Canan Tan-yüreğim seni çok sevