ÇAM SÜSLEME GELENEĞİ - Muazzez İlmiye Çağ


YILSONU YAKLAŞIYOR, TEKRAR HATIRLAMAKTA YARAR VAR...
(Kalıplanmış kafalara bunu anlatmak kolay değil)

ÇAM SÜSLEME GELENEĞİ
                                                                Muazzez İlmiye Çağ

Hıristiyanlar' ın İsa'nın doğuşu olarak kutladığı Noel bayramı, çok eski
Türklerin yeniden doğuş bayramıdır.

Türklerin, tek Tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre,
yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor.

Buna hayat ağacı diyorlar. Bu ağacı, motif olarak bizim bütün halı, kilim ve
işlemelerimizde görebiliriz.

Türkler’ de güneş çok önemli.  İnançlarına göre gecelerin kısalıp gündüzlerin
uzamaya başladığı 22 Aralık'ta gece gündüzle savaşıyor.

Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor.

İşte bu gün eşin zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle akçam
ağacı altında kutluyorlar.

Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor.

Bayramın adı NARDUGAN

(nar=güneş, tugan, dugan=doğan) Doğan güneş.

Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen'e dualar ediyorlar.

Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına
bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrıdan.

Bu bayram için, evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın
etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar.

Yaşlılar, büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelerek
birlikte yiyip içiyorlar.

Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme. Bayram, aile ve
dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur gelirmiş.

Akçam ağacı yalnız Orta Asya'da yetişiyormuş.

Filistin'de bu ağacı bilmezlermiş.

Bu nedenle bu olayın Türklerden Hıristiyanlara geçtiği ve bunu da Hunlar'ın
Avrupa'ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor.

İsa'nın doğumu ile hiç ilgisi yok..

"Doğum, güneşin yeniden doğuşu"

Sümerolog
Muazzez İlmiye ÇIĞ

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEkim 24, 2009

Anlayana - Fazıl Say'dan veda

 

Anlayana,
Atatürk Türkiyesini özleyenlere.. ...
  

Fazıl Say dostları okusun lütfen.
Bu acı yakarışı ve gidişi mutlaka okuyun.
Yazık....Sanatı ve sanatçısı olmayan bir ülke olduk artık.. Bu ülke bitmiştir.
Modern ve çağdaş Atatürk Türkiyesinin sonudur bu yazı...

Siz Kazandınız      (Fazıl SAY)
...
Siz kazandınız
lütfen siz kazanın
lütfen benimle uğraşmayın
ve ebediyen siz kazanın
...
Tamam ben giderim
uzak bir yere (gözden uzak)
(uzaya gidemem kızımdan da ayrılamam ama siz beni görmezsiniz merak etmeyin)
tamam
giderim..

...
Ben son 6 yıl içinde

2 büyük oratoryo
2 büyük senfonik eser
1 keman konçertosu
2 piyano konçertosu
5 solo piyano eseri
1 bale müziği
2 Bach uyarlaması
4 film müziği
1 tiyatro müziği

bestelemiş olsam da

HİÇ MÜHİM DEĞİL SİZİN İÇİN

Bu son 6 yılda
dünya üzeri 42 memlekette
326 şehirde konserler verdim
yaklaşık 700 konser

 


Bu 6 yılda toplumumuza
10 CD
2 DVD
12 NOTA sundum

HİÇ MÜHİM DEĞİL SİZİN İÇİN

anlıyorum
yaptıklarım mühim değil

hiç bir zaman "her görüşüme katılmalısınız" demedim
tartışmaya hep açıktım
hiç bir zaman hemfikir olmadığım insanlara saygısızlık yapmayı düşünmedim
ama siz yaptınız
adil değildiniz
bir fikir de ayrı düşünüyorduk siz kökünü kazımaya kalktınız her seferinde

ama hiç bir zaman kendi içsesimden vazgeçmedim

doğru bulduğum doğrumdu yanlış bulduğum yanlıştı
yanlışı ben yaptıysam da hatamı anladığım gün düzelttim

anladık değersiziz
sizin değer anlayışınızı anlamadım ama ben değersizim o anlayışa göre onu anladım
...
İmkanı yoktur bazı kusurlarımı affetmenizin
affedicilik de değil
"kabul" etmenizin
"lütfetmenizin"
imkanı yoktur...

Zamanında hatalarım olmuş onları düzelttiysem
bu da doğru değildirimkanı yoktur..

-Falanca arabeskçiyi kültür olarak görmüyorumdur
asla affetmezsiniz

-Aziz Nesin haklıdır derim bütün hayatıma sataşırsınız

-"Din sömürüsü aldı başını gitti" deriz
Ölüm fermanı vermediğiniz kalır

-Konuşmayız
"Konuşmaz o korkak" dersiniz

-Konuşuruz
"Konuşmak senin ne haddine işine bak sen" dersiniz

-Beethoven ,deriz
"Git Beethoven'ın ülkesinde yaşa" ,dersiniz

git popülist korkak ne haddine git

Hiç bir yolu yoktur...

Sizler facebook da 130 grup kurdunuz (Fazıl Say gitsin vs)
ekşi-sözlükte yazılar yazdınız
Google'ı doldurdunuz
Yahoo'da gruplaştınız

gazete haberlerinin altına yorumlar yazdınız
Almanya'da yılın müzisyeni seçildiğimin haberinin altına bile döşendiniz
hakaretlerinizle. ..

Her yerde sizler varsınız.
Ve
sizler ne yaptınız hayatta
bilmiyorum
sormuyorum
düşünmüyorum
nefret etmiyorum
saygısızlık yapmıyorum
ama siz bana yaptınız...

Siz yarattınız bana en ağır haksızlıkları yapan bir kültür bakanını
siz yarattınız
siz cesaretlendirdiniz marjinal köşe yazarlarını
siz pislik attınız
çamur attınız
hepsini siz yaptınız

içinizde mesleki kıskananlar da oldu
aranızda piyano çalanlar da oldu
çalmayanlar da

faşoları
dincileri
marjinalleri. ..
2.cumhuriyetç ileri..
Avanak liberalleri. ..

Ben hiç birinize tek bir kelime kötü bir şey söylememişken...

Hepsini siz yaptınız...

Artık kazanın
kazanın ve bitsin...
Siz kazandınız..

Kazandınız ve bitsin..

 

Yeter ...


Benim gerçek dostlarım bu yazıyı niye yazdığımı, kimlere yazdığımı anlamıştır.

Fazıl Say

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (1) dataEkim 18, 2009

Nüfus cüzdanını kaybedince vergi dairesine de bildirin...



 Nüfus cüzdanını kaybeden veya çaldıran kişilerin emniyetten aldığı tutanak ve birde dilekçe eşliğinde bir vergi dairesine başvurması durumunda kayıp olan nüfusunun bilgisi sicil kayıtlarına alınıyor. Ve nüfusu eline geçiren bir diğer kişi herhangi bir vergi dairesine gidip şirket açılışı yapmak istese sistem uyarı veriyor. İnsanların ve hatta

vergi dairesi çalışanlarının bile pek bilmediği bu konunun ayrıntılarını gelir idaresi başkanlığı resmi sitesinde iç genelgeler bölümünde 'VERGİ KİMLİK NUMARASI İÇ GENELGESİ SERİ NO:2007/1 de bulabilirsiniz.

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEkim 11, 2009

İki Dirhem Bir Çekirdek Ne Demekmiş

" KEÇİBOYNUZUNUN Yunanca adı keration. İngilizce de carob,  Arapça da ise kırrat.

Keçiboynuzu tohumu yüzyıllar boyunca elmas ölçmek için kullanılmış.  Elmaslar keçiboynuzu tohumu ile tartılarak satılmış.  Bu yüzden keçiboynuzu, kırat ya da karat denilen ölçüye adını vermiş.
* * *
PROFESÖR Dr. Aydın Akkaya şöyle yazıyor:
 
 "Keçiboynuzu çekirdeği doğada ağırlığı değişmeyen tek tohumdur... Bütün tohumlu bitkilerden yalnız keçiboynuzu uzun süre suda bekletildikten sonra filiz verebilir. Bu hem çok kuruduğu ve meyvesinden çıktıktan sonra son ve sabit ağırlığını aldığı için hem de içine su alması olasılığının çok az ve çok uzun zamana bağlı olduğu içindir.

Bu nedenle Araplar, Selçuklular ve Osmanlı döneminde ağırlık ölçüsü olarak kullanılmıştır.. . dört tanesi bir dirhem eder. Dirhem değişmekle birlikte 3 gr. ağırlığı temsil etmektedir.. . Satıcı iki dirhemlik bir şey satarken (8 çekirdek) lütfedip 1 çekirdek fazla tartarsa bu, malı alan kişinin itibarını gösterir. Olağandan fazla giyinen, süslenen vb. kişilere de "İki dirhem bir çekirdek" denmesi bundan kaynaklanmaktadı r."

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataHaziran 28, 2009

TÜRK HUKUKU

* Türkler, İsviçre Medeni Kanununa göre doğarlar, büyürler, nişanlanır evlenirler, ayrılırlar, miras sahibi olurlar.

* Türkler, bir suç işledikleri zaman İtalyan Ceza Hukukuna göre hüküm giyerler veya beraat ederler.

* Ticarete atıldıklarında, Fransız Ticaret Hukukundan faydalanırlar.

* Öldükleri zaman da İslâm Hukukuna göre defnedilirler.”

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataHaziran 28, 2009

İlk Çocuk

Child Development dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, genelde ilk doğan çocuk daha uyumlu ve boyun eğen bir mizaca, ikinci çocuk daha bağımsız bir kişiliğe sahip oluyor.
Yeni araştırmanın, “kuşaklar boyunca ebeveynlerin bu yoldaki gözlemlerine” ve doğum sırasının, “çocuğun kişiliğinin oluşumunda önemli bir rolünün bulunduğu düşüncesine” yeni kanıtlar sağladığı belirtildi.
Pennsylvania Devlet Üniversitesi, Hawaii Üniversitesi ve Purdue Üniversitesindeki araştırmacılar, ABD’de 7-19 yaş arası 364 çocuk ve genç ile bunların aileleri arasında yaptıkları araştırmada; çocuk ve ebeveynleriyle görüştüler, çocuklardan okul dışındaki faaliyetleriyle ilgili günlük tutmalarını istediler ve testosteron hormonu testi yaptılar.
Araştırma sonucunda, ikinci çocukların ergenlik dönemlerinde daha maceracı ve bağımsız oldukları, ilk doğanlarda ise bu yönde bir değişim görülmediği, bu çocukların daha muhafazakar oldukları belirlendi.
-DEVRİMCİLER İKİNCİ ÇOCUKLAR ARASINDAN ÇIKIYOR-
Doğum sırasının kişilik üzerindeki etkisi konusundaki ilk ciddi araştırma, 19. yüzyılda, psikiyatrist Alfred Adler tarafından yapılmıştı. Adler, ikincinin gelmesiyle birinci çocuğun “tahtından indirildiğini” öne sürmüştü.
Daha önce yapılan başka bazı araştırmalar da muhafazakar siyasi liderlerin ilk doğanlar, isyancı ve devrimcilerin ise ikinci çocuklar arasından çıkma ihtimallerinin daha fazla olduğunu iddia etmişti.
-KIZLARLA VAKİT GEÇİRMEK FAYDALI-Araştırmada ayrıca, kız ve erkek çocukların hayata aynı kişilik özellikleriyle başlamalarına rağmen, erkek çocukların ergenlik yaşlarına geldiklerinde daha soğuk ve daha az hassas hale geldikleri kaydedildi.
Kız ve erkek çocukların kişiliklerindeki değişimin, nasıl vakit geçirdikleriyle de ilintili olduğunun belirlendiği araştırmada, gerek kız,  gerekse erkek çocukların kızlarla vakit geçirmelerinin, erkeklerle vakit geçirmelerine oranla daha fazla yarar sağladığının görüldüğü belirtildi. Buna göre, kızlarla arkadaşlık eden erkek ve kız çocukları daha bağımsız ve maceracı bir kişilik geliştiriyor.
Kızlarla daha fazla vakit geçiren kız çocukları daha feminen, erkeklerle daha fazla vakit geçiren erkek çocuklar ise daha erkeksi özellikler geliştiriyor.
Pasific Luhheran Üniversitesi ile Michigan Üniversitesinin 5-18 yaş arasındaki 450 çocukla yaptığı bir başka araştırmada, küçük kızların erkekleri “farklı bir tür” olarak gördüklerini, erkek çocukların da kızları “kedinin köpekten farklı olduğu kadar” kendilerine yabancı saydıkları saptadı.
Bunun, çocukların karşı cinsle oynama isteksizliğine açıklama getirebileceği belirtiliyor.

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataHaziran 28, 2009

TAŞLARIN DİLİ


 
TAŞLARIN   DİLİ
 
 
    

Taşların fiziksel ve ruhsal sağlığı üzerinde önemli etkileri var.
 
 Elmas:
Eski çağlardan günümüze taşların en değerlisi sayılan elmasın, kadınla erkek arasındaki aşkı güçlendirdiğine inanıldığından nişan yüzüklerinde tercih edilir. Saflık, sevgi ve neşe getirdiği söylenen elmas, cesareti ve aşkı sembolize eder. Elmas, sizi ruhsal ve ahlaksal inançlara göre yaşamınız için yüreklendirerek, kendinize ve başkalarına karşı dürüst olmaya davet eder.              
 
 Safir:
Gök yakut diye bilinen safir, Latince mavi anlamına gelen sapphirus kelimesinden gelir. Mavi, pembe, turuncu, sarı, yeşil, mor ve siyah renklerde ya da şeffaf olabilir. Tarih boyunca kralların ve hükümdarların kötülük, ihanet ve büyülerden korunmak için taktıkları
 kutsal bir taştır. Aynı zamanda çeşitli hastalıklara iyi geldiği söylenmektedir. Şeffaf safir size güveni, sevgiyi ve ışığı yoğun olarak hissettirir. Mavi safir, duygusal travmaların yarattığı duygu yüklerinden kurtararak özgürlük hissi verir.                 
                                   
 Yakut:
Mutsuzluk, kıymetsizlik, kavga, düşman, saldırı, vakitsiz ölümler ve akıl hastalıklarına karşı koruyucu özelliği olduğuna inanılır. Yakut, Hindistan'da taşların efendisi olarak anılır. Saflaşmaya ve değişime götüren yaşamsal ve sıcak yaratıcı enerji                    
 verir.
 
 Zümrüt:
 Yeşil renginden dolayı bereket, doğurganlık ve yağmur simgesi olarak bilinir. Düş gücünü geliştirdiğine, belleği güçlendirdiğine inanılır. Kadında ve erkekte üretkenliği artırır.
 Göz ağrıları, iltihap ve kırıklığı giderir.
                                       
 Ametist:
Strese, migrene, iştahsızlık, göz ağrısı, akciğer rahatsızlıklarına iyi gelir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kuvars kristalinin arındırılmasında kullanılır. Pozitif enerji yüklü bir kristaldir. Taşıyan kişiye de bu yükü aktarır. Beyin gücünü yükseltir. Kan temizleyicidir. Negatif enerjilerimizi boşaltarak huzurlu ve zinde olmamızı sağlar. Pembe kuvarsla birlikte kullanıldığında aklı güçlendirir. Alkoliklere iyi gelir ve kalbi korur.
                                            
 Akik:
Uğur ve bereket taşıdır. Kan dolaşımını kolaylaştırır. Erkeklerde, erkeklik bezini, kadınlarda yumurtalıkları korur. Cinsel organları aktivite eder. Sağlık ve uzun ömür simgesidir Turuncu akik kendinizi sıkıntılı ve ümitsiz hissettiğiniz zamanlarda olayların
 iyi yönlerini görmenize yardım eder. Sebepsiz sıkıntıyı alır. Sarı akikle yaşamdan zevk alırsınız. Ateş akiği yaşadığınız ana yoğunlaşma isteğinizi güçlendirir. Ciddiyet, dayanıklılık ve sükunet sağlar. Olumsuz duyguları çözüp iç benliği korur. Kendinize güven duymanızı sağlar.
 
 Akuamarin:
 Beden ve zihin ilişkisini kuvvetlendirir. Duyarlılık sezgisini artırır. Aile saadetini güçlendiren taş denir. Denizcilerin uğur ve nazar taşıdır. Güven, denge ve ahenk
 sembolüdür. Solunum problemleriyle savaşır. Hafızayı güçlendirir. Strese karşı koruyucudur.
 
 Agat:
Konuşma yeteneğini güçlendirir. Dikkatsizlikten, sosyal olamamaktan korur. Uzun ömür ve mutluluk simgesidir. Günlük stresleri atar. Vücutta tansiyon dengeleyicidir. Üriner sistemin sağlıklı kalmasına yardımcı olur. Aklı ve vücudu güçlendirir, kişiyi cesaretlendirir.
 
 Aytaşı:
 Günlük yaşantınızdaki dengeyi oluşturmanızı sağlar ve duygusal dengenizde uyum sağlayıcı etki yaratır. Fiziksel olarak tıkanmış lenf bezlerini temizler. Kadınlarda hormon seviyesini dengeler.
 
 Amber (Kehribar):
Guatr, astım, bronşit ve allerjiye karşı iyidir. Tılsım olarak, hem kör talihe karşı korunma hem de talihi kendine çekme için kullanılmıştır. Sindirim sistemi, iç salgı bezlerini dengeler ve karaciğeri temizleyerek güçlendirir. Yaydığı sıcaklık,
 enfeksiyonu önlediği ve soğuk algınlığı tedavisinde rol oynadığı için genelde boyun çevresine takılır. Boğaz ve tiroid enfeksiyonlarını diğer tüm taşlardan daha iyi tedavi ettiği
 düşünülmektedir.
 
 Aventurin:
Zihinsel karmaşayı ve stresi azaltır. Neşe taşı da denir. Sakinlik ve yaşama sevinci sunar.
 
 Amazonit:
Beden dışı deneyimlere duyulan korkuyu yatıştırır. Enerjisi ölümcül derecede hasta olanlara iyi gelir.
 
 Firuze (Turkuaz):
 Panzehir özelliği vardır, talih taşı olarak bilinir. Hissettirdiği iç bağlantılar sayesinde şifa etkisi gösterir. Nazara karşı iyi gelir. Bilinci genişletir ve kaygıyı teskin eder. Tansiyonu düzenler, kalp hastalarına iyi gelir. Kadınlık özelliklerini artırır. Konuşma ve yazma yoluyla yaratıcı ifadeyi artırır.
 
 Hematit (Demir):
 Kan dolaşımı düzeninin sağlıklı olmasına yardımcıdır. Bu özelliğinden dolayı romatizmaya iyi gelir.  Enerji kaynağıdır, solunum yolları üzerinde olumlu etkileri vardır.
 
 İnci:
İnci size güç, huzur ve çalışma azmi verir. Duygusal korunma amacıyla da kullanılır.
 
 Jasper:
Sindirim sistemine iyi gelir. Endokrin sistemine denge getirir. Karaciğer ve safra kesesini, dalak ve mesaneyi kuvvetlendirir. Fiziksel direnci artırır.
 
 Kaplan Gözü:
Sahiplenme arzusunu güçlendirir, insanların kendisini işine vermesini sağlar. İç ve dış görüşü artırır. Zihni keskinleştirir. Sinirsel spazmları ve baş ağrılarını hafifletir. Sindirim bozukluklarına, algılama eksikliğine ve korkuya karşı koruyudur. Negatif enerjiden korur.
 
 Kuvars kristali:
Vücuttaki fazla elektriği alır, eksikliği tamamlar. Tansiyonu düzenler, meditasyonda kullanılır. Cep telefonu taşıyan kimselerin yanında mutlaka kristal bulundurması gerekir. Çünkü kristal radyasyonu toplar. Kristaller almış olduğu radyasyonu 15 günde bir yıkamak suretiyle atarlar.
 
 Rutılat kuvarsı:
Depresyonu azaltır, enerji kaynağıdır. Sıkıntılı geçen bir günün getirdiği olumsuz duygu ve düşünceleri çözerek uzaklaştırır.
 
 Kalsedon (Mavi Akik):
 Düşünce yeteneğini kuvvetlendirir, iyi konuşmayı sağlar.
 
 Krizopras:
 Sinirsel gerilimleri yok eder. Fiziksel, zihinsel, heyecan durumlarında sakinlik verir. Seksüel ve depresif durumları rahatlatıcı özelliği vardır.
 
 Lal:
Tehlikeyi haber veren taş olarak geçer. Bilinmeyene gözlerinizi açar ve gaipten bilgi almayı destekler. Fiziksel olarak da cinsel organların iyileşmesine yardımcı olur, kan dolaşımını canlandırır.
 
 Lapis Lazuli (Lac ivert Taşı):
Ruh ve beden arasındaki dengeyi sağlar. Ayrıca zihinsel berraklığı ve derin düşünmeye yardımcı olur. Hazmı kolaylaştırır.
 
 Malahit (Bakır Taşı):
Fiziksel ağrıları azaltıcı ve radyasyondan koruyucudur. Uyumayı kolaylaştırır. Zihni ve vücudu canlandırır. Her kademede dengeleyici rol oynar. Sol elde oynanırsa vücuttaki statik elektriğin fazlasını alır.
 
 Mercan:
Solunum açıcı etkisi vardır. Kişide cazibeyi artırır. Zor işlerin akışını kolaylaştırır. Çoğaltıcı etkisi vardır, bereket simgesidir.
 
 Obsidiyen:
Negatif enerji emicidir. Stresi azaltır, terapi yönü çoktur. Bilinçaltındaki blokajları temizler.
 
 Opal:
Eklem iltihabına iyi gelir. İnsancıl duyguları güçlendirir. Ruh temizliğini korur, umudu güçlendirir. Yüksek başarı taşıdır.
 
 Prit:
 İrade gücünü artırır. Diğer insanlarla armoni halinde çalışmayı gerçekleştirir. Enerji oluşturur.
 
 Rodonit:
Vücudun sağlıklı gelişmesine yardım eder. Kan dolaşımın dengeler. Psikolojik olumsuzluklardan kurtarıcı ve cesaret artırıcıdır.
 
 Topaz:
Duygusal yükleri ve kötümser düşünceleri ortadan kaldırır. Endişe ve depresyonun üstesinden gelmede yardımcı olur. Tüm bedeni güçlendirir, destekler, zihinsel ve fiziksel sindirime yardım eder.
 
 Yeşim (Jade):
Böbrek rahatsızlarından kaynaklanan ateşi düşürür. Akıl sağlığına, göz bozukluğuna ve doğum sancılarına karşı koruma sağlar.
 
 Kırmızı Yeşim Taşı:
 Kanı güçlendirir, canlılık, güç ve sabır verir. Bedeni temizler.
 
 Zebercet (Peridot):
Aygıtların kaydedemediği kalp çarpıntılarına ve sebebi bilinmeyen korkulara iyi gelir. Renginden dolayı bereket, doğurur içinizde sevinç duygusu uyandırır.

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataHaziran 5, 2009

Türk olmak nasıl bir duygudur?

                                                                                
                                                                                                                       
                                                                                                                      
Amerika'dan bir vatandaşımızın,Tü rkiye'nin ABD Seattle Fahri Konsolosu olan Sayın J.  F. Gökçen'in "Türk olmak nasıl 
bir duygudur?" konulu yazısı…                                                                                         
                                                                                                                      
                                                                                                                  
                                                                                                                      
Türk Olmak…                                                                                                           
                                                                                                                      
Aslında çok şeydir, Türk olmak.                                                                                       
Türk olmak, Osmanlı'nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi.                                
                                                                                                                      
Kosova'da ve Bosna'da, Batı Trakya'da ve Makedonya'da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir.  
                                                                                                                      
Türk olmak;                                                                                                           
-         Kıbrıs'ta,                                                                                                  
-         Hocali'da,                                                                                                  
-         Anadolu'da ve Balkanlar'da soykırıma uğrayıp                                                                
-         karşılığında yapmadığın soykırımla suclanmaktır.                                                            
                                                                                                                      
Türk olmak;                                                                                                           
-         faşist olmaktır,                                                                                            
-         vatanına, milletine, tarihine sahip çıktığında…                                                             
-         demokrat ve cağdaş olmaktır,                                                                                
-         vatanına, milletine, tarihine sövüldüğünde…                                                                 
                                                                                                                      
Türk olmak lisanının Avrupa'da yasaklanmasıdı r ve yine Türk olmak kendini ve derdini anlatamamaktı r.                
                                                                                                                      
Avrupa'da hor görülmek Türk olmaktır,                                                                                 
-       ataların bir çok asır önce Viyana'yi kuşattiği için ve hoş görülmemektir                                      
- tTabii ki - sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana'yı yakmadığın için.                                          
                                                                                                                      
Türk olmak;                                                                                                           
-         Selanik'te Pontus Anıtı'nın,                                                                                
-         Viyana'da çiğnenen yeniçeri minberinin ve                                                                   
-         Malta'da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.                                 
Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir.                                                                           
-         Üç kıtadan dönüp,                                                                                           
-         bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir.                                                           
-     Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır,  aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.          
                                                                                                                      
Türk olmak;                                                                                                           
-         Arabaya koşulan ilk atın vatanında,                                                                         
-         ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta,                                                                  
-         yazının bulunduğu,                                                                                          
-         paranın icat edildiği                                                                                       
-         her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta,                                                             
-         kalkınmak icin yabancı sermaye beklemektir.                                                                 
Türk olmak;                                                                                                           
-         Truva'dan bu yana,                                                                                          
-         Sümer'den bu yana serpilerek gelse de,                                                                      
-         tarihten eski bu topraklarda,                                                                               
-         bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen,                                                 
-         bir haftalık hafiza ile yaşamaktır.                                                                         
-         Doğu Roma'yı da                                                                                             
-         Batı Roma'yı da yıkıp,                                                                                      
-         yeni Roma olan AB'ye girmeye calışmaktır, Türk olmak.                                                       
                                                                                                                      
Türk olmak;                                                                                                           
-         Mostar'da köprüdür,                                                                                         
-         Kerkük'te kaledir,                                                                                          
-         İstanbul'da Kızkulesi'dir,                                                                                  
-         Anadolu'da buğdaydır,                                                                                       
-         Çukurova'da pamuktur,                                                                                       
-         Ege'de tütün,                                                                                               
-         Karadeniz'de fındık,                                                                                        
-         Trakya'da ayçiçeğidir.                                                                                      
                                                                                                                      
Türk olmak;                                                                                                           
-         Çanakkale'de ölmektir.                                                                                      
-         Çanakkale'de ölmeden önce düşmana su vermektir,                                                             
-         onun yaralısını sırtında kendi hastanesine taşımaktır.                                                      
-         Düşmanın ardından rahmet okumak,                                                                            
-         kanlısından helallik almaktır.                                                                              
-         Sabahları odana rahmet dolsun diye, cami açmaktır.                                                          
-         Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir.                                                  
-         Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır.                                     
-         Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.                                                                
                                                                                                                      
Türk olmak;                                                                                                           
-         harap bir ülkede,                                                                                           
-         zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip,                                                                   
-         tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile,                                                                         
-         paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen,                                            
-         yedi düvele meydan okumaktır.                                                                               
                                                                                                                      
Türk olmak;                                                                                                           
-         askere davul-zurna ile uğurlanmaktır,                                                                       
-         belki de dönmeyeceğini bilerek.                                                                             
                                                                                                                      
 Türk olmak;                                                                                                          
-        annenin, şehit oğlunun ardından; 'Bir oğlum daha olsun, onu da vatan icin göndereceğim.' demesidir.          
-         Babanin gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken 'Vatan sağolsun!' demesidir.                      
                                                                                                                      
Türk olmak;                                                                                                           
-         'Türk çayında radyasyon olmaz!' yalanları ile,                                                              
-         'Gusül abdesti alana AIDS bulaşmaz!' dolanları ile yaşamaktır.                                              
                                                                                                                      
Her hükümetin                                                                                                         
-         enkaz devraldığı, ama                                                                                       
-         asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.                                                             
                                                                                                                      
Türk olmak;                                                                                                           
-         ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir.         
-         Ayni nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır.                                                  
-         Göz hakkına, diş kirasına saygıdır.                                                                         
                                                                                                                      
Türk olmak;                                                                                                           
-         Evindeki bir kap aşın yarısını Tanrı misafirine vermektir.                                                  
-         Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.                                                       
Türk olmak;                                                                                                           
-         milli maçta ağlamaktır.                                                                                     
-         Ayhan Işık'a, Belgin Doruk'a aşık olmaktır.                                                                 
                                                               

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataNisan 9, 2009

Dünya tarihinde Açiklanamamis 10 Olay --- (Alıntıdır)

BABİLİN ŞASIRTICI PİLİ ve GÜMÜŞ KAPLAMA ÇÖMLEKLERİ

 

 

 

1938 Yılında Avusturyalı Arkeolog Dr. Wilhelm Konig bir müze oluşturmaya çalışıyor ve durmaksızın kazı yapıyordu . Kazı sırasında , 15 cm yüksekliğinde parlak sarı renkte kilden yapılmış ikibin yıllık bir çömlek buldu ; çömleğin içinde bakır levhadan yapılmış 3.81 cm. çapında 5 cm. yüksekliğinde bir silindir vardı .

 

Silindirin kenarları 60/40 oranında kurşun/kalay alaşımıyla kaplanmıştı ve bu oran günümüzde kullanılan en iyi orandı . Tepesinde şapka gibi duran katlanmış ve bakırın içine gömülmüş mühre benzer zift ya da asfalt bir parça veya katman görülüyordu . Bu katmanın içinden çıkan bir demir çubuk , bakır silindirin içine doğru asılı duruyordu , bakar bakmaz demir çubuğun paslanmış olduğu yani asitlendiği anlaşılıyordu . Bir mekanik uzmanı olmayan Dr. Konig bu garip cisme önce uzun uzun baktı ama fazla düşünmesine ve uzman olmasına hiç gerek yoktu çünkü kil çömlek antik pilden başka birşey olamazdı .

 

Bu pil şu anda Bağdat Müzesindedir ve resmi tarihlemesi ise m.ö. 248 ile m.s. 226 arasındaki Part/Pers işgalidir yani o dönemden kaldığı bilimsel olarak kabul edilmiştir . Dr. Konig bu garip çömleğin dışında yine şu anda aynı müzede bulunan gümüş kaplı başka bakır çömlekler de bulmuştu ; tüm çömleklerin bulunduğu yer Güney Irak'taki Sümer kazılarıydı ve bu alanın arkeolojik tarihi m.ö. 2500 olarak belirlenmişti ama tutucu müzeciler inatla kendi bildikleri tarihi çömleklerin yanına yazmaktan geri kalmadılar .

 

Bugün özellikle gümüş kaplı çömleklere baktığınızda , yüzeydeki parlak mavimsi rengi görebilirsiniz ; bu renk gümüşün elektro kaplama yöntemiyle bakıra kaplanması halinde ortaya çıkan karakteristik renktir . Bir an için müzecilerin haklı olduklarını kabul edelim ; öyleyse Persler , bildiğimiz en eski uygarlık olan Ortadoğu uygarlığının dışında ve ötesindeydiler çünkü pil kullanıyorlar ve elektro kaplama yapabiliyorlardı . Ya da Sümerler bunu yapıyordu ; yapan veya sahibi kim olursa olsun ; sormamız gerekmiyormu?

 

Biz neden pil yapmayı ve elektrolizi 4000 yıl sonra hatırladık? Ya diğer unuttuklarımız?

 

 

DENDERA'DAKİ ELEKTRON TÜPLERİ

 

 

sır'da Dendera'da bulunan geç ptolemik dönemden kalma Hathor tapınağı'nın farklı yerlerinde Eski Mısır uzmanlarının bir türlü geleneksel dinsel-mit terimiyle açıklayamadıkları garip duvar resimleri vardır ama elektrik mühendisleri için bu resimleri hemen tanımlamak çok kolaydır .

 

17 no'lu geçitteki üst panelde , Mısırlı rahiplerin ellerinde boyu eninden fazla olan tüpler görülmektedir , rahipler ne olduğu anlaşılamayan bir uğraş içindedirler ve her tüpün içinde , tüp uzunluğunda bir yılan bulunmaktadır .

 

İsvaçli mühendis Henry Kjellson , " Forvunen Teknik/Kayıp Teknoloji " adlı kitabında hiyerogliflerin bu yılanları parlayan ve ışık saçan olarak tanımladıklarını yazarken , tanımın bir tür elektrik akınını kasdettiğine inanmaktadır .

 

Yine aynı sahnede , sağda üst köşede bir Mısır Tanrısı olan Atum-Ra oturmaktadır ve ellerinde enerji kaynağına benzer bir kutu tutmaktadır . Kutunun saç örgüsüne benzer bir uzantıya veya kabloya bağlı olmasını elektromanyetik mühendisi Alfred D. Bielek , bir mühendislik çiziminin kopya edilmesi olarak yorumlanmakta ve bugünün elektrik kablolarının yönlendirilmesi bu şekilde gösterildiğini söylemektedir . Kablo kutudan çıkıp , resmin tabanına kadar uzanmakta ve uçları tüp cismin dibinde kaybolmaktadır .

 

Resimlerdeki cisimlerin herbiri bir sütun üzerinde durmaktadır ve Biielek'e göre bu sütunlar birer yüksek voltaj kaynağıdır . Tüp cisimler TV resim tüplerine de benziyorlar , elektronik teknisyeni N. Zecharius , cisimleri Crookes veya elektron tüplerine benzetmiştir ama bunlar modern TV tüplerinin çok ötesindedirler .

 

Ne yazıkki , daha üst geçit'te bulunan resimler harap olmuştur ama içerde Kutsal Bölmede bulunan bir papirüs çok iyi durumda bulunmuştur ama buna bakıldığında garip tüplerin gizemi daha da artmaktadır . Yazmada sadece çalışır durumda olan tüpler değil , amaçlarıda görülmektedir . Birçok örnekte , kadınların ve adamların tüplerin yanına oturmuş oldukları ve uzatmış oldukları ellerini veya avuçlarını doldurdukları resmedilmiştir yani bir şey almamaktadırlar .

 

Nedir o bir şey ve o insanlar ne tür bir enerjiden yararlanmaktadırlar? Dendera resimleri eşsizdir ve kesin olarak geçerli bilimsel mantıkla açıklanamaktadır . Ve eğer bu bir teknoloji ise , bizim teknolojimizin çok ötesindedir.

 

 

ASHOKA SÜTUNU BİLMECESİ

 

Antik bir metalürji harikası arıyorsak , Hindistan'a Delhi'ye gitmemiz yeterlidir . Çünkü Ashoka Sütunu oradadır ; boyu 23 m. çapı 40 cm. , ağırlığı 6 tondur . İşlenmiş demir şaft olan sütunun , kaynakla birleştirilmiş disklerden yapıldığı belirlenmiştir .

 

Bir iddiaya göre , m.s. 413'te ölen Kral II. Chandra Grupta'nın mezar taşıdır . Böyle olsa dahi , sütunun 1500 yıldan beri aynen kaldığı ve hiç bozulmadığı gerçeği değişmeyecektir . Sütunun yüzeyi yumuşak ve prinçle kaplı izlenimini vermektedir , hava koşullarından etkilendiğini gösteren birkaç iz bu kaplama yüzeyde görülebilir . 1600yıllık süreç içerisinde , Hint yağmur ormanlarına , muson ikliminde , sert rüzgarların ve yüksek nemli ısının altında eşdeğer bir demir kütlesinin paslanıp , çürümemesini düşünmek ancak bir hayaldir .

 

Demir yapımı ve paslanmauya karşı korunma teknikleri bilindiği kadarıyla ancak 5. yüzyıldan sonra geliştirilmeye başlanmıştır ama bu bilgi Ashoka Sütunun'da geçerli değildir . Bu garip sütunu yapan gizemli metalürjistler kimlerdir ve onların uygarlıklarına ne oldu ? Ve neden onlardan kalan başka bir ize ulaşamıyoruz ? Yoksa , geçmişin tarihini yazarken , atalarımızı ilkel insanlar sanıyor ve saçmalıyormuyuz.

 

 

ANTİKYTHERA'da BULUNAN YILDIZ HESAP MAKİNESİ

 

 

 

1900 Yılında Paskalya'dan birkaç gün önce , Yunanlı bir grup sünger avcısı , Antikyhera adlı küçük bir adanın yakınında su altına dalış yaparken , antik bir geminin kalıntılarına rastladılar .

 

Kalıntıların arasında m.ö. 50 yılından kalma bronz ve mermer heykeller vardı , dalgıçlar bunları çıkarmaya çalışırken şekilsiz garip bir cisme rastladılar , bu cisim sonradan incelenmek üzere Atina Müzesine yollandı . Sonrası malum , cisim temizlendi ve çürümüş bronz ve tahta kalıntılarının arasında modern bir saatin dişli çarklarına benzeyen dişliler bulundu .

 

1958'de Dr. Derek J. de Solla Price , uzun bir çelışma sonucunda cismin bir taslağını yaptı , bu bir makinaydı . Dişlilerin çalışması sonucunda Ay'ın ve Güneş'in hareketleri hesaplanabiliyordu .

 

Bir saat değildi ama bir tür hesap makinesiydi ama en önemlisi yıldızların geçmişteki ve gelecekteki konumlarını gösteriyordu . Büyük olasılıkla Antikyhera aygıtı , Eski Yuna'ın çok öncesinde yapılmıştı ; gizem hala çözülmüş değil ; aygıt müzede duruyor ve bir benzerine hala rastlanmadı . Göksel Hesap Makinesini yapanların kimliğini şu ana kadar öğrenmiş değiliz. Kimdi onlar?

 

 

ESKİ MISIR'da HAVACILIK

 

 

 

1898 Yılında , Mısır'da Kuzey Sakkara'da , m.ö. 200'den kalan Pa- di-Imen'in mezar kazılarında garip kanatları olan bir cisim bulundu . O yıllarda , daha henüz uçak ve uçuculuk kavramı gelişmemişti , olsa olsa bir kuş olabilirdi .

 

Cisim , Kahire Müzesine yollandı ve katologlara alındıktan sonra diğer açıklanamayan eşyaların arasında yerini alarak tozlanmaya terk edildi . 70 yıl sonra Mısırılog ve arkeolog Dr. Halil Messiha , müzedeki kuş figürleri üzerinde çalışırken , Sakkara cismi ile karşılaştı , daha ilk bakışta cismin kuş olmadığına karar verdi , önünde modern bir uçak dizaynı duruyordu .

 

İşin ilginç yanı Dr. Messiha'nın , bir model uçak meraklısı olmasıydı , kısa bir çabadan sonra Mısır Kültür Bakanlığını bir araştırma yapılması için ikna etmeyi başardı . Cismin son derece hafif bir maddeden yapılmıştı , ağırlığı 14 gr.'dı ,kanat açıklığı 17.78 cm.'di ve aerodinamiği mükemmeldi . Kanatlar modern bir makette olduğu gibi , özel olarak açılmış bir deliğe monte edilmişti ve arka kuyruğu tam anlamıyla modern bir uçağa benziyordu .

 

Yapılan tasarım sonucunda ortaya çıkan uçak modeli düşük hızlı bir yük uçağına benziyordu , hızı ancak saatte 45-65 mil olabilirdi ama tabiki güç kaynağının ne olduğu bilinmiyordu .

 

Mükemmel bir planör olarakda düşünülebilirdi ama bu cisim 2000 yıllıktı ve planör olarak uçabilmesi için , bir jet uçağının çekişine ihtiyacı vardı . Messiha , Eski Mısırlılar'ın günlük yaşamlarında her şeyin modelini yapmaya bayıldıklarını biliyordu ; mezarların tapınakların gemilerin arbaların hizmetçilerin hayvanların ve hemen her şeyin küçük modellerini yapmışlardı .

 

Sonuç olarak bir uçak modeli bulunmuştu ; Dr. Messiha şimdi çok daha öte bir hayal kuruyor ; acaba çöllerin kumlarının altında daha neler gizli? Ve Eski Mısırlılar uçuyor muydular?

 

 

İNKALARIN JET UÇAĞI

 

1954 Yılında , Colombia Hükümeti , antik altın eserlerden oluşan bir koleksiyonu , ABD'ye sergilemeye gönderdi . Amerika'nın önde gelen mücevher uzmanlarından Emmanuel Staubs , siperiş üzerine cisimlerin altı tanesinin röprodüksüyonlarını yapacaktı .

 

15 yıl sonra bunların bir tanesi analiz için biyolog-zoolog Ivan T. Sanderson'a verildi . Sanderson kısa bir çalışmadan sonra , bir grup danışmanı toplayarak vardığı sonucu açıkladı ; bu model en azından bin yıllıktı ve yüksek hızda uçabilen bir uçak modelinden hatta bir jet başka birşey değildi . Modelin uzunluğu 5cm.'di ve bir zincirin ucuna takılıp , kolye olarak kullanılmıştı .

 

Tahminen m.s 500-800 arasında , Sinu Bölgesi'ndeki İnka öncesi dönemden kalmaydı . Sanderson ve New York Aeronotik Enstitüsü'nden Dr. Arthur Poyslee , bu tür bir kanatlı hayvanın olmadığı sonucunda birleştiler , cisim biyolojik olmaktan öte mekanikti .

 

Örneğin ön kanatları delta şeklindeydi , kenarları çok belirgindi ve bir hayvana hiç benzemiyordu arama daha da ilginci bir dümen vardı . Bütün bunların ötesinde , cismin üzerinde Aramaik yani eski İbrani alfebesindeki " B " harfinin bulunması inanılmazdı yani cismin kökeni Colombia değil , Ortadoğu olmalıydı ama orada ne arıyordu? Gerçekten bu bir uçak modeli mi ? Harfin şekli bir rastlantımı? Yoksa eski Ortadoğulular uçmanın sırrına sahipmiydiler?

 

 

ATLANTİS'TEN GELEN KRİSTAL KAFATASI

 

 

Kuşkusuz ki , en ünlü en gizemli kristal parçası 1927 yılında F.A. Mitchell Hedges tarafından eski İngiliz Honduras'ı şimdiki Belize'deki antik Maya kenti Lubaantum'da bulunan kafatasıdır . Kafatası tek parça berrak kuartzdır ; yüksekliği 12.7 cm. , eni 32 cm. , genişliği 12.7 cm.'dir yani küçük bir insan kafatası büyüklüğündedir ve ayrıntıları mükemmeldir .

 

1970 yılında Frank Dorland tarafından Hewlett-Packard Laboratuvarlarında yapılan testlerde kafatasının normalötesi bircisim olduğu sonucuna varılmıştır . Kafatasının normal ya da doğal kristal olduğu ve karakteristik olarak moleküler yapısına dokunulmadığı anlaşılmıştır ve bu oluşum modern kristalografide henüz denenmemiş ve bilinmemektedir .

 

Hiç bir meetal kullanılmamıştır , Dorland herhangi bir ize rastlayamamıştır , üzerinde görülen bazı çizgiler kazı sırasında ve sonrasında oluşmuştur ve yine Dorland'a göre büyük olasılıkla kafatası elmas kesici kullanılarak şekillendirilmiş ve mükemmel bir perdahlama ve parlatma işlemi yapılmıştır .

 

Bir diğer ilginç saptama kafatasındaki su ve silikon - kristal kum izlerinin bulunmuş olmasıdır ve bu oluşum için gereken süre 300 yıldır . Sonuç olarak bütün bunlar bize inanılmaz bir başarıyı veya bilinmeyen bir tür kayıp teknolojinin kullanıldığını göstermektedir .

 

Modern bilim , kristal kafatasına uygun bir açıklama getiremiyor , insanoğlu Ay'daki dağlara tırmanabiliyor ama bu cisimi açıklayamıyor . Hewlet - Packard'dan bir kristalografın dediği gibi , bu kristal varolmamalıdır . Yüzlerce yıl öncesinin kuartz kristal ustaları acaba kimdi? Yoksa kafatasını , başka birilerimi düşürdü?

 

 

2000 YIL ÖNCEKİ KALP VE BEYİN NAKLİ

 

Yine Peru'dayız ; Ica'da ; burada 20.000 taş tablet ve bezbol topuna benzer kaya parçası bulunmuştur , hepsi resimlerle süsülenmiştir tüm kayaların sahibi amatör bir arkeolog ve jeolog olan Dr. Javier Cabrera Darquea'dır .

 

Kayalar gri andesit ve yarı kristalize sert granit'tir yani kazılmaları çok güçtür ama Dr. Cabrera'nın belirlediğine göre bu kayalar oyulmuş olarak çok uzun zamandan beri buradadırlar . İlk kez , 1525'te kaşif ve katil Pizarro'nun yanında bulunan Rahip Simon adlı Jesuit misyoner tarafından görülmüş ve katdedilmişlerdi .

 

1562'de bazı örnekler Avrupa'ya taşınmıştı . Taş portreleri yapanlar anatomiyi iyi biliyorlardı , hatta günümüzdeki anlayışın daha ötesindeydiler .

 

Bazı yerlerde , böbrekler ve akciğerlerdeki kan akışkanlığı ve akapunktur iğnelerinin anestezik olarak kullanaılacağı noktalar gösterilmiştir , bu teknik Avrupa'da ancak 1970'ten sonra kullanılmaya başlanmış ve kanserojen tümörler üzerinde denenmiştir .

 

Daha ayrıntılı resimlerde açık kalp ve açık beyin ameliyatları görülmektedir , hatta bir yerde adım adım bir kalp nakli resmedilmiştir . Bu huzur kaçırıcı keşif , sanki günümüzün teknolojisi ile rekabet etmektedir . Dr. Cabrera resimlerde bir beyin naklinin dahi görüldüğü düşüncesindedir . Tarih , öncesi cerrahi düşüncesinin , modern cerrahinin daha ötesinde olması çok etkileyici ve çarpıcı bir kuramdır . Kısacası , tarih öncesi cerrahlar kimlerdir? Ve bu denli bilgiye nasıl ulaşmışlardır?

 

 

MİLYARLARCA YIL ÖNCE ÜRETİLEN DEMİR KÜRELER

 

 

30 Yıl önce güney Afrike'da Batı Transvaal'da bulunan Wonderstone Gümüş Madeninde çalışan madenciler , kuyu açma çalışmaları sırasında metal kürelere rastladılar .

 

Kürelerin sayısı 200'ü aşıyordu , 1979'da kürelerin birkaçı Johannesburg , Witwaterstand Üniversitesi'nden Jeoloji uzmanı Prof. J.R. Mclver ve Potsshefstroom Üniversitesi'den Prof. Andries Bisschoff tarafından incelendi , metalik küreler biraz basıktılar ve çapları 1 ile 10 cm. arasındaydı .

 

Dış yüzeyleri genelde çelik mavisiydi , dışarıya vuran kızıl yansımalar görülüyordu ve metale gömülü minik benekler vardı , benekler beyaz fiberden yapılmış izlenimini veriyorlardı . Alaşımın nikel/çelik olması doğal değildi çünkü bu kompozisyon kurallarının dışındaydı , ancak metorik bir köken böyle olabilirdi .

 

Bazılarında bir veya iki cm.lik ince bir kabuk belirlendi ve küreler kırılarak açıldığında içlerinin garip süngerimsi bir madde ile dolu olduğu anlaşıldı ama kısa bir zaman sonra hava ile temas eden bu maddenin küle dönüştüğü gözlemlendi .

 

Kürelerin analitik yapısı , kayaların özgün yapısı ile hiç ilgili değildi , radyo-izotop teknikleriyle yapılan tarih belirlemelerinde kürelerin en azından 2.8 veya 3 milyar yıllık oldukları belirlenince herkes şok oldu . Güney Afrika Klerksdrop Müzesin'den Roel Marx , bu garip ve gizemli olaya bir gizem daha kattı ; küreler kendi eksekleri etrafında döndürüldüklerinde dışarıya serbest bir tür enerji yayıyorlar ve durdurulduktan sonra çok uzun bir süre aynı enerjiyi yaymaya devam ediyorlardı .

 

Kürelerin yaydığı enejinin türü belirlenemedi , neden yapıldıkları anlaşılamadı , amaçları bilinmiyor ve de kimlerin yaptığı tahmin dahi edilemiyor .

 

Kimibilir belki de Transvaal Küreleri'ni de , model uçakları , kristal kafatasını , çömlekteki pili ve yıldız hesap makinesini kullananlar düşürmüşlerdi; kimbilir belkide bütün bunlar akıl ötesi bir zekanın çocuklarının oyuncaklarıydılar; belki de Neandertal insan avına bi laser silahıyla çıkan , beyin naklini başarabilen babaları , odalarını (dünyayı) kirlettikleri için onlara kızıyorlardı...

 

 

NEANDERTAL ADAMI KİM TÜFEKLE VURDU?

 

Eğer yolunuz Londradaki Doğal tarih Müzesi'ne düşecek olursa , arada Paleolitik Dönemden kalma 38.000 yıllık bir kafatası daha göreceksiniz "Kristal kafatası da oradadır" Bu kafatası 1921 yılında , şimdiki Zambia'da bulunmuştur ve sol tarafında yaklaşık iki santimlik bir delik bulunmaktadır .

 

Yapılan inceleme sonucunda , deliğin bir ok veya mızrak tarafından açılmadığı anlaşılmıştır çünkü deliğin kenarlarında mikroskobik düzeyde dahi en küçük bir çatlak yoktur yani delik sesten daha hızlı bir cisim tarafından açılmıştır .

 

Deliğin karşı yanı yani çıkış noktası parçalanmış veya kırıktır , buda kafatasının içerden dışarıya doğru patladığını göstermektedir yani özetle bu tür bir delik izi ancak bir tüfek atışı sonucunda açılabilir .

 

Ateşli silah uzmanlarına göre , bu tarih öncesi kurban , kasıtlı bir atışla yani çok yüksek hızlı bir silahın kurşunuyla öldürülmüştür ama bu silahı onbinlerce yıl öncesinde kullanan kimdi ? İki varsayım var ; kafatası sanıldığı kadar eski değildir yani ortada ciddi bir bilimsel yanılgı vardır ya da deliğin nedeni başkadır .

 

Ama bu Paleotik kafatası 1.820 m. derinlikte kaya blokları içinde bulunmuştur yani çok eskidir . Peki ama 38.000 yıl önce kim barut kullanıyordu ? Elbetteki Taş Devri insanı değildi , öyleyse bir başka ırk vardı . Ya da başka bir dünydan gelen birileri vardı ama uzayı aşan bir zeka , barutlu tüfekmi kullanıyordu ? Acaba deliğin bir lazer ışını olabilirmi * yoksa aramızda veya geleceğimizde , Neadertal insan avcılığına meraklı zaman yolcularımı var? Sonuçta soru şudur ; o tüfeği kim taşıyordu ?

 

 

 

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataNisil 2, 2009

Lütfen 'turkche' konuşmayın...

Lütfen 'turkche' konuşmayın...

Bu konu belki de ülkemizdeki en önemli sorun.Bir millet dilini kaybederse kültürünü de kaybeder.Kültürü giden bir millette millet olmaktan çıkar.Geçmişte Keltlere yapılan soykırım bugün bize de oynanmaya çalışılıyor.Biz Türk Milleti olarak bu oyunlara gelmemeliyiz,dilimize, kültürümüze sahip çıkmalıyız.Türkçenin çok zengin bir dil olduğunu bütün herkesin bilmesi gerekiyor.
  

  

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataOcak 28, 2009

Araba Kullanan Herkes İzlemeli

http://www.stargaze te.com/guncel/ iste-tum- avrupayi- sarsan-video- 144846.htm

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataOcak 28, 2009

50 Türk Lirası (68 x 148 mm) ATATÜRK’ÜN YERİNE FATMA AL

 

50 Türk Lirası (68 x 148 mm)
50 Türk Lirası’nın ön yüzünde Atatürk’ün, 1931 yılında Gazi Çiftliği’nde Cemal Işıksel tarafından çekilmiş fotoğrafından yararlanılarak oluşturulmuş bir portresi bulunmaktadır.
Arka yüzünde ise Fatma Aliye’nin bir portresi yer almaktadır. 1862 – 1936 yılları arasında yaşamış olan Fatma Aliye, Türk edebiyatının ilk kadın romancılarından biri ve ilk kadın felsefecidir. 1934 yılında “Topuz” soyadını almıştır. Arka yüzün tasarımında ayrıca, Fatma Aliye’nin edebiyatçı kişiliğini vurgulamak üzere “hokka, tüy kalem, kağıt ve kitap” gibi figürler ile kadın zerafetini simgeleyen “çiçek” motiflerine yer verilmiştir.

 ATATÜRK’ÜN YERİNE FATMA ALİYE HANIM
 
Fatma Aliye Hanım'ı (1862-1936) tanımıyordum. Türk edebiyatının ilk kadın romancısıymış.
Eğer Yeni Şafak Gazetesi okuyor olsaydım Fatma Aliye Hanım hakkında yeterli bilgiye sahip olurdum elbette.
Fatma Aliye'yi bundan sonra artık herkes tanıyacak. Çünkü Fatma Aliye'nin fotoğrafı bundan böyle 50 TL lik banknotlarda Atatürk'ün yerine yerleşecek.
50'liğin Bir yüzünde Fatma Aliye, diğer yüzünde Atatürk.
Cumhuriyetin yetiştirdiği bunca başarılı Türk kadını varken, Fatma Aliye nereden çıktı demeyin.
Fatma Aliye'yi Atatürk'ün yerine yerleştiren nedenin onun romancılığı olduğunu sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Asıl neden onun İslamcılığı ve Atatürk Devrimlerine karşı olması.
Çankaya'da, Atatürk'ün koltuğunda İslamcı bir Cumhurbaşkanının oturduğu Türkiye'de, paraların üzerine Fatma Aliye Hanım'ın resmi konmuş çok mu?
****
Fatma Aliye'nin tesettüre olan tutkusu onun yazılarına da yansımış.
Bir yazısında kadınların giyim tarzı konusunda şöyle diyor; “…İşte bu tuvaletin üzerine zinetten ari ve bolca bir şey giyilir ve saçlar da bir baş örtüsüyle örtülürse şeriata muvafık surette tesettür edilmiş olur.”
Fatma Aliye Hanım, Mustafa Kemal'in yaptığı devrimleri bir türlü benimseyememiş.

Romanlar yazan, Batı edebiyatından çeviriler yapan ve dönemindeki erkek egemenliğine karşı çıkabilen bir kadın, nasıl olur da Mustafa Kemal aydınlığını göremez, anlamak olası değil.
Kendisinin,bir Osmanlı paşasının (Ahmet Cevdet Paşa) kızı olmasının bunda rolü var elbette.
Evinde çocuklarının ona yaşattığı sıkıntılar onu daha da İslam'a bağlamış olabilir. Evden kaçıp Katolik rahibe olan bir kızın annesinin yaşadığı travma herhalde azımsanacak gibi değildir.
****
Fatma Aliye'yi en iyi inceleyenlerden olan Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, onu anlatan bir de kitap yazmış.
Kitabın adı, “Fatma Aliye: Uzak Ülke”
Mustafa Kemal'in yaptığı yenilikler nedeniyle Fatma Aliye'nin ülkesine yabancılaştığı ve uzaklaştığı anlatılıyormuş bu kitapta.
Saltanatın kaldırılmasını, alfabenin değiştirilmesini ve padişahın düşürülmesini, Fatma Aliye Hanım asla kabul edememiş,Mustafa Kemal'e hep karşı olmuş.
****
Şimdi anladınız mı, bunca Cumhuriyet kadını dururken Fatma Aliye Hanım'ın neden Atatürk'ün yerine oturtulduğunu?
Elde edemedikleri türban özgürlüğü nedeniyle kendilerini Türkiye'ye “uzak” bulanlar elbette Fatma Aliye Hanım'ın fotoğrafının oraya konmasından mutlu olacaklardır.

Hem Atatürk'ü paraların –hiç olmazsa- bir yüzünden çıkardılar.
Hem de onun yerine İslamcı bir kadını koydular.
Paralar basıldığında göreceksiniz, Fatma Aliye Hanımın başörtüsünün altından, hem önden ve hem de yanlardan saçları görünüyor.
Bu durum, Fatma Aliye'yi oraya taşıyanlar için can sıkıcı olsa gerek.
Küçük bir rötuşla o başörtüsünü türbana çevirebilirlerdi elbette. Anlaşılan buna cesaret edemediler.
Suat ÇAĞLAYAN

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (3) dataOcak 26, 2009

Insan Olmanın Kuralları

Doğarken dünyaya bir kullanma kılavuzu ile gelmediniz; aşağıdaki kurallar yaşamınızı daha iyi kılmak içindir.

 

1. Size bir vücut verilecektir. Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz, ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır.

2. Dersler öğreneceksiniz. "Yeryüzünde Yaşam" isimli tam zamanlı gayrı resmi bir okula kaydoluyorsunuz. Her kişi veya her olay birer Evrensel Öğretmen'dir..

3. Hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. Büyümek bir deneyim sürecidir. "Başarı" kadar "yenilgiler" de bu sürecin bir parçasıdır.

4. Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir. Bu ders, ta ki siz öğrenene kadar size çeşitli biçimlerde anlatılır  -- ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz. .

5. Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz bu dersler giderek zorlaşırlar. Dışsal sorunlar içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır. Içsel engelleri ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.

6. Davranışlarınız değiştiği zaman bir dersi öğrenmiş olduğunuzu anlarsınız.. Bilgelik egzersizdir. Bir şeyin bir parçası, hiç bir şeyin birçoğundan daha iyidir.

7. "Bura"dan daha iyi bir "orası" yoktur. "Orası" dediğiniz yer "burası" olduğu zaman gene "bura"ya kıyasla daha iyiymiş gibi görünen bir "orası" olacaktır."

8. Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdırlar. Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.

9. Yaşamınız size bağlıdır. Yaşam size tuvali sunar, resmi siz yaparsınız. Yaşamınıza sahip çıkın -- yoksa başkası sahip çıkacaktır.

10. Daima ne isterseniz onu alırsınız. Bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri, deneyimleri ve insanları doğrulukla belirler, dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir. Kurbanlar yoktur, yalnızca öğrenciler vardır.

11. Doğru ya da yanlış yoktur, ama sonuçlar vardır. Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz. Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir. Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın.

12. Cevaplar kendi içinizdedir. Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; bizler ise olgunlaştıkça "Ruhun Yasaları"nın yazılı olduğu kalbimize güveniriz. Bildikleriniz duyduklarınızdan, okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır. Yapmanız gereken yegâne şey bakmak, dinlemek ve güvenmektir.

13. Tüm bunları unutacaksınız.

14. Ne zaman arzu ederseniz hatırlayabilirsiniz.

 

Yazar: Cherie Carter-Scott

 

"If Life is a Game, These are the Rules" adlı kitabından...

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataKasım 28, 2008

Sadece fırçayı tıklayın...:)

 

http://www.jacquielawson.com/viewcard.asp?code=1559326884443&source=jl999

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataKasım 12, 2008

Cep'ten 'aktif arama'lı soygun

Cep telefonları ile her arama yapıldığında ekranda beliren 'aktif aramalar' yazısı ile cep telefonu kullanıcılarının teknolojik oyunlarla soyulduğu belirtildi.

Cep telefonları ile her arama sırasında ekranda beliren 'aktif aramalar' yazısı ile kullanıcıların kontörlerinin gizlice iç edildiği ortaya çıktı. Teknolojik oyunlarla 'Biz bu sistemi yaptık, siz de uygulasaydınız' gibi savunmalarla kullanıcıların resmen soyulduğu ortaya çıktı.

Normalde arama sırasında ekranda beliren 'aktif aramalar' yazısının iptal edilmediği zaman her aramada karşıdaki kullanıcıdan bir kontör kırpılmış olduğu belirtildi. Ekranda beliren 'aktif aramalar' yazısını yok etmek isteyenler ise ##002# 'i arayarak bunu kaldırıyor ve kendisini arayanların soyulmasını önlüyor. Ekranda beliren 'aktif aramalar' yazısını ##002# 'i arayanlar iptal edebiliyor. Bu da kullanıcılara sorulmadan ve bilgileri dışında arama aktarması komutu verildiğini ortaya koyuyor.

Bu uygulamayı deneyerek arama aktarma komutunu iptal eden kullanıcılar ise hayretler içinde kalıyor. Cep telefonları ile yapılan her aramada ekranda beliren 'aktif aramalar' yazısı iptal edilmediği müddetçe, kişiye ulaşamayan herkesten bir kontör düşülüyor.

Eğer aranan kişinin telefonu da telesekreter ayarli ise dinlenen 1 saniyelik 'aradığınız kişiye ulaşılamıyor' mesajı için de kullanıcıların ayrıca bir normal arama karşılığı ücretlendirdiği vurgulandı.

İşin en garip kısmının ise normalde cep telefonu hatlarında default (fabrika çıkışı) olarak ayarli bir telesekreter yokken, herkese bu telesekreterin otomatik olarak ayarlı gelmesi olduğu vurgulandı. Yani, kullanıcının hiç bir şeyden haberi yokken, aradığı ve ulaşamadığı her kullanımda hemen 1.5 kontorünün çalındığı vurgulandı.

Kullanıcı, eğer iki dakika sonra yine ulaşamazsa 1,5 kontör daha gidiyor. İşin en acı tarafı ise kimsenin böyle bir uygulamadan haberinin olmaması ve telesekreteri bedava zannetmesi. Telefon şebeke istasyonu yetkilileri ise kendilerini arayan kullanıcılara; ##002#'yi arayarak tele sekreterin kaldırılabileceğini anlatmakla yetiniyor.

Buna tepki gösteren kullanıcılar ise teknolojik oyunlarla soyulduklarını belirterek, "Teknolojiye ulaşamıyoruz. Kullandığımız telefonların bütün özelliklerini bilmiyoruz. Bizden habersiz neden bu tür uygulamalar yapılıyor." şeklinde tepki gösterdiler.

__._,_.___

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEkim 16, 2008

ROSA PARKS

Eşyalar ve mekânlar onu kullananlarla bir değer ve anlam kazanır.

Bir metre uzunluğundaki bir sopayı 'bunu falanca kullanmıştı' deyip önemseyebilirsiniz. Ya da yıkılmak üzere olan eski bir yapıyı 'burada falanca doğmuştu' diye imrenerek ziyaret edebilirsiniz.

50 kuruşluk tükenmez kalem onu kullanana göre çok farklı anlamlar ifade edebilir… Birinin bastığı yere basmak, ya da buraya o dokunmuştu diye parmaklarınızın ucunu bir ağaca, bir duvara sanki incitmek istemez gibi dokundurmak isteyebilirsiniz.

Kısacası herkesin kendince kutsadığı ve değer verdiği eşyalar ve mekânlar vardır. Nihayetinde eşyalar ve mekânlar onu kullananlarla bir değer ve anlam kazanır.

Bugünkü yazımı "Obama ilk ziyaretini kime yapmalı?" başlığıyla yazmak niyetindeydim. Fakat son anda bulduğum bir resim yazı başlığını değiştirmeme neden oldu. Baktım ki, bir otobüs müzede sergileniyor. Dünyada bir müzede sergilenen tek otobüs bu olmalı diye düşündüm…

İnternet malum, dünyanın her yanından tıklanabiliyor. Eğer dünyanın başka ülkelerinde sergilenen ve özel bir anlamı olan araçlar varsa okuyucularımız bizlerle paylaşırsa mutlu oluruz.

Barack Obama'nın Amerika'ya başkan seçilmesi nedeniyle bu ülkede siyahların acınası hikâyesinden çok sayıda örnek yer aldı medyamızda. Fakat Barack Obama'yı Beyaz Saray'a çıkaran tarihi adım bildiğiniz gibi geçim telaşına düşmüş gariban bir terzi kadının cesur ilk hamlesiyle başlamıştı. Haziran ayında bir yazımda yer verdiğim konuya bu vesileyle bir daha temas etmek istiyorum.

Tarihlerden 1 Aralık 1955.

Amerika'nın Montgomery kenti…

O yıllarda Amerikan yasalarına göre zenciler otobüste beyazlara yer vermek zorundadır. Zenciler bu durumdan oldukça şikâyetçidir ama yapabilecekleri bir şey yoktur. Zenciler toplumdan tecrit edilmiş bir yaşam sürmeye mahkûm edilmişlerdir.

İnsanlık dışı uygulamalar gün gelir kendi halinde sakin bir kadın olan Rosa Parks'ın canına tak eder. Rosa bir gün karanlığı delen önemli bir karar alır ve 'Ben artık otobüste beyazlara yer vermeyeceğim' der. Bu kararla sadece kendinin değil, tüm zencilerin kaderini değiştiren bir dönemi başlatır.

Nitekim ertesi gün otobüste bir beyaz Rosa'nın başında dikilir ve yer vermesini bekler. O buna aldırmaz. Rosa son derece kararlı bir tavırla yerini vermemekte direnir. Durumun gerginleşmesi üzerine şoför otobüsü en yakın polis karakoluna çeker. Rosa önce sorgulanır, ardından hapse atılır. Rosa Parks'ın bu davranışı ve uğradığı muamele önce tüm Montgomery'e, ardından da Amerika'ya yayılır.

Martin Luther King bu fırsatı iyi değerlendirir. 382 gün süren Montgomery otobüs boykotunu başlatır. Zenciler otobüse binmezler ve her yere yürüyerek giderler. Bazı beyazlar da onlara destek verir. Olaylar giderek büyür. Sonunda Amerika Federal mahkemesi, ırk ayrımcılığını yasaklar. Bu olay, Amerika'da vatandaşlık haklarının başlangıcı sayılır. Çok geçmeden, zencilerin beyazlara yer verme zorunluluğu ortadan kalkar. Uygulamaya son verilir.

Resimde gördüğünüz otobüs, 'Ben artık otobüste beyazlara yer vermeyeceğim' diyen Rosa Parks'ın o gün bindiği otobüs. Rosa Parks'ın fotoğrafı da, o gün gözaltına alındığı karakolda çekildi.

Yıllar sonra Amerikan yönetimi bir bakıma iade-i itibar için Rosa Parks'ı Beyaz Saray'da ağırladı. Rosa Parks'a 1996 yılında Başkanlık Özel Ödülü verildi. 1999'da da Kongre tarafından altın madalya ile ödüllendirildi. ABD Başkanı Bill Clinton, Rosa Parks'a Başkanlık Özel Ödülü madalyasını takarken, "İyi ki, o gün o koltuktan kalkmadın" dedi.

İlginçtir, Rosa Parks'ı bu davranışından dolayı kutlayan Başkan Bill Clinton, Rosa Parks gibi siyahî olan Barak Obama'nın gün gelip eşi Hillary Clinton'ın elinden Demokrat Parti'den Amerikan başkan adaylığını alacağını elbette bilemezdi.

Rosa Parks o gün o koltuktan kalkmamakla, Beyaz Saray'daki başkanlık koltuğuna gün gelip bir siyahın oturmasının a önünü açtı. Hatta yine bir siyahî olan ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice bir toplantıda konuşurken, Rosa Parks'ı anarak, "O olmasaydı, ben bugün bu koltukta oturamazdım" diyerek bir hakşinaslık yaptı. Ve elbette, Rosa Parks olmasaydı, Barack Obama'nın Amerika'ya başkanlığı da söz konusu olamayacaktı.

Rosa Parks 24 Ekim 2005'te öldüğünde ABD Başkanı George Bush naşının önünde saygıyla eğildi.

 

 

 

 

 

 


categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEkim 15, 2008

Can Dundar'a bir Turk Gencinden tokat gibi cevap...

Bu genc arkadas

Antalya Universitesi'in,aslanlar gibi iktidara direnen,rektorunun ogludur..

Bu iletiyi tek basina kaleme aldigini da  ogrendim..

Helal olsun bu gence..

Bu yasta; bu kadar gozlem , bilgi ve ciddiyet....

Bizim  Anadolu'muz ne cevherler yetistiriyor..

Okudukca gururlandim..

Ulkemizin yarini asla karanliklarda kalmayacak hatta  bir gunes kadar parlak olacak..

Ben zaten umudumu asla kaybetmedim..!!!

 

Ne mutlu Turkum diyene.!!.. ne mutlu boyle genclere..!!

Sayın Can Dundar,

 

Ben Bilkent Universitesi Bilgisayar Muhendisliği bolumunde yuksek lisans

yapmakta olan bir oğrenciyim. Adım Ateş Akaydın.

 

Ataturk ille ilgili yaptığınız belgeseli uzulerek soyluyorum hic

beğenmedim. Ozetle belgeselde rahatsiz oldugum konular şunlar:

 

Oncelikle, Vahdettin'in Ataturku bilinci olarak vatani kurtarmasi icin

Samsun'a gonderdiği konusundaki iddia halen tartışılan,temelsiz ve acık

soyleyim Fethullah taraftarları ve Osmanli sevdalilari tarafindan sIklikla

dile getirilen bir goruştur. Boyle bir konuya belgeselinizin son derece

taraflı yaklaşması kanimca cok uzucudur. Bilakis Vahdettin Ataturk icin

tutuklama ve idam karari cıkartılmasına on ayak olmuş biridir.

 

Ikinci olarak, Mustafa Kemal'i Ataturk yapan ve en buyuk savaşlardan biri

Canakkale savaşına son derece az yer verilirken, Ataturk'un ozel hayatina,

ozellikle Madame Corinne'e yazdiği mektuplara gereksiz derecede cok yer

verilmistir.

Belgeselinizde Ataturk'un yuksek idealleri ve amaclari etrafinda

sekillenmek yerine, Ataturk'un aldigi - ve kanimca alinmasi Cumhuriyetimiz

icin hayati zorunluluk teskil eden - kimi kararları Ataturk'un kişiliğine

zarar verecek şekilde kullanmanız kabul edilemez. Ozellikle Ataturk'un

Ankara Meclisinin acılması sırasında takiyye yaptiğini ima eder şekildeki

aciklamalariniz, Ataturk’un Lenin kozunu oynadiğini dile getirirken

ustune vura vura;musluman ve komunist yoldaşlarım; şeklinde

ifadelerin gectiği gazete kupurlerine ozellikle yer vermeniz, uslup

acisindan cok uzucudur ve kullandiginiz ifadeler de Ataturk'umuzu dinsiz

bir komunist gibi gostermektedir. Bu olaylar ile ilgili gercekler,

maksatlar ve yontemler ayirt edilebilir şekilde ve duzgun bir uslup ile

sunulabilirdi ama siz bundan gordugum kadariyla kacinmissiniz.

 

Ataturk'un not defterindeki, kendisinin iktidara gelmesi halinde bir darbe

ile ve zorla sistemi baştan aşagıya değiştirecegi konusundaki ifadelerin

pek cok kere vurgulanmiş olmasi,Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının

liderleri ve silah arkadasları nı idama gondermiş olması ya da onları

bastırmış olması, Mussolini'nin ressamina bir portresini yaptırmıs

olmasına ve ressamin yorumlarina ozellikle yer verilmesi ve Avrupada kimi

gazeteler tarafından bir diktator olarak nitelendirilmesine ozellikle yer

verilmis olması bence Ataturk'un kişiliğine hakarettir. Yine ayni

donemdeki gazeteler Ataturk'un dunya tarihinde bin yilda bir gorulen bir

dahi oldugunu beyan etmektedir. Ve sizin calismaniz, Ataturk'un butun

dunyanin kabul ettigi bir dahi ve gercek bir lider oldugunu adeta saklamak

ister bicimde secilmis gazete kupurleriyle doludur. Bunlar Ataturkumuzu

sanki bir diktator gibi gostermektedir! Size soruyorum sayin Dundar siz

Şeriatla ve Faşizmle yonetilen bir ulkede Cumhuriyeti getirmeyi başaran,

kadınları sosyal hayata katan, nerdeyse hic okuma yazma bilmeyen bir halkı

10 sene gibi kısa bir surede okuma yazma bilir hale getiren kac tane

diktator gordunuz? Medeniyet icin gerekli yol ve yordamları lutfen

diktatorlukle karistirmayiniz. Siz Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının

irticai faliyetlerinden bahsettiniz mi? Kubilay olayindan ve Ataturke

gonlunu vermis diger kemalistlerden bahsettiniz mi? Gercekten bir

diktatorluk ve faşizm ornegi gormek istiyorsaniz lutfen bir İran'a bakin

bir Misir'a bakin, Afganistan'a, Pakistan'a bakin. Ve hatta hatta

ozellikle AKP iktidariyla birlikte son donem Turkiye'sine bakin.

 

Hele hele Turkiyemizde Ergenekon gibi eşi kara carşaflı ve kendisi imam

hatipli olan ve adı yolsuzluklara bulaşmış bir savcının yonettiği bir dava

varken, Ataturkcu dusunce derneginin uyeleri, profesorler, emekli

komutanlar, Cumhuriyet gazetesi yazarlari, Cumhuriyet mitinglerini

organize edenler, Cumhuriyetle yaşit olan insanlar ve halkin

bilinclenmesine gercekten yardım eden insanlar haklarindaki suclama bile

netlik kazanmadan ve onlara bildirilmeden tutuklanirken, ceza evlerinde

olume terkedilirken ve DARBECILIKLE suclanirken, sizin cikip da Ataturk'e

DARBECI demeniz igrenc ve acıklı bir benzetme olsa gerek!

 

Turkiye'nin her gun PKK teroru yuzunden sehit verdigi gunumuzde, ulke ic

savaşın ve bolunmenin eşiğine gelmişken, o kadar sacmalıkla doldurdugunuz

belgeselinizin arasında sanki cok gerek varmiş gibi 'Ataturk de Kurtlere

Ozerklik verilmesi ile ilgili konusmustu' gibi ifadeler kullaniyor olmaniz

yangina benzinle gitmek demek degil de nedir sayin Dundar? Sizin

belgeseliniz vizyona girdigi sırada farkındamısınız ki mecliste DTPliler

guzelim ulkemi 25 parcaya bolebilmek icin uğraşmaktaydı?

 

Ataturk'un gunde bir şişe raki bitiren, sarhoş ve yalniz bir adam olarak

nitelenmiş olması ve devletin onemli meselelerinin tartisildigi ve

Cumhuriyetin coşkusunun yaşandığı Ataturk'un sofrasinin bayagi ve sıkıcı

olarak gosterilmesi de ayrı bir konu...

 

Sayin Sureyya Ciliv'in ve Turkcell'in sponsorlugunuzu yapmaktan vazgecmiş

olmasına şaşmamak gerek. Zaten bu karar bile nasil bir manzara ile

karşilaşacagimizi işin en başindan haber vermişti. Zaten size olsa olsa

'Bizim Universitemizde Ataturku bile eleştirebilirsiniz' diyen vakıf

universiteleri sponsor olabilirdi ve oldu.

Sonuc olarak ben bu belgeseli izledikten sonra sizi gercekten cok

ayipladim. Siz benim eskiden tanidiğim Can Dundar olmaktan cıkmışsınız. Bu

yapim kanimca sadece iki maksatla yapilmiş olabilir diye dusunuyorum. Ya

siz Cumhuriyet'in ve Kemalizm'in ilkelerine ters dusup

fethullahcilarin,yobazların ve boluculerin ekmegine yag surer bir hale

geldiniz ya da entellektuel anlamda Turkiye'de vatan sevdasini, Ataturk

sevdasini yitirmis kimi sanatcilar ve yazarlar gibi doğru bilinen ve kabul

edilen degerlere radikal ve uygunsuz bir şekilde ters duşuyor olmanin

sanat olduğunu dusunmeye başladiniz. Şahsen ben Turkiyenin ikinci bir

Orhan Pamuk'a ihtiyacı olduğunu duşunmuyorum.

 

Şayet size Ataturk'umuze diktator diyen O Avrupadan ya da  O Amerikadan

birkac ay icinde 'Mustafa' dan oturu oduller yağmaya başlarsa lutfen bu

dediklerimi hatirlayiniz ve ozellikle Şevket Sureyya Aydemir'in 'Tek

Adam''ini  Ataturk';un 'Nutuk''unu tekrar ve bu sefer anlayarak

okuyunuz ve Mustafa;ya Ataturk demeyi ogreniniz!

 

Vakit ayirdiginiz icin tesekkur ederim,

 

Ateş Akaydın

 

 

 

 

 

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEkim 15, 2008

METROPOLLERDE SIZI BEKLEYEN RISKLER

METROPOLLERDE SIZI BEKLEYEN RISKLER


Ozet

Ozellikle buyuk kentlerimizde teror farkli kollardan faaliyetlerine devam etmektedir. Hal boyleyken calisanlarimizin evinden isine, isinden evine ulasimlarinda, sokakta, carsida, ve hatta konutlarinda kendilerini bekleyen bir takim tehlikeleri minimize edebilecek bilgiye sahip olmalari gerekliligi akillara geliyor. Bu tur teror risklerini sifira indirmek mumkun gozukmemekte eger mumkun olsaydi savaslar olmaz, cinayetler islenmez, gasp, sabotaj, insan kacirmalar gibi olaylar yasanmazdi. Esasinda her insanin, her bolgenin, her kurum ve kurulusun kendine ozgu riskleri ve buna paralel olarak cozumleri vardir. Kisaca yasam kosullarimizi tehdit eden teror risklerinin oyle birkac sayfada ifade edilebilecek bir yontemi yoktur. Peki bu durumda ne yapmaliyiz? Asagida genel olarak onermis oldugum onleyici davranis metotlari sizleri bir takim tehlikelerden koruyacaktir. Bu tur onleyici davranislar sagduyudur; teknoloji degildir. Techizata gerek yoktur ve normal hayat akisini bozmadan gunluk yasama adapte edilebilir. Herkesin gunluk yasamda uymasi gereken onleyici davranislardan bazilari asagidaki gibidir;

 

1.         Uyanik ve Dikkatli Olmak

Uyaniklik ve dikkat sahsi guvenligin saglanmasinda esastir. Cevreye dikkatli bakildiginda normal olmayan durumlarin anlasilmasi icin cogunlukla ip uclari bulunur. Etrafiniza dikkatli bakin;  supheli herhangi bir sey gorurseniz derhal rutininizi degistirin. (1)

2.         Rutinden Kacinmak

2.1       En hassas anlar varis ve cikislardir. (ev/isyeri) Rutin hareketler hedef olmayi kolaylastirir. Buna karsilik, bazen en basit hareketler sizi rutinden cikarir.

·         Birisi tarafindan alinmayi  saglamak,

·         Gidilen yolun degistirilmesi,

·         Taksi, ozel araba veya kurulus arabasini degistirerek kullanma,

·         Varis ve cikis saatlerinin rutin olmamasi,

2.2      Baska biri sizin rutininizi mi ogrenmeye calisiyor? Ogrenin, size buyuk avantaj saglar. UNUTMAYIN; Rutini degistirmek saldirganin bilgi toplamasini zorlastirir.

3.        Bilgiye Ulasimi Kisitlamak

Bilgiye ulasimi kisitlamak, saldirganin, elindekinden fazla kaynak kullanimini gerektirecektir.

3.1       Dusuk profil kullanin: Uzerinizde mumkun oldugunca isinizle ilgili belge, kisisel planlar ve aliskanliklarinizla ilgili bilgi bulundurmayin.

3.2       Ihtiyac olmayan hassas belgeler mutlaka imha edilmeli, sadece cop kutusuna atilmasiyla yetinilmemelidir.  Cop kutulari bilgi toplamak icin kullanilan en musait yerlerdir.

3.3       Acik park alanlarinda arabada anahtar birakilmasi gerekiyorsa sadece kontak anahtari birakilmalidir, arac anahtariniza ilistirilmis ev ve isyerinizdeki kasa, dolap anahtarlarinizi uzerinize aliniz.

3.4       Sagduyu ve icgudulere guvenmek zaman zaman saglikli sonuclar verebilir. (1)

Her zaman acil telefon listesi bulundurulmali veya ezberde tutulmalidir.

-          Polis (155 veya 156 jandarma)

-          Hastane (Acil yardim 112)

-          Arkadas ve is arkadaslari

-          Komsu v.b.

·         Cep telefonunuzun kapsama alani disinda olacagini veya sarjinin bitebilecegi ihtimalini dusunerek sokaktan telefon edebilmek icin jeton veya kart bulundurulmalidir.

·         Mutlaka nereye gittiginizi ve planlarinizi guvendiginiz en az bir kisiye bildiriniz.

·         Etraf taninmali, yol isaretleri ogrenilmeli, sokaklar bilinmelidir.

·         Guvenlik guclerinin uniformalari taninmalidir. (Polis, belediye zabitasi, jandarma, ozel guvenlik v.b.)

·         Kisilerle tartismaya girilmemeli, politik gosterilerden uzak durulmalidir.

·         Aksam saatlerinde yaya olarak sokakta olmaniz gerekiyorsa sokak aydinlatmasi olan yerler tercih edilmeli tenha yollarda bulunulmamalidir.

Park, kopru altlari, terk edilmis yapilar, insaat gibi yerleri mesken edinmis kotu niyetli kisilerin olabilecegi unutulmamali boyle yerlerin yakinindan bile yaya olarak gecilmemelidir.

·         Firmanizin potansiyel dusmanlari olabilecegi ihtimalini goz onune alarak is yerinizin ismini ve/veya logosunu tasiyan arac kullanmamaya ozen gosterilmelidir.

·         Calisilan kurumun adini tasiyan hicbir sey mumkun oldugunca arabada birakilmamalidir.

·         Gizli evraklar saklanmali ve hicbir zaman arabada birakilmamalidir. (1)

Arac kullanirken Hareket Tarzlari

Kacirilma veya herhangi bir zarara ugramamak icin arac kullanirken uyulmasi gereken guvenlik tedbirlerini bilmek gereklidir.

Oneriler:

Arac seyir halindeyken bile kapilar her zaman kilitli tutulmalidir. Ozellikle trafik isIklarinda duruldugunda arka kapilarin acilip icerideki canta, paket, belge gibi esyalarin calindigi oldukca sIk gorulen bir durumdur. Hirsizlik amacli olmasa bile arac dururken arka tarafa sizma ve aracin silah zoru ile kacirilmasi olayi oldukca mumkundur.

Yabancilara kapilar hicbir zaman acilmamalidir.

Anahtarlara sahip cikilmali; anahtarliga isim veya is yeri logosu, ev anahtari, kasa anahtari takilmamalidir.

Araca binmeden once her defasinda iyice kontrol ederek herhangi bir degisIklik tespit edilmeye calisilmalidir.

Yakina park etmis araclara ve icindekilere dikkat edilmelidir.

Benzin deposu mutlaka 1/3 dolu tutulmali ve kilitli benzin kapagi kullanilmalidir. (Deposunda az yakit olan araclarin her hangi bir kaza, atesli silah gibi saldirilarda patlama riski oldukca fazladir.)

Eger arac calismazsa derhal yardim istenilmelidir. Kasti olarak bozulmus olabilecegi akla getirilmelidir. Hic bir zaman rast gele yardim teklifleri kabul edilmemelidir.

Mumkun oldugu kadar ana yollar takip edilmeli, ara ve karanlik yollara girilmemelidir.

Yuksek suc orani oldugu bilinen yerlerde dolasilmamalidir.

Manevra yapabilmek amaciyla ondeki aracla olan mesafe korunmalidir. Trafik isIklarinda dururken orta serit tercih edilmeli, kaldirima yakin bekleme yapilmamalidir.

Yardim isteyen varsa kesinlikle durulmamalidir. En yakin yerden  telefon ederek yardim gonderilebilir.

Gercek niyetlerini tahmin edilemedigi icin Otostop yapanlara kesinlikle durulmamalidir.

Araclar korunakli otoparklarda birakilmali, karanlik yerlerde park edilmemelidir.

Cikisin kolay olmasi acisindan, arac daima ters park edilmelidir. (Aracin on kismi seyir istikametinde olmali manevra gerektirmemeli. )

Yakinlardaki supheli araclar kontrol edilmeden arac terk edilmemelidir. .

Araca birisinin yanasip dusmanca davranmasi durumunda;

Kapilarin kilitli oldugu tekrar kontrol edilmeli,

Kornaya devamli basilmali,

IsIklar devamli yakip sondurulmelidir.

17.       Zorla durdurma tesebbusu halinde, carpma riski olsa da asla durulmamalidir. Ilgi cekmek icin devamli kornaya basilmali ve aydinlik ya da yardim gelebilecek bir yone dogru surulmelidir. Yardim istenilmelidir; araci tarif etmek ve plaka numarasini hatirlamaya calismak onemlidir.

18.       Kirmizi isIkta veya dur isaretinde dururken biri iceri girmeye kalkarsa, kirmizi isIkta dahi olsa arac hizla surulmeli ve kornaya basilmalidir.

19.       Takip edilme suphesi durumunda, asagidaki hareketler yapilarak suphe giderilmeye calisilmalidir;

·         Yol degistirilmeli, ayni yolda devam edilmemelidir.

·         Arac bir yavas, bir hizli surulerek arkadaki arac izlenilmelidir.

·         Eger bir meydana gelinmis ise, arac iki defa meydanin etrafinda dolastirilmali ve supheli arac izlenilmelidir.

·         Suphe aciga vurulmamalidir; hizla bilgi edinilmeli ve guvenli bir yere   dogru surup, yardim istenilmelidir.

·         Hicbir zaman ana yol terk edilmemeli, ara sokaklarda dolasilmamalidir. (2)

Taksi Ile Seyahat

Zaman zaman taksi kullanmak, rutini degistirmek amaciyla tercih edilmelidir. Bu yontem rutin yollarda veya bilinmeyen yorelere seyahat edilecekse kullanilmalidir.

Oneriler;

1.         Taksi cagirirken, eger taninan bir sirket mevcut degilse, ilk duran taksiye binilmemesi gerekir.

Bir muddet yuruyup taksi cagirmak tavsiye edilir. Taksinin sizin hareketinizle durduguna dikkat edilmelidir;  kasten gonderilmis, gelmis de olabilir.

2.         Baskalarinin  taksi yollamalarina izin verilmemesi gerekir.

3.         Eger bolge taniniyorsa, sofore yol tarif edilmeli ve o yoldan gitmesi icin israr edilmelidir.

4.         Eger supheli bir durum varsa, araba tereddutsuz durdurulup hemen yardim istenmelidir.

5.         Taksiye binerken iceride herhangi birinin olup olmadigi kontrol edilmeli, aracin plakasi kontrol edilmeli ve akilda tutularak gerekirse yardim icin ihbarda bulunulmalidir. (sms yollayarak veya bildiginiz bir yabanci lisanla bu isi yapabilirsiniz)

 

 

 

Eve Gelis ve Cikislarda Davranis Sekli

Tehlikeli bir durumla karsilasmamak icin nasil davranilmasi gerektigi ile ilgili yonlendirmeyi aciklar.

Oneriler;

Eger mumkunse kapi, zil ve posta kutusu uzerine isim yazilmamalidir. Ozellikle ust duzey yoneticiyseniz bu sizin desifre olmanizi onleyecektir.

Eger posta kutusuna isim yazilmasi gerekiyorsa daire numarasi  yazilmamalidir.

Acil durumlarda ulasabilmek icin komsulari tanimakta yarar vardir.

Ozellikle geceleri eve gelislerde  daha dikkatli olunmali daire girisinde veya kapida her hangi bir farklilik olup olmadigi kontrol edilmelidir.

Elde gerektiginde silah olarak kullanilabilecek bir sey tasinmalidir (canta, anahtarlik vb.)

Merdiven girislerindeki isIklar yakilmalidir. (3)

18.       Kirmizi isIkta veya dur isaretinde dururken biri iceri girmeye kalkarsa, kirmizi isIkta dahi olsa arac hizla surulmeli ve kornaya basilmalidir.

19.       Takip edilme suphesi durumunda, asagidaki hareketler yapilarak suphe giderilmeye calisilmalidir;

·         Yol degistirilmeli, ayni yolda devam edilmemelidir.

·         Arac bir yavas, bir hizli surulerek arkadaki arac izlenilmelidir.

·         Eger bir meydana gelinmis ise, arac iki defa meydanin etrafinda dolastirilmali ve supheli arac izlenilmelidir.

·         Suphe aciga vurulmamalidir; hizla bilgi edinilmeli ve guvenli bir yere   dogru surup, yardim istenilmelidir.

·         Hicbir zaman ana yol terk edilmemeli, ara sokaklarda dolasilmamalidir. (2)

Taksi Ile Seyahat

Zaman zaman taksi kullanmak, rutini degistirmek amaciyla tercih edilmelidir. Bu yontem rutin yollarda veya bilinmeyen yorelere seyahat edilecekse kullanilmalidir.

Oneriler;

1.         Taksi cagirirken, eger taninan bir sirket mevcut degilse, ilk duran taksiye binilmemesi gerekir.

Bir muddet yuruyup taksi cagirmak tavsiye edilir. Taksinin sizin hareketinizle durduguna dikkat edilmelidir;  kasten gonderilmis, gelmis de olabilir.

2.         Baskalarinin  taksi yollamalarina izin verilmemesi gerekir.

3.         Eger bolge taniniyorsa, sofore yol tarif edilmeli ve o yoldan gitmesi icin israr edilmelidir.

4.         Eger supheli bir durum varsa, araba tereddutsuz durdurulup hemen yardim istenmelidir.

5.         Taksiye binerken iceride herhangi birinin olup olmadigi kontrol edilmeli, aracin plakasi kontrol edilmeli ve akilda tutularak gerekirse yardim icin ihbarda bulunulmalidir. (sms yollayarak veya bildiginiz bir yabanci lisanla bu isi yapabilirsiniz)

 

 

 

Eve Gelis ve Cikislarda Davranis Sekli

Tehlikeli bir durumla karsilasmamak icin nasil davranilmasi gerektigi ile ilgili yonlendirmeyi aciklar.

Oneriler;

Eger mumkunse kapi, zil ve posta kutusu uzerine isim yazilmamalidir. Ozellikle ust duzey yoneticiyseniz bu sizin desifre olmanizi onleyecektir.

Eger posta kutusuna isim yazilmasi gerekiyorsa daire numarasi  yazilmamalidir.

Acil durumlarda ulasabilmek icin komsulari tanimakta yarar vardir.

Ozellikle geceleri eve gelislerde  daha dikkatli olunmali daire girisinde veya kapida her hangi bir farklilik olup olmadigi kontrol edilmelidir.

Elde gerektiginde silah olarak kullanilabilecek bir sey tasinmalidir (canta, anahtarlik vb.)

Merdiven girislerindeki isIklar yakilmalidir. (3)

5.         Daireye gelindiginde;

·         Eger iceriye girildigine dair belirtiler varsa, iceri girilmemelidir. Apartman derhal terk edilip yardim istenilmelidir. Yari acik duran  kapilarda Bubi Tuzagi ihtimaline karsi kontrol edilmeden acilmamalidir.

·         Eger her sey yolundaysa iceri dikkatli girilmeli ve evdeki sartlarin normal olup olmadigi kontrol edilmelidir.

        Eger her sey normalse kapi kilitlenip zincir takilmalidir.

6.         Kapi zili caldiginda;

·         Goz deliginden bakarak gelen kisi taninmaya calisilmalidir.

·         Eger gelen tanidiksa, zincir cikarilmadan kapi aralanmali ve yaninda baska kimselerin olmadigi tespit edilmelidir.

·         Eger bir teslimat veya teknisyen bekleniliyorsa, beklenilen kisi olup olmadigini kontrol icin tanitici kimlik istenilmelidir.

 

·         Eger kisi tanidik degilse, kimligi ile ilgili sorular ve gelis nedeni sorulmalidir.

·         Eger gelen kisiden beklenen cevaplar alinamiyorsa, gonderen firma ile temas kurulmali ve kimligi teyit edilmelidir.

·         Eger ziyaretcinin kimligi dogrulanamiyorsa, ziyaretciye gercekten firma tarafindan yollandiginin nasil kontrol edilebilecegi sorulmali, eger kimlik dogrulanamiyorsa, kapi acilmamalidir.

·         Gerekirse, komsular aranip, kapinin onundeki kisinin kimliginin sorgulamasi rica edilebilir.

·         Halen suphe giderilemediyse, KAPI ACILMAMALIDIR.

 

7.         Iceri zorla girme tesebbusu varsa;

·         Yapilacak ilk hareket polise haber vermek olmalidir.

·         Dairedeki tum kapilar kilitlenmelidir.

·         Guvenlik odasina saklanmakta yarar vardir.

(Tercihen yatak odasi olmalidir. Buradaki kapiya ekstra silindir kilit takilmis ve menteseleri guclendirilmis olmalidir.)

·         Varsa megafon kullanarak yoksa bagirarak komsularin ya da kapicinin veya varsa guvenlik gorevlilerinin  yardima cagirilmasi gerekir. (3)

8.         Evden cikarken ve sokakta;

·         Goz deligi kullanilarak disarisi kontrol edilmelidir.

·         Merdiven isIklari yakilmalidir.

·                     Rutin degistirilmeli. Ev her zaman ayni saatte terk edilmemelidir.

·                     Uzerinizde gereksiz kredi kartlarinizi ve paranizi tasimayiniz, varsa celik kasaniza yoksa guvenli bir yerde muhafaza diniz.

·                     Canta tasiyorsaniz mumkun oldugunca carpraz olarak boynunuza asiniz. Boylelikle kap kac yontemiyle kolaylikla calinamayacaktir.

·                     Issiz yerlerde ve guvensiz buldugunuz ortamlarda cep telefonunuzu kullanmamaya gayret gosteriniz..

·                     Alti lastik ayakkabi giymek rahatlikla kosmanizi, dusmemenizi saglayacaktir.

·                     Ummadiginiz anlarda yaniniza sokulan birden fazla (adres sormak vs) kisi(lerin) tehlikeli olabilecegini unutmayiniz.

·                     KesIk el basparmagi yan keseciligin kolay yapildigini isaret eder. Bu tur eksIk uzuv olan, etrafinizda dolasan kisilere dikkat ediniz.

·                     Toplu tasima araclarinda mumkun oldugunca surucuye yakin olunuz, ayaktaysaniz sirtinizin cama dogru olmasina dikkat ediniz.

·                     Emanet almayiniz, dilencilerin yalvarislarina kulak asmayiniz ve duraksamayiniz.

·                     Madde bagimlisi bir kisiyle karsilastiniz ve yalnizsaniz direnemeyeceginizi anladiginizda istedigi kucuk miktarda parayi veriniz. Asla onunla tartismaya girmeyiniz.

·                     Basin ve yayin organlarindan gunluk haberleri izleyin / okuyunuz bu sizin bilinclenmenizi saglayacaktir.

·                     Hassas gunler takip edilmeli (ornegin teror orgutlerinin yildonumu vb) boyle gunlerde eyleme acik bolgelerde bulunulmamali, gosteri ve eylemlere karsi dikkatli olunmalidir. .

·                     Sokakta yururken elinizde silah olarak canta, anahtarlik vb gibi seyler bulundurun.

·                     Kasitla yapilan kaza, kavga, hasta, yarali numaralarina karsi dikkatli olun ve iyice gozlemlemeden, olayin gercek olup olmadigini anlamadan yardima tesebbus etmeyin.

·                     Sokakta tanimadiginiz insanlarin cocugunuzu sevmek uzere yaniniza yaklasip ilgi gostermesine izin vermeyin. Bunun bir taciz veya oyalama cabasi olabilecegini unutmayin.

·                     Sokakta yururken cantanizi trafik akisinin ters istikametine asin, yola yakin olmamaya gayret gosterin.

·                     Supheli gordugunuz paket, canta, koli vb seylere asla mudahale etmeyin derhal polise haber verin..

·                     Banka ATM lerinden para cekmeniz gerekiyorsa arkanizda sirada bekleyen kisilere dikkatle bakin, hareketlerini kontrol edin, o sirada tarafiniza yonlendirilen sorular dikkati dagitma cabasi olabilir, suphe duyarsaniz vazgecin baska bir yere gidin.

·                     Sokakta, lokantada tanimadiginiz insanlardan gelen yiyecek ve icecek ikramlarini uygun bir mazeretle geri cevirin. (3)

 

 

Kaynaklar

1.      Ucar, T.: Guvenlik Metodolojisi, Papatya Yayincilik, Istanbul, Temmuz 2005

2.      Ozdikmen, T.: Adli Vakalara Acil Mudahale, Nobel Kitapevi, Istanbul, 2005

3.      Zeev Gefen,The Israeli College for Security and Invastigation, Ders Kitaplari, Israil, 2007

 

 

Tayfun Ozdikmen

Altay Savunma Sistemleri ve Techizatlari Koll Sti. – Risk & Guvenlik Yonetimi Sorumlusu

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEkim 15, 2008

EFENDİLER!



categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEylül 19, 2008

ÇARESİZSEN ÇARE SENSİN


categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEylül 19, 2008

ÇOCUK İSTİSMARI


categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEylül 19, 2008

''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun

 


Ekte Belçikadan gelen bir yeni yıl kartını gönderiyorum.

Atatürk'ü bu kadar güzel ifade eden bir cümleyi bugüne kadar duymadım.

Ne kalbimizdesin , ne sen ölmedin yaşıyorsun gibi kalıplaşmış cümlecikler


bu kartpostaldaki ifadenin yanına bile yaklaşamaz.

 

FRANSIZCA  CÜMLENİN TERCÜMESİ:

 

''Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun,  geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...''


 

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEylül 17, 2008

BUYUK ATATURK' UMUZUN BU OZELLIKLERINI BİLİYOR MUYDUNUZ?

 

 Atatürk`ün dünyada `başöğretmen' sıfatlı tek lider

 olduğunu, Bir geometri kitabı yazdığını, Üçgen, açı,

 dikdörtgen gibi ve 48 tane geometri teriminin

 (Türkçe) isim babasının bizzat Mustafa Kemal olduğunu.

 

 Norveççe`de `Atatürk gibi olmak` diye bir deyim

 olduğunu.

 

 ''Atatürk'' çiçeği'nin adını, çiçeği bulan Wanderbit

 Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk Landın`in

 koyduğunu ve bu çiçeğin tüm dünyada bu isimle üretilip

 satıldığını.

 

 Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve bas

 olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk

 büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne

 geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu.

 

 ''Mimber'' adında bir

 gazete çıkarttığını ve 52 sayı

 yayımlanan gazetede ilk defa sansür kelimesi

 geçtiğini.

 

 Kurtuluş Savaşında rütbe alan bir çok kadın

 askerlerimizin olduğunu, Dünya tarihine geçen tek bir

 üsteğmenimizin olduğunu, Üstteğmen Kara Fatma'nın 700

 erkek, 43 kadından oluşan bir müfrezenin reiseliğine

 bizzat Atatürk tarafından atanmış olduğunu.

 

 Bir röportajda "Birleşmiş Milletlere üye olmayı

 düşünüyor musunuz?" diye sorulduğunda "Şartlarımızı

 koyarız, kabullerine bağlı. Biz

 müracaat etmeyiz üye olmak için, davet gelirse

 düşünürüz" dediğini ve bunun üzerine BM yasasının

 değiştirildiğini ve üyeliğe davet

 edilen ilk ülkenin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu.

 

 1938'de, General McArthur'un en zor, en problemli, en

 buhranlındöneminde, danışman, senatör ve bakanlarından

 oluşan yüz yirmiden fazla

 kişiye; "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük

 istidadı ile

 MustafanKemal'i görmek için neler vermezdim" dediğini.

 

 1938'de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan

 bir şiirde; "Allah bir ülkeye yardım etmek isterse

 onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi

 lider getirir" denildiğini.

 

 1996'da Haiti Cumhurbaşkanını n vasiyetinde, mezar

 taşına yazılmasını istediği metinde; "Bütün ömrüm

 boyunca Türkiye'nin lideri Mustafa Kemal Atatürk'ü

 anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm"

 yazdığını.

 

 2000'de ABD Başkanı'nın milenyum mesajında; ''

 Milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı

 Mustafa Kemal Atatürk'tür. Çünkü o yılın değil asrın

 lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir" denildiğini.

 

 2005'de Amerika'nın en ünlü ekonomistlerinden birisi

 olan Mr. Johns`un önerisinin "Türkiye ekonomiyle

 savaşta bir tek Atatürk'ü örnek alsın yeter" olduğunu.

 

 

 2006'da ise !!!!!!!!!!!! !!!

 

 AB Uyum yasalari geregince devlet

 dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldirilmasinin

 istendiğini.

 

 BİLİYOR MUYDUNUZ!!!

 

 

 

 

  

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEylül 17, 2008

Dünya Düzdür: Yirmi Birinci Yüzyılın Kısa Tarihi, Thomas L. Frie

 

Friedman İçin Dünya Dümdüz

 

Zayıf ideolojik savları bir yana bırakılırsa,Thomas Friedman Dünya Düzdür’de günlük gazeteleri dikkatle takip eden sıradan bir okur-yazarın bilmediği hiçbir şey söylemiyor: Hayatlarımızın koşullarını hızlıca değiştiren küreselleşme diye bir şey var; ekonomik rekabet yükseliyor; Hindistan taşeron şirketler için bir cennet ve Çin, Batı ekonomilerinin canını sıkacak.

Thomas Friedman, New York Times’ın gurur ve prestij kaynaklarından. Gazetede haftada iki kez, genellikle uluslararası ilişkiler konusunda yazan Friedman üç Pulitzer sahibi bir köşe yazarı. Bu tür tanıtımlarda kimi zaman okura anlamsız gelecek biçimde yazarın medeni hali ve evlat adedi bildirilir. Kitabında eşinden ve çocuklarından söz etme sıklığına bakarak bu verilerin burada bildirilmesi herhalde anlamsız olmayacaktır: Kendisi evli ve iki kız babası. İnternetteki “Anti Thomas Friedman Page”e bakılırsa sevenleri, ailesi ve kitabında ailesi kadar sık andığı dostlarıyla sınırlı değil.

“Nilekani öyle bir cümle etti ki, kulağıma küpe oldu: “Tom, oyun sahası artık aynı hizaya geliyor, düzleşiyor.” Nilekani, Hindistan gibi ülkelerin, küresel bilişimde daha önce asla olmadığı kadar rekabete hazır olduğunu ve Amerika’nın da buna bir an önce hazırlanması gerektiğini söyledi. Amerika’ya kafa tutulacağını düşünüyordu ve bu Amrika için iyi bir şeydi, çünkü Amerika ancak kendisine kafa tutulunca elinden gelenin en iyisini yapardı. Infosys kampüsünden ayrılıp Bangalore’ye doğru hoplaya zıplaya dönerken o cümleyi sakız gibi ağzımda çevirip duruyordum: ‘Oyun sahası düzleşiyor.’

Nandan’ın söylediği şey, diye düşünüyordum, oyun sahasının düzleştiğiydi... Düzleşmek mi? Düzelmek... Düz... Aman Tanrım, adam bana dünyanın düz olduğunu söylüyordu!” (s. 17)

Friedman’ın Bangalore sokaklarındaki “evreka”sı budur. Aslında Friedman büyük buluşunu Türkiye’de Küreselleşmenin Geleceği (2000) adıyla yayımlanan kitabında yapmış gibiydi: Berlin Duvarı’nın örneklediği siyasi duvarlar yıkılıyor; yüksek teknolojinin sürüklediği Dünya daha fazla küreselleşiyordu. Yazar, dünyanın her tarafında önemli siyasetçiler ve büyük işadamlarıyla röportajlar yapmış olmayı ve olağanüstü bir gözlem yeteneğini gerektiren bu tezi Dünya Düzdür’de geliştiriyor. Buna göre, teknolojiye ve teknolojiyle ilgili insan kaynaklarına yatırım yapmış, kendilerini uluslarötesi sermayeye açmış ve küreselleşmenin gerektirdiği maddi ve kültürel altyapıyı kurabilmiş Hindistan, Brezilya, Çin gibi ‘eski’ çevre ekonomiler, hem rekabet koşullarında hem de şirket ve bireylerin kazanç için dünyanın her tarafındaki benzerleriyle işbirliğine girebilmeleri anlamında merkez ekonomilerle eşit düzeye gelmişlerdir. ‘Düzlük’, budur.

Kitabın ilk bölümü, düzleşmeyi yöneten fenomenlere ayrılmış. Friedman bunları “düzleştirici güçler” olarak adlandırıyor. Bunlar sırasıyla, önceki siyasi çağı kapattığı düşünülen bir olay olarak Berlin Duvarı’nın yıkılması; internet teknolojilerinin yaygınlaşmasında önemli bir aşamayı temsil eden Netscape şirketinin halka arzı; her türden bilgisayar uygulamalarının birbirine bağlanmasına, dünyanın her tarafından insanların birbirleriyle çalışmasına olanak tanıyan ‘iş akış yazılımları’nın ortaya çıkışı; geliştirilen yazılımların internetten ücretsiz indirilebilmesi anlamına gelen ‘açık kaynak’; bilgisayarlardaki ‘milenyum açığı’ (Y2K) sorununu çözmek için başlayan ve Hindistanlı yazılımcılara giderek daha çok iş sağlayan teknolojik taşeronlaşma; özellikle Çin’de ucuz sınai mal üretmeye dayanan offshore sistemi; dünyanın her yanına her çeşit mal ulaştırabilen büyük tedarik zincirlerinin kuruluşu; bir şirketin verdiği hizmeti mükemmeleştirmek için, hizmet verdiği alanı dolaylı olarak ilişkilendirebilecek alanlarda da kendi kaynaklarını yaratarak bunlardan yararlanması anlamına gelen insourcing uygulamalarının yaygınlaşması; Google, Yahoo ve MSN gibi veriye ulaşmayı kolaylaştıran arama motorları ve iletişim kaynaklarının dünaynın her yerinde olağanüstü bir sıklıkla kullanılmaya başlaması; ve son olarak Friedman’ın stereoidler dediği cep telefonlarından dizüstü bilgisayarlara kadar uzanan ve iletişim ve bilişimi yer-zaman gözetmeksizin her yönüyle kişisel kullanıma sunan araçların yayılmasıdır. Friedman tüm bu güçlerin iş ve hayat deneyimlerinde yarattığı değişikliklere kitabın beşte ikisinden fazlasını ayırmış.

