Film Yorumu: 9. Bölge
Yeni vizyona giren 9.Bölge filmine gitmek istiyorduk. hatta denedik, kızımı almıştık, ama 13 yaş sınırı varmış gidemeyip, Kanal-i-zasyona girdik. Bu film korkunçtu. Kimseye öneremeyeceğim.
Eşim baktı ki biz ailece gidemeyeceğiz, 9.Bölge 'ye bensiz gitti. İlk yorumu senin gitmen mümkün değil kan revan içinde, çok gerçekçi sahneler var dedi. Tüm ilgim kaçtı. Ama filmi anlattı, kansız tarafından. Filmi çok beğenmiş ve aşağıdaki de onun yorumu. Tavsiye etti.
From: ...Sent: Tuesday, November 17, 2009
To: ....
Subject: Sinemalar.com'a yazdığım yorum..
Film hakkında yapılmış bulunan detaylı yorumları izledim. Yorum yapan arkadaşlar güzel tespitlerde bulunmuşlar. Katılıyorum. Sanatın kısa tanımlarından birinin de "insanın kendini anlama ve anlatma çabası" olduğu gözönününe alındığında, film 'politik-bilimkurgu' yolu ile sanat eseri olarak görülebilir. Diğer yandan, film, (uzaylı değil) dünya-dışı zeki yaşam formu ile insanoğlu arasında bir iletişim olduğunda neler olabileceği, insan ve diğer tür açısından olaylrın nasıl gelişebileceği, iletişimin insanoğlunu bireysel, toplumsal olarak nasıl etkileyeceği ve en önemlisi her iki tür açısından nasıl sonuçlanacağı hususunda bir fikir öne sürüyor. Bunu spekülasyona kaçmadan senaryo bazında gerçekçi tarzda yapması ve çekim tekniği ile desteklemesi bence övgüyü hakediyor. Film, İnsanın iletişim kurduğu(ya da kuracağı) dünya-dışı zeki yaşam formunun niyetinden (İşgalci-savaşçı veya barışçıl olması) bağımsız olarak, türlerarası ilişkinin insanoğlunun başta çıkarcılığı olmak üzere negatif diğer davranışları nedeni ile olumsuz
Benim Sinemalarım
Lemony Snicket's A Series of Unfortunate Events (Talihsiz Serüvenler Dizisi) ;2004
Oyuncular :Jim Carrey -- Kont Olaf ; Meryl Streep -- Josephine ;Jude Law -- Lemony Snicket ;Emily Browning -- Violet Baudelaire ;Liam Aiken -- Klaus Baudelaire ;Kara Hoffman -- Sunny ;Shelby Hoffman -- Sunny
Yönetmen:Brad Silberling; Senarist: Robert Gordon; Daniel Handler
Yapımcı; Minor Childers,Albie Hecht
Müzik; Thomas Newman ;Görüntü Yönetmeni:Emmanuel Lubezki
Üçü de birbirinden sevimli ve zeki çocuklar olan Baudelaire kardeşler, anne-babalarının yangında ölümünden sonra yetim kalmışlardır. Kardeşlerin en büyüğü olan 14 yaşındaki Violet dünyanın gelmiş geçmiş en genç kaşifidir. Violet´in 12 yaşındaki kardeşi Klaus ise olağanüstü bilgi birikimi ve beceriye sahip çok iyi bir kitap okuru ve araştırmacıdır. Henüz bebek olan üçüncü kardeşleri Sunny´e gelince, daha konuşmayı bile bilmeyen bu sevimli bebeğin dişlerinin keskinliği dillere destandır. Sevmediği insanı ısırdı mı tam ısırır. Bu küçük kız çocuğu sevgisini de nefretini de ısırıklarıyla belli etmeye bayılır. Baudelaire kardeşlerin sahip olduğu bu birikim ve beceriler, evlerinde çıkan müthiş bir yangının getireceği olumsuz sonuçlardan onları koruyamaz. Yangında anne-babalarının ölümü üzerine Kont Olaf´ın (Jim Carrey) velayetine verilirler. Şeytan ruhlu bir adam olan Kont Olaf´ın bir özelliği de eski bir aktör olmasıdır. Çocukların büyük mirasına konmak isteyen kötü ruhlu adam, amacına ulaşabilmek için birbirinden iğrenç oyunlar düzenlemeye başlar. Bunun üzerine Kont Olaf´ın elinden alınan Baudelaire kardeşlerin yeni hayatının ikinci durağında Monty Amca vardır. Ünlü bir yılan uzmanı olan Monty Amca´nın evinde tam rahata ulaşmışken Stephano adlı esrarengiz bir laboratuvar asistanının ortaya çıkmasıyla işler bir kere daha karışır. Stephano aslında kılık değiştirmiş olan Kont Olaf´ın ta kendisidir. Monty Amca´nın evinde tehlikenin başgöstermesi üzerine çocuklar bir kere daha ev değiştirerek Josephine halanın gözetimine verilirler. Josephine hala zaten herşeyden korkan vesveseli bir kadındır. Bir de ortaya esrarengiz görünümlü tahta bacaklı denizcinin çıkması üzerine Baudelaire kardeşler için tehlike sinyalleri çalmaya başlar. Tahmin edileceği üzere tahta bacaklı denizci de, kılıktan kılığa girmeyi çok iyi başaran Kont Olaf´tan başkası değildir. Kont Olaf artık en şeytanca planını uygulamaya koymuştur. Titizlikle yaptığı bu planın gerçek hayattaki sonucu ise çocukların büyük mirasının kontrolünü kendi ellerine almak olacaktır. Tehdit altında olan Baudelaire kardeşlerin birbirlerine daha sıkı sarılmaktan, olağanüstü cesaret ve yaratıcılıklarına başvurmaktan başka çıkar yolları kalmamıştır. O andan itibaren yaşayacakları bir dizi talihsizlik olaydan sıyrılmak için cesur ve yaratıcı olmak zorundadırlar
Hero [Ying Xiong] (Kahraman) ;2002
Yönetmen : Yimou Zhang
Oyuncular : Chiu Wai, Jet Li, Maggie Cheung, Tony Leung
Çin'in Savaşan Krallıklar döneminde ülke 7 krallığa bölünmüştür: Qin, Zhao, Han, Wei, Yan, Chu ve Qi. Qin Kralı, Çin'in tamamını ele geçirmeye ve ilk imparator olmaya kararlıydı.
Uzun süredir diğer altı krallığın suikastlerine hedef olmuştu. Tüm katil adayları arasında hiçbiri üç efsanevi suikastçi Kırık Kılıç, Uçan Kar ve Gökyüzü kadar korku salmamıştı.
Bu üç suikastçiyi yakalayacak kişiye Qin Kralı büyük bir güç, altın dağları ve kralın kendisiyle arkadaşlık vaadediyordu. Ve birgün bu üç suikastçiyi öldürdüğünü iddia eden isimsiz bir savaşçı kralı ziyarete gelir.
4 kişi ve imparator arasında geçen filmde 3 ayrı bölüm var. Geriye dönüşlerle anlatılan olaylar, renklerle de ilişkilendirilmiş. Kırmızı, Mavi, Beyaz bölümlerin hepsi ve film bir görsel şölen niteliğinde ve fantastik öğelerle ve durumlarla da bağlantıları kurulmuş.
Qin kralının korktuğu 3 suikastçı Kırık Kılıç, Gökyüzü ve Uçan Kar yaptıkları ile kralın kurtulmak istediği kişiler. Üçü aynı amaca yönelmiş durumda görünüyor ama gerçeğin ne olduğunu film sonuna kadar öğrenemiyoruz. Sonunda ise gerçek ortaya çıkıyor, hem de düşünmediğimiz bir şekilde.
Bu kişileri öldüren kişi ile içki içecek ve onunla sohbet edecek olan Qin kralı bu arzusuna ulaşmak için oldukça uzun zaman korku ve tedirginlikle yaşıyor. Krallığındaki alanları korku yüzünden sadeleştiren kral bu amacına ulaşıyor mu? bunu öğrenmek için filmi seyretmek gerekiyor.
Kırmızı bölüm yüzeysel gerçeği anlatıyor ve eksiklikler olduğunu da farkediyoruz. Mavi hikaye ise gerçeğe biraz daha yaklaşıyor, ancak eksikliklerin hala olduğunu görüyoruz. Beyaz hikaye ise gerçeğe en yakın olanı. Ancak yine de gerçekle eş değil. Gerçek ise düşünüldüğünden çok farklı ve sarı hikaye de gizli.
Filmde kılıç kullanma ile kaligrafi sanatı arasındaki bağlantıların kurulması da çok ilginç şekilde veriliyor. Kalem ve kılıç kullanmanın aynı temele dayandığını ve birinin diğerini geliştirebildiğini de gösteriyor. Kılıç kelimesinin 19 adet olan yazılma biçiminin 20.ncisinin bulunmaya çalışılması, yaratıcılığın da nasıl kullanılması gerektiğine dair önemli gösterge ve varsayım. Kılıcın 20. nci yazılışı içinde A ve S harfleri de dikkat çekiyor. A harfinin altına yerleştirilen obje ise iki kişiyi gösteriyor gibi.
Kılıç kullanan kişinin önce kılıcı ile bütünleşmesi, sonra kılıcını yönetmesi ve daha sonra da kılıçsız da istediği sonuca ulaşabilmesi ile ilgili sözler de öğrenme süreçleri açısından önemli bir veriyi bize sunuyor.
Yapılan düelloların müzik eşliğinde ve zihinsel olarak yapılması ve bu sahnelerin başlangıçta siyah beyaz ve daha sonra renkli verilmesi filme ilave bir zenginlik katmış durumda. Olayların zihinsel olarak düzenlenmesi ve konsantre olunabilmesi için müzik ve mum ışığının kullanılması ve duyguların yaydığı pozitif ya da negatif enerjinin algılanabilmesi filmi zenginleştiren unsurlar.
Sonunda ise “Hepimiz aynı cennetin altında yaşıyoruz” cümlesi dikkati çekiyor. Daha da önemlisi düşmanlardan da öğrenmeye başlamak gelişme sürecini hızlandıracağı yolundaki varsayım. Bu da içeriksiz model de önemli bir bilgi aktarımı.
Yüzüklerin Efendisi filminden de etkilenilerek hazırlanmış ordu ile çekilmiş sahneler de etkileyici. Binlerce, hatta yüzbinlerce askeri aynı karede gösterebilmek için önemli teknik araçlarda kullanılmış gibi.
Bütün bunların ötesinde de anlatılmak istenen başka bir şey varolabilir mi? Filmi seyrettikten sonra bunu düşündüm. Bulduğum ise, doğru veya yanlış olabilir ama onu da yazmalıyım. Yeni yüzyılda dünyadaki Çin etkisinin oldukça büyük olacağını vurgulayan film, yakın gelecekte Çin’in dünya liderliğine oynayacağına dair önemli mesajları derinden vermeye başlıyor. Kırmızı, mavi ve beyaz renkler, amerikan bayrağının renkleri, gerçek ise sarıda ortaya çıkıyor. Bu bağlantılar çok güzel şekilde kurulmuş ve bizim farkedemeyeceğimiz düşünülerek beynimize aktarılıyor. Güzel bir “Neuro” aktarım örneği. Tarihin ordular tarafından değil “isimsiz” bireyler tarafından yazıldığını ve gerçeğin ne olduğunu çok fazla bilemeyeceğimizi de bizlere güzel şekilde gösteriyor.
Bir başka gözlem ise yüzyıllarla bağlantılı olarak dünya iktidarının batıya doğru hareket ettiği. Çin’den başlayan bu süreç daha sonra, Cengiz Han ve Atilla ile batıya doğru hareket ediyor, Sonra Emeviler ve Abbasilerle, biraz daha batıya, sonra Osmanlı ve daha sonra da Avrupa ve son olarak Amerika, dünya iktidarının sahibi. Böylece dünya iktidarının yeni ulaşacağı nokta, Japonya olamayacağı için Çin’e doğru ilerleyeceği. İktidar batıya doğru ilerlerken saldırılar ise çoğunlukla doğuya doğru oluyor iktidar sahibi olan ülkeler tarafından. Doğuya saldırılar ise iktidarın batıya hareketini sağlıyor gibi.
Buna sayısız örnek verebilmek mümkün. Haçlı seferleri, Napolyon’un, Hitler’in saldırıları,Amerika’nın Afganistan ve Irak saldırısı doğuya doğru. Büyüme döneminde kuzey, güney ve batıya doğru saldırılar olabiliyorsa da, gücün büyüdüğü dönemlerde doğruya doğru hareketleri başlatıyor, sonuçta güç azalıyor ve iktidarda batıya doğru hareket ediyor.
Bu açılardan “Hero” filmi yeni dönemde dünyanın yeni gücünün “Çin” olacağını anlatıyor, bana göre. Qin adı Çin’i simgelerken, Türkçe açısından “kin” kelimesini çağrıştırıyor. Çin seddini yapan kralın da aynı kişi olması ve bu devasa eserin Türklere veya Moğollara karşı yapılmış olması da filmdeki son ilginç noktalar.
Görülmesi ve dikkatli olarak takip edilmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum,görsel bir şölen niteliğini de vurgulayarak. Filmin başrol oyuncusu Jet Li ve diğer silahşörler jet adına uygun olarak, uçabiliyorlar ve su üzerinde yürüyebiliyorlar. (http://www.erenlp.com/hero.htm)
Autumn in New York (New York'ta Sonbahar) ;2000
Yönetmen:Joan Chen: Senarist:Allison Burnett: Müzik:Gabriel Yared
Görüntü Yönetmeni:Chang Wei Gu
The Matrix ,1999
Thomas Anderson (Keanu Reeves) bilgisayar programcısı ve sıkı bir hackerdır. Hacker adıyla Neo -Thomas- The Matrix adında duyduğu esrarengiz ve bilinmeyenin ne olduğunu öğrenmek istemektedir. Thomas, Morpheus (Laurence Fishburne) ve savaşçı Trinity'den (Carrie-Anne Moss) yaşadıkları bu dünyanın aslında sadece sanal bir dünya (The Matrix) olduğunu öğrenir.
Gerçek dünyanın "sonradan olma" sahibi yapay zeka sahibi robotlardır. Morpheus, Neo'nun insanlığın kurtarıcısı olduğuna inanmaktadır. Ve artık Neo ve Morpheus'un takımı, Matrix'i bir arada tutan ana yapıyı kırıp insanları bu sanal ortamdan kurtarmaya çalışacaklardır.
Yönetmen: Larry ve Andy Wachowski
Senaryo:Larry ve Andy Wachowski
Görüntü Yönetmeni:Don Davis
Müzik:Randy Newman
Oyuncular-Karakterler: Keanu Reeves- Neo; Laurence Fishburne- Morpheus; Carrie-Anne Moss- Trinity; Hugo Weaving- Ajan Smith; Gloria Foster-Oracle; Joe Pantoliano- Cypher; Marcus Chong- Tank
Türü: Psikolojik
Yönetmen: Rob Reiner
Senaryo: Rob Reiner
Müzik: Eric Clapton
Görüntü Yönetmeni: Michael Chapman
Oyuncular:Michelle Pfeiffer,Bruce Willis,Rob Reiner,Rita Wilson
"Ölüm bizi ayırana kadar..." sözüyle başlayan bir törenin ardından geçen 15 yıllık süre, iki insana neler yapar, nasıl değiştirir? Tabii, düğün törenlerinde evliliğin ne kadar zor ve yıpratıcı olduğundan asla söz edilmez, "Bir kere daha düşünün" türünden tavsiyelerde de bulunulmaz. Ayrıca büyük ihtimalle evlenecek çift, bu tür tavsiyelere kulak filan da asmaz. Herkesin kafasında aynı şey olur: "Ben başarabilirim. Benimki ötekilere benzemeyecek. Çünkü ben farklıyım." Başrollerini Meg Ryan ile Billy Crystal'ın oynadığı When Harry Met Sally adlı filmle aşk ve romantizmi yeniden sinemanın gündemine, üstelik çok parlak bir şekilde getiren Rob Reiner, bu kez iki çocuklu 15 yıllık evli bir çiftin hiç de romantik olmayan hikayesini anlatıyor. Evlilikleri adeta bir cehenneme dönen bu çifti yıllardır kusursuz görünen bir evliliği sürdüren Michelle Pfeiffer ile epeyce fırtınalı ve son derece problemli bir evlilikten henüz çıkmış Bruce Willis canlandırıyorlar.
Melekler Şehri (City Of Angels),1998
Filmde Nicolas Cage, Los Angeles üzerinde gezinen ve kalp cerrahı Dr. Maggie Rice'la karşılaşan melek Seth'i canlandırıyor. Dr. Rice, bir hastanın nedensiz bir şekilde ameliyat masasında saybetmiş, kendine güveni altüst olmuştur. Seth, her ne kadar ölen hastaya yardım için orada olsa da, kendine güvenini tekrar kazanmasına yardım etmek istediği Maggie'den etkilenir. Maggie'in güvenini kazanmasını sağlarken ona aşık olur ve hep izleyip hiç yaşamadığı dünyevi hayata kavuşmanın yollarını aramaya başlar.
