nın) öğretisinde bilimi aklı dışlayan bir unsur yoktur.İncil'de iman edenlerin nasıl bir eğitim sisteminde ne tür tedrisatlardan geçmeleri gerektiği ve bunu yapanların Rab'bin melekutuna gireceği müjdesini ben göremedim. Belirli bir dönemden sonra teolojik olandan çok dünya işleri ve hakimiyetine dalan Hiristyan kilisesi ve din adamlarının( kendi yorum ve pratikleriyle) akıl ve bilim üzerine dayatmalar zorlamalar getirmiştir.Bu uygulama Avrupa'da karanlık dönemi başlatan Hiristyanlığın bağnaz yorumuydu. Ama dikkat edilirse reform hareketleri Hiristyanlık dini üzerine yapıldı. Rönensansı ve sonrasındaki gelişmeleri yaşayan Batı yeni protestanlık, kalvinizm , anglikan mezhepleri, eskisi kadar bağnazlığını sürdüremeyen Katolik mezhebi ve Ortodox mezhebi ile gene Hiristyandı. Şüphesiz diğer heterodox inançlar ve ateist, deist gibi kişi ve gruplar da mevcuttu.
Mendel, Aquinas gibi hiristyan din adamı kimlikleriyle bilim ve felsefe ile uğraşanlar olduğu gibi Sartre, Voltaire ,Newton gibi Tanrı yerine insan merkezli düşünmeyi tercih eden Hiristyan kültür bağlı insanlar olmuştur.
Müslümanlık dininin içinde hiçbir İslam'ın özüne bağlı öğreti yok ki bilimi, felsefeyi aklı dışlasın.Kur'an ı Kerim içinde akıl edin diye emreden onlarca ayet, hikmet/felsefenin üstünlüğünü vurgulayan ayetler, kurtuluşun ancak bilerek olabileceğini vurgulayan onlarca Allah buyruğu mevcuttur. İlim Çin'de olsa dahi gidin bulun diyen Hz. Muhammed'tir. İlk emri "oku" olan din İslam'dır. Kur'anı Kerim'de ;ey iman edenler okulunuz medrese, dersleriniz ezbere dayalı bağnaz fikirler,muallimleriniz elifi görse mertek belleyenler olmalıdır mealinde bir ayet (haşa) yoktur. Şimdi hangi dayanakla geri kalmışlığı , bilimde eksikliği İslam'a bağlayabiliriz ?
Hal böyle iken denilecek ki : Ama yazının dediği gibi bugün bilimsel araştırmaların en az olduğu, buluşların geliştirmelerin en az olduğu , kaynakların en kıt olduğu diyarlar reel olarak Müslümanların yaşadığı bölgelerde mevcut. Doğrudur. Ama neden ? Diye de sormak gerek. Biraz tarihi karıştirırsanız İslam'ın bilimsel çağını akıl ve mantık yürütmeyi durduran dönemin, İslam kisvesi altında dünyevi siyasalarını yürüten Emevi hükümranlığının başlaması ile olduğunu görürsünüz. Felsefik alanda da Gazali feslefesinin hakim kılınmasının bunda en büyük etken olduğu görülür.O dönemlerde merkezi hükümranlıktan( Şam ve etrafı) ne kadar uzak kalınmış ise özgür ve blimsel düşüncenin o kadar güçlü kaldığı görülür. Bu özgürlük ve bilimsellik İslam karşısında değil ancak tiranların İslamı çarpıtarak İslam böyle anlaşılacaktır diye dayattıkları kendi bağnaz anlayışları karşısındadır. Zorbalık ve baskı altında hükümdarların dayattıkları nasıl İslama bağlanabilir ? Abbasiler döneminde gene hakim güç dışında kalanlar tarafından sürdürülen bilimsellik bir süre sonra aynı akibete uğratılmıştır. Bugün olduğu gibi. İslam ülkeleri arasında nerede bir zorba rejim varsa orada bilim ve düşünce zayıftır. Kur'ani çağrıyla, ey insanlık akıl edersen araştırırsan da görürsün ki bu diktatörleri de vareden yaşatan sistemlerini kuran, medeni denilen Batı'dır.Diyeceksiniz ki bu bölgedeki insanlar da haklarını savunsun ve değiştirsin bunları. En ufak bir kıpırdanmayı dahi bölgedeki zalim müttefiklerine zeval gelmesin diye sorgulayıcı araştirmacı eğitim sistemlerinden yetişen her alandan akıl hocası en has uzmanlarını, tankını tüfeğini göndererek yok ettiren de kimdir acaba? Ama evet bu insanlarda bir kabahat aranacaksa o da aralarında besleyip semirttikleri benden sonrası tufan, gemisini kurtaran kaptan, cafcaflı yaşam ve caka atma düşkünlüğü mikroplarında bulunabilir.
Özellikle bir hususun çok iyi irdelenmesi gerek. Acaba Batı'da bilim ve teknik alanında yapılan araştırmalar geliştirmeler yazıda anılan devasa iş yatırımları sadece ve sadece 'aman insanlığa nasıl hizmet ederiz' diye mi yapılmış yoksa bu maddi güce ,siyasi güce nasıl dönüştürülebilir diğer insanlar hüküm altına alınabilir diye de yapılmış mı ? Avrupa 15.yüzyıldan itibaren dünyada yeni hammadde kaynağı ve pazarlar bulmamış olsaydı,bugünde geliştirilen herşey satış yapma amacı olmasaydı bu kadar üzerine eğilinebilir ve paradoxal olarak geliştirilen şey satılmamış olsaydı bilimsel araştırmalara bu kadar kaynak nasıl sağlanabilecekti ? Bu soruyu neden sorma gereksinimi doğdu ? Biraz daha neden sonuç ilişkisi kurabilmek için. Orta doğu'da petrol ve doğal gaz üzerinde yüzen ve çok rahat akıl dışı para kazanan baskıcı yönetimler bilimsel araştırmalara neden yönelsin ki ? Şunun bunun uğraşarak icat ettiğinin en mükemmel olanını ihtiyac duyduğunda parasını bastırarak getirtiyor haci. Eğitim konusunda da Orta Doğu'nun hemen her yerinde bulunma fırsatı bulan bir kişi olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki durum hiç de aksettirildiği gibi değil. Bugün bakın dünyadaki en önemli üniversitelerin öğrencilerinin kayda değer bir kısmı Müslüman coğrafyadan gelmektedir. Bölge halkları tüm olanaksızlıklara rağmen birçok Amerikalıdan daha fazla dünyadan haberdar ve ilgilidir.Ama asıl sorun baskıcı rejimler nedeniyle (bunları yaşatanların da dış güçler olduğunu tekrar etmek gerekmiyor) sosyal devletler kuramamış, gelir dağılımı eşitsizliğinde kıvranmaktadır. Şüphesiz heryerde ve batı dünyasında olduğu gibi bağnazları, okumuş cahilleri de mevcuttur. Ama genel bir eğitimsizlikten ve cehaletten sözedilemez. Bu bölge halkları gene Müslümandır gene Hiristyandır.
Bilimsel ve düşünsel alanda isimleri bilinen onca Batılı mevcuttur.Bunları takır takır sayanlar bugün kaç Çinli , Japon , Koreli biliminsanının adını bilir? Bilinmiyorsa olmadığı için mi, bu ülkeler bilim ve düşünce alanında geri kaldığı için midir ?
Eğitimin önemi tartışılmazdır. Ancak gelen yazıdaki kategorizasyon ile bugün Hiristyan ve Yahudi toplumların eğitim nedeniyle ileri olduğu ama Müslümanların eğitimsizlik nedeniyle veya sanki bu onların tercihi inancı imiş gibi (veya medrese eğitimi nedeniyle –Afganistan hariç hangi ülkede bu durum var ki ?!) geri kaldıkları gibi bir iddiaya katılmak mümkün değil.Öyle bir tablo çizilmiş ki Yahudi ve Hristyan olan herkes için dünyanın her tarafında araştırmacı modern sorgulayıcı eğitim veren okullar mevcut, Müslüman coğrafyada ise sadece medreseler var her müslüman öğrenci taliban .Bunlarda din eksenli ezberci eğitim var. Gibi bir vargı ortaya çıkıyor. Dünyanın her yerinde modern eğitim veren okullar mevcut olduğu gibi en gelişmiş ülkelerde en bağnaz anlayışlarla eğitilen insanlar da var. Afrika'da bir çok geri kalmış Hiristyan nufus ağırlıklı ülke var. Diğer yandan Müslüman ülkelerde 15 yaş ve üstü okur yazar ortalaması %60 -70 civarlarında gezmektedir. Zor şartlar altında bulunan Afganistan'da dahi bu oran %29 lardadır.
Yazıdaki diğer iddialara şöyle bir göz atarsak:
Nobel ödülü: Bu ödülün ilk asıl amacını nasıl aştığı ve ödül dağıtımında dönen kulis ve siyasi tercihlerin varlığını artık sağır sultan bile duydu.
Sorgulayıcı araştırıcı eğitim: Kulağa çok hoş geliyor. Ama misal Yale,Harvard gibi gözde universitelerden mezun olanların dünyayı ne güzel araştırdıkları gıdımına kadar hesapladıkları enerji kaynakları için pardon' for the sake of freedom and democracy' ne hale getirdiğini hergün izliyoruz. Çoğunuzun Avrupa ve Amerika'da okuyan tanıdıkları mevcut gidin samimi olanlara sorun.Alacağınız yanıt: Evet olanaklar (laboratuarlar, kütüphaneler , kaynaklar vb) çok güçlü ama eğitim sistemi hiç de gelen öğrencilerden seri imalat olarak allameler düşünürler yetiştiren türden değil. Ki bu okullardan dahi her yıl muhtelif ülkelerden gelen binlerce Müslüman öğrenci mezun olmaktadır.
Din eksenli ezberci eğitim: Müslüman coğrafyada medrese eğitim döneminin hakimiyeti çoktan geçmiştir. Bağnazlıkla yönetilen Suudi Arabistan'da dahi maalesef geri planda bırakılan kadınlara bu konumlarına rağmen normal eğitim veren okullar mevcuttur. Özellikle din eğitimi almak isteyenler içinse farklı okullar (medrese tarzı) mevcuttur. Din eksenli demek yerine süphesiz sadece bağnaz din anlayışlı tedrisatları hakim kılmak isteyen anlayışlar her yerde vardır ve şüphesiz bu anlayışları hiçbir şekilde onaylamak mümkün değildir.
. Bugün insanlığa verilen sistematik eğitim, vicdanı hür aklı hür bilimsel düşünen, insan mı yetiştirmektedir yoksa tüketimin en yüksek erdem, paranın en kutsal değer olduğunu içselleştiren, kendini dünyanın merkezine koyan modeller mi?Eğer çoğunluk ikinci seçenekten ise bu eğitimin değeri ne kadardır(veya şöyle soralım yılda kaç para kazandırmaktadır)? Bilimsel ve düşünsel alandaki her gelişme , araştırma buluş insanlığın yararına mıdır? Nükleer , kimyasal biyolojik silahlar, küresel ısınma, yabancılaşmış insan temel insan değerlerini kaybetmiş toplumlar vs teolojik çıkarımların sonucu mudur yoksa laboratuarlarda kafa patlatan eğitim düzeyi çok yüksek insanların ürünü müdür?
Hiristyan ve Yahudi ülkeler ilerlemiş gerisi geri kalmış(özetle): Kazın ayağı hiç de öyle değil.Sadece Çin'de her yıl tam rakamını hatırlamıyorum ama gerek Çin'de gerekse anılan top 500 üniversiteden yetişen on binlerce mühendis mezun olup bu dev üretim sistemine katılıyor. Yapılan araştırmalar Çin'de ortalama her 22 dakikada bir fabrikanın kurulduğunu ve her 36 saatte bir Arge laboratuarının daha açıldığını gösteriyor.( İşkembeyi kübradan attığımızı düşünenler bir bilet alsınlar sadece Faw adlı otomotiv fabrikasını gezsinler) Hindistan IT sektoründe dünyanın merkezi olmaya doğru gidiyor. Budistler sadece Buda heykeli gibi elleri bağlı Hintliler de öküze bakıp durmuyor gibi. Ne dersiniz ?Arap dünyasında nufus başına düşen teknisyen sayısı çok az. Ne olmasını bekliyoruz ki? Sanayisi gelişmemiş geliştirilmemiş ( sadece bir iki çarpıcı örnek: Petrol üreticisi bugün bile İran rafineri kuramamaktadır çünkü dünyanın neresinden olursa olsun İran'a rafineri teknolojisi ve makinesı satmak uluslar arası güçlerce yasaklanmıştır. Türkiye'de Cumhuriyetin ilk dönemlerinde kurulan uçak sanayi kapatırılmış yerine soba üreten bir fabrika açtırılmıştır) ülkeler o kadar teknisyen yetiştirip kahvelerde nargile mi fokurdattırsın?Elbette Almanya yetiştirecek fabrikalarının ihtiyacı var.
Yazıda varılan bir sonuç var: İslam dünyası bilgi üretebilecek kapasiteden yoksun. Niye orada tanımlanan bu dünyada yaşayanların hepsi embesil mi ? Yoksa bilgi üretme olanakları kısıtlanmış demek daha mı doğru olacak ?Pakistanlı fizikçiler (yazarın ülkesinden) ürettikleri bilgileri uzaktan mektupla eğitim kurslarından mı ezberliyorlar yoksa Londra caddelerinde gezinirken köşede rastladıkları çöp kutularından mı buluyorlar ?
Batıda yılda binlerce kitap basılıyor ve okunuyor: Bu konuda herhangi bir araştırmaya dayalı bir verim yok ama bulunma imkanı bulunduğum Avrupa ülkelerinde kitapçılar tıkabasa best seller dolu ,okuyan insanların elinde de Dan Brown eserleri ve versiyonları dolu.( Ben aradığım hiçbir kitabı bulamadım.Bilen varsa rica ederim bildirsin)Üniversite ve enstitü kütüphaneleri için bir şey söyleyemem. Ama insanlarının çoğu hiç de öyle entellektüel filan değil.
Ülkelerin ekonomik göstergeleri hakkında da inanılmaz yanlışlar var yazıda: Polonya'nın GDP'si 489 milyar dolar denilmiş bu rakam 189 milyar dolar , Tayland ise 545 trilyon dolar ile dünya GDP'sine kendi ekseninde turlar arttırmış gerçek rakam ise 132 milyar dolar. Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin petrole dayalı GDP'si yaklaşık olarak doğru. Ama cümle alem biliyor ki bunlar sadece aysbergin görünen yüzü. Petro doların Batı ekonomisindeki yatırımlardaki payları hakkında % 40 -60 lı rakamlar konuşulmaktadır. Yapılan bu rakamsal hataların nedeni belki çeviri hatasıdır. Aksi taktirde Dr. Unvanı taşıyan ve sorgulayıcı araştırmacı bir kişiden çıkmış olması bu kişinin varlığını süpheye düşürtecek kadar şaşırtıcıdır( Dr. Faruk Saleem: İsim genelde Farouk veya Faruq / Farouq şeklinde yazılır eğer Türkçesi yazılmış ise Saleem neden Salim/ Selim diye yazılmamış)
Sonuç: Dünyayı din bazlı kategorilere ayırmak, analiz etmek kadar hatalı bir yaklaşım olamaz. Daha ötesi din adına yapılan çarpıklıkları ve yanlışları İlahi olan dinlere fatura etmek en büyük cehalettir. Gerikalmışlığın nedenleri eğitim-din ilişkisi nedenine indirgenebilecek kadar basit olmaktan uzak ve çok daha karmaşık tarihi ve güncel siyasi,iktisadi ve sosyolojik nedenlere dayanmaktadır
Bilim ve düşünce insanlığın ortak ürünü ve mirasıdır. Elden ele beyinden beyine coğrafyadan coğrafyaya bir bayrak gibi taşınmıştır, taşınmalıdır. Hangi köken ,din ve anlayıştan, gruptan olursa olsun her kim insanlığın yararına bir buluş bir geliştirme yapmış ve yapmakta ise insanlık ona minnet ve şükran borçludur. Ama kim yıkım , fitne, bozgunculuk,ayrım yaratan bilgiler ortaya koymuş ise Allah'ın ve tüm insanların laneti üstüne olsun. Keza dinleri sahipleri olan sonsuz iyilik güzellik ve doğruluk kaynağının amacından saptırıp insanları birbirlerine karşı şeytanlaştırmak için kullanmış ve kullanmakta ise Allah'ın meleklerin ve insanların sonsuz laneti üstüne olsun. Tanrıdan gelen haliyle ne Yahudilik ne Hiristyanlık ne de Müslümanlık (ki bunlar esasında birdir) akıl düşünce,bilim karşıtı değildir bu şekilde yamanmaya çalışılmış ne varsa kirli olan, insan eliyledir. Geri kalmış ne kadar ülke varsa bugünkü ahval ve şeraitini dinlerde aramasınlar uzaktan kumandalarla çevrilen kafalarını kendisini yöneten sistemlere ve bu yönetimlerini yaşattıranlara sabitlesinler.