İkinci bölüm, ortaya çıkan ‘düz dünya’da Amerika’nın günümüzdeki yerini ve geleceğini ele alıyor. Friedman ülkesinin yaratıcılığa, rekabetçi deneyselliğe ve bilimsel atılıma yön veren üniversite sistemi ve yeni fikirleri ürün ve hizmete dönüştürmek için dünyanın en iyi düzenlenmiş, etkin sermaye piyasalarıyla övünüyor ve yabancı bir dostundan duyduğu iki kalemi daha bu övünç listesine ekliyor: Amerikan toplumunun açıklığı ve fikir mülkiyetinin başarıyla korunabilmesi. Bunlardan başka iş dünyasına atılım yapma fırsatı getiren çalışma yasalarını, sağlam iç tüketim piyasasını, siyasal istikrarını ve değişik ırk ve uluslardan insanları kaynaştırabilen kozmopolitan yapısını ülkenin önemli avantajları olarak değerlendiriyor. Bununla birlikte yazar ulusal basketbol takımından başlayarak ABD’nin sessiz bir kirz içinde bulunduğunu savunuyor. Ona göre bu krizin nedenleri her şeye rağmen ABD’de özellikle rakiplerin kadrolarıyla karşılaştırıldığında halihazırdaki teknolojik egemenliği sürdürecek sayıda mühendis ve bilimadamı bulunmaması; kendisini, aynı işin ulusöötesi taşeronlarda işlerin yalnızca daha ucuza değil, aynı zamanda daha kaliteli yaptırılabilmesi olgusunda belli eden ‘hırs’ eksikliği ve Çin örneğinde ‘nüfus’ ve ‘hırs’la ilişkilendirdiği bireylerin eğitime bakışlarındaki fark. Yazar aynı bölümde Amerikalılar’ın dünyanın düzleşmesinin getirdiği tehditlerle nasıl başa çıkabileceklerine yönelik öneriler getiriyor.

İzleyen bölüm ise, özellikle Çin’in dünya pazarını istila etmesiyle hem bu ülkenin mallarının tüketicisi durumuna düşen hem de Çin’in üretim koşullarıyla rekabet etmekte zorlanan ‘gelişmekte olan ülkelerin durumlarını yine girişimcilik meseleleri bakımından ele alıyor. Burada Friedman kitapta daha önce hemen hiç anmadığı bir kültürselleşme (aslında en azından toplum bilimleri alanında, İngilizce’de global [küresel] ve local [yerel] sözcükleri üzerine kurulmuş bir söz oyunun, glocalization sözcüğünün karşılığı olarak yerleştiği söylenebilecek olan küyerelleşme sözcüğü için çok anlamlı görünmeyen yeni bir karşılık önerisi) sürecinden söz ediyor. Şirketlerin düzleşme denen süreç karşısındaki durumları ve 11 Eylül sürecinden sonra İslam’ın dünya jeopolitikasındaki yeriyle ilgilenen iki bölümden sonra Friedman kitap boyunca her türden kuruma her ulustan insanlara yaptığı önerileri toparlayan bir sonuç bölümü yazmış.

Aslında zayıf ideolojik savları bir yana bırakılırsa Friedman’ın kitabı günümüzün siyasi ve ekonomik gerçekleri hakkında yeni bir şey söylemiyor. ‘Zayıf ideolojik savlar’ olarak adlandırılanlar, neoliberalizmin aslında kitapta savunulmaya bile gerek görülmeyen öncüllerinin Friedman’ın deneyim dünyası içinde (yani mesleğinin kendisine verdiği avantajla dünyanın her yerini dolaşabilen ve dolaştığı yerlerde aslında yalnızca kendi benzerleriyle karşılaşan bir adamın dünyasında) ‘doğrulanmasından’ oluşuyor. Aslında Dünya Düzdür’ün zayıflıkları hakkında bir kitap bile yazılabilir. Burada ise yalnızca, yazarın New York Times’da 1 Aralık 1999 tarihinde yayımlanan yazısında yer alan ilginç bir ifadeye dikkat çekilmekle yetinilecek: Friedman, bu yazıda ‘kötü niyetli’ insanların oyununa geldiğini iddia ettiği küreselleşme karşıtı eylemcileri başka birçok şeyin yanı sıra ‘dünyanın düz olduğunu savunmakla’ eleştiriyordu!

 

 

 

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEylül 17, 2008

http://www.muralmosaic

Bu duvar resmi 216 ressam tarafindan yapilmis.Resmin her karesi ayri bir ressam tarafindan yapildi.
Her karenin ustunu tiklayip o karenin alindigi resmin butununu gorebilirsiniz.Hic bir karedeki resim aslinda buyuk resimle alakasi yok,kareler yerlerine ( renk,sekil,ton..) olarak yerlestirilmis.Mesela at'in gozune bir bakin..

http://www.muralmosaic.com/Cochrane.html
 

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEylül 17, 2008

İNANILMAZ OLAYLAR

 

    

Harçsız taş set

Peru'nun Cusco bölgesindeki bir İnka kalesinin etrafını 360 metre boyunca zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapımında, tanesi 300 tona varan kireçtaşı blokları kullanılmış. Ancak hiç harç kullanılmamasına rağmen bu kayalar, arasına bıçak bile sokulamayacak kadar mükemmel yerleştirilmiş.

 

                                                                                                                        

    

Generalin kemer tokası

M.S. 300'lü yıllarda ölen Çinli general Çou Çou'nun mezarında 1956 yılında bulunan kemerin tokası, yüzde 85 oranında alüminyumdan yapılmış. Ama doğada sadece bileşik olarak bulunan alimünyumun diğer maddelerden ayrıştırılarak tek bir madde olarak kullanılabilmesi ilk kez 19. yüzyılda mümkün olmuştu.

 

                                                                                          

  

    

Antik çağ bilgisayarı

1900 yılında Girit açıklarındaki bir batıkta araştırma yapan bilim adamları ilginç bir cisme rastladı. Tahta bir muhafazanın içine yerleştirilmiş bir dizi bronz dişliden oluşan bu garip nesnenin kasası, yüzeye çıkarıldığı anda dağıldı ve cihazın içindeki karmaşık yapı ortaya çıktı. Yapılan çalışmaların ardından, bu aygıtın Ay, Güneş ve diğer gezegenlerin konumlarını hesaplamak ve istendiği anda bunların pozisyonlarına yönelik tahminlerde bulunmak için geliştirildiği anlaşıldı. 

                                                                                                                        

  

    

Concorde'un atası

M.Ö 200'de yapıldığı sanılan bu nesne, 1898 yılında Mısır'da bir lahitte bulundu. Ancak gerçek uçaklar icat edilene kadar ne olduğu konusunda kimse bir fikir beyan edememişti. 1972'de arkeolog Halil Mesiha bunun bir model uçak olduğunu, mükemmel bir aerodinamiğinin bulunduğunu ve kanatlarının Concorde'u andırdığını iddia etti.  

                                                                                                                        

    

1000 yılda yapılan kent

Pasifik Okyanusu'ndaki Mikronezya adası yakınlarına kurulu antik Nan Madol kentinin inşası, M.Ö 200'de başladı ve 1000 yıl sürdü. 250 milyon tonluk dev bazalt bloklar kullanılarak yapılan bu kent, 100 yapay adayı kanallarla birbirine bağlıyor. Bu kadar bazaltın bölgeye nasıl getirildiği ise hala sır.  

                                                                                                                        

  

    

Geleceği gören harita

Coğrafya ve harita uzmanı ünlü Türk denizci Piri Reis'in 1513'te çizdiği Afrika, Amerika ve Güney Kutbu'nu gösteren harita, ortaya çıkarıldığı 1929 yılında ortalığı karıştırdı. Çünkü Güney Kutbu'nun keşfi, haritanın çizilmesinden çok sonra, yani 1818'de gerçekleşmişti. Dahası, Piri Reis'in haritası, kıtanın buz altında kalmış sahil kesimlerini de gösteriyordu. Ancak kıta üzerindeki buzlar, haritanın çizilmesinden tam 6 bin yıl önce erimişti.  

                                                                                          

    

2000 yıllık pil

Alman arkeolog Wilhelm Konig tarafından 1938'de Irak'ın başkenti Bağdat'ın yakınlarında bulunan 2 bin yıllık pil, bilim adamlarını şaşkına düşürdü. Konig, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabın içine monte edilmiş bir bakır silindir, onun etrafındaki demir çubuk ve testinin ağzını kapatan asfalttan oluşan bu nesneyi "dünyanın en eski pili" olarak tanımladı. Pilin 2 volt enerji ürettiği saptanırken, 1800'lü yularda modern pili icat eden Alessandro Volta adlı İtalyan kontunun da şöhretine gölge düştü.i.  

                                                                                                                        

    

Kristal kuru kafa

Maya dönemine ait 1000 yıllık bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal üzerine oyma olarak yapılmış. Nasıl yapıldığı hala anlaşılamayan kuru kafanın altından tutulan ışık, doğrudan göz çukurundan yansıyor. Bu teknolojinin bugün bile mümkün olmadığı söyleniyor.

 

                                                                                                                        

    

Uzaylılar için iniş pisti

Peru'nun Pampa sahilindeki 450 kilometrekarelik alan üzerine çizili motifler, M.O. 300 üe M.S. 600 arasındaki dönemi kapsayan hayvan ve bitki şekillerini resmediyor. Nazca medeniyeti tarafından yapıldığı düşünülen bu garip motiflerin, uzaylılar için bir iniş pisti vazifesi gördüğü öne sürülüyor.  

                                                                                                                        

    

Kayaya gömülü çekiç

Tahta sap ve demir tokmaktan oluşan bu çekiç, 1936'da Teksas'ta 400-500 milyon yıllık bir kayanın içine gömülü olarak bulundu. Modern bir aletin tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasıl girdiği bir yana, çekiçte kullanılan demirin günümüz demirlerinden bile saf olması bilim adamlarını hayrete düşürdü.  

                                                                                                                        

 

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEylül 17, 2008

Nüfus cüzdanınızi kaybederseniz vergi dairesine de bildiriniz...


Nüfus cüzdanını kaybeden veya çaldıran kişilerin emniyetten aldığı tutanak ve bir de dilekçe eşliğinde, bir vergi dairesine başvurması durumunda kayıp olan nüfusunun bilgisi sicil kayıtlarına alınıyor.
Ve nüfusu eline geçiren bir diğer kişi herhangi bir vergi dairesine gidip şirket açılışı
yapmak istese sistem uyarı veriyor. İnsanların ve hatta vergi dairesi çalışanlarının bile pek bilmediği bu konunun ayrıntılarını gelir iadaresi başkanlığı resmi sitesinde iç genelgeler bölümünde 'VERGİ KİMLİK NUMARASI İÇ GENELGESİ SERİ NO:2007/1 de bulabilirsiniz.
http://www.gib.gov.tr/index.php?id=1079&uid=qortxeqxnlsbcohg&type=icgenelge
 
Bilgilerinize
 

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEylül 17, 2008

KAYIP MÜZİK- Pirates of the Caribbean Soundtracks / Karayip Kors

Haftalardır,, aylardır bir müziği arıyorum. ATV Ana Haber'in müziği. Kaç kere DR'larda sordum. Haberleri seyredene rastlamadım.

Geçen akşam eşim flim seyrediyor,  o ne. Aradığım müzik. Film müziği.
Hemen o gece oturdum ve mp3 olarak soundtrack'ını buldum.
Hepinize çok tanık gelecek ama, müzikler muhteşem.

 
Pirates of the Caribbean Soundtracks / Karayip Korsanları Film Müzikleri

• 1. Fog Bound (2:17)
• 2. The Medallion Calls (1:53)
• 3. The Black Pearl (2:17)
• 4. Will and Elizabeth (2:0
• 5. Swords Crossed (3:16)
• 6. Walk the Plank (1:59)
• 7. Barbosa is Hungry (4:06)
• 8. Blood Ritual (3:33)
• 9. Moonlight Serenade (2:09)
• 10. To the Pirates' Cave! (3:31)
• 11. Skull and Crossbones (3:24)
• 12. Bootstrap's Bootstraps (2:39)
• 13. Underwater March (4:13)
• 14. One Last Shot (4:46)
• 15. He's a Pirate (1:31)

http://rapidshare.com/files/8697284/....Pearl.OST.rar
__________________

http://www.facebook.com/people/Tyfn_SyLmz/739279381" title="Tyfn SyLmz'nin Facebook profili" target=_TOP>http://www.forumavi.net/http://badge.facebook.com/badge/7392...1753918773.png" border=0 alt="Tyfn SyLmz'nin Facebook profili">

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEylül 17, 2008

''verin bana bir milyon imza, sattırmam "

KARACA ''verin bana bir milyon imza, sattırmam '' diyor.

TEMA 2/B kapsamındaki orman arazilerinin satılmaması için imza
kampanyası başlattı.
Hayrettin Karaca ''verin bana bir milyon imza, sattırmam '' diyor.
Aşağıdaki siteden imza kampanyasına katılabilirsiniz. (30 sn zaman ayırın)

Lütfen tanıdık tanımadık herkese forward edelim.

http://www.tema.org.tr/2B/

 

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataEylül 17, 2008

Atatürk'ün Dev Portresi-MUHTEŞEM

 59. Topçu Er Eğitim Tugayı Tarafından Erzincan'ın Kuzey kısmındaki tepeye 7.500 m²'lik bir alana, gönüllü askeri personelin çalışmaları sonucunda Atatürk'ün bu güne kadar yapılmış en büyük portresi işlendi. Bu portre dünyanın ve Türkiyenin en büyük portresidir. Top. Bnb. Yılmaz Bahar komutasında, ressam Mustafa Aydemir'in yaptığı portrenin işlenmesi 17 kişilik teknik ekip, 3000 kişinin çalışması sonucu 9-Eylül-9 Ekim 1982 tarihleri arasında 1 aylık çok kısa ,bir zamanda tamamlanmıştır. Atatürk portresinin yapımında 210 ton harç, 600 ton taş, 160 ton kum kullanılmıştır .

 

Google earth de yeri işaretli aşağıda :

 

<******>http://www.uzaydanbak.com/points/details/100142

 

categoria Kategori: DAGARCIK | commentoYorum (yok) dataHaziran 17, 2008