Yönetmen : Brad Silberling
Aşkın Gücü;1998
Bir trafik kazasında çocuklarını kaybeden Chris Nielsen (Robin Williams), dört yıl sonra aynı şekilde kendisi de can veriyor. Öldükten sonra cennete giden Chris, koruryucu meleği Albert'la (Cuba Gooding, Jr.) çocuklarına ve köpeğine kavuşuyor. Karısı Annie'nin (Annabella Sciorra) intihar ettiğini öğrenince bütün cennet ve cehennemde onu aramaya başlıyor
En İyi Arkadaşım Evleniyor,1997
Julia Roberts, Dermot Mulroney, Cameron Diaz ve Rupert Everett'ı oldukça keyifli bir romantik komedi .
Oscar'lı Julia Roberts ile ünlü oyuncular Cameron Diaz ve Rupert Everett'in başrolde oynadıkları En İyi Arkadaşım Evleniyor bu akşam ekranda. Rain Man filmi ile Oscar ödülü alan Ronald Bass'ın senaryosunu yazdığı filmin konusu şöyle: Yıllar önce Michael ve Julianne, 28 yaşına geldiklerinde hâlâ evlenmemişlerse, birbirleriyle evleneceklerine söz vermişlerdir. Julianne 28'ine yaklaşmaya başlayınca, Chicago'da yaşayan Michael'i araması gerektiğini düşünürken, Michael, Julianne'i arayarak dört gün sonra evleneceğini haber verir. Bunun üzerine Julianne bu evliliği önlemek için Chicago'ya gelir. Önünde sadece üç gün kalan Julianne düğün günü Michael'e onu sevdiğini söyler.
Orjinal Adı: My Best Friend's Wedding Yön: P.J. Hogan Oyn: Julia Roberts, Cameron Diaz, Rupert Everett
Kızarmış Yeşil Domatesler (Fried Green Tomatoes),1991
Bir yaşlılar evinde son derece sevimli, çıtı pıtı bir hanımla tanışan Evelyn, onun ilginç hikayelerini dinlemeye ve zaman içinde yepyeni bakış açıları kazanmaya başlar. Ninny Threadgood ona 1920’lerde yaşamış iki genç kadının benzersiz dosluklarını anlatmaktadır. Whistle Stop’da yaşayan Idgie ve Ruth birbirinden farklı karakterlerde olsalar da çok iyi anlaşan iki arkadaştır
Özel Bir Kadın,1990
Yönetmen : Garry Marshall
Oyuncular : Jason Alexander, Julia Roberts, Ralph Bellamy, Richard Gere
Modern Bir Cinderella Masalı !
Oscar Ödülü adayı Julia Roberts (Steel Magnolias) ve karizmatik başrol oyuncusu Richard Gere (An Officer And A Gentleman) “ ÖZEL BİR KADIN ” da ışık saçan performanslarıyla Hollywood’ un 1990 yılı gişe rekorlarını altüst ediyorlar. Roberts, çok şanssız bir sokak kadınıdır. Ancak bu kötü şans onu yakışıklı, çok başarılı ve ünlü bir işadamıyla karşılaştırır. İmkansız bir aşk başlar ve modern zamanların Cinderella masalı tüm dünyadaki sinemaseverleri kalbinden vurur.
Benim Afrikam (Out of Africa);1985
Afrika'da büyük bir çiftliği olan Karen Blixen'ın (Meryl Streep) hayatı; çıkar evliliği yaptığı kocası Bror Blixen (Klaus Maria Brandauer) ve gerçek aşkı Denys (Robert Redford) arasında; çiftliği yönetme, yerlileri eğitme, savaş ve kocasından cinsel hastalık kapmasıyla geçiyor.
(Terms Of Endearment)
Shirley MacLaine ve Debra Winger bir anne-kız hikayesiyle unutulmaz bir filmde, hem kritiklerin hem de izleyicilerin beğenisini kazanıyorlar. Yönetmen James L. Brooks, 30 yıllık bu ilişkinin çeşitli dönemlerini büyük bir ustalıkla ekrana getiriyor. Jack Nicholson, MacLaine'in çılgın ve kadın düşkünü, eski bir astronot olan komşusunu canlandırıyor. Film beş dalda Akademi Ödüllü: En İyi Film 1983; En İyi Kadın Oyuncu - Shirley MacLaine; En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu - Jack Nicholson; En İyi Yönetmen ve Senaryo Uyarlama - James L. Brooks.

Kategori: 
Ekim 18, 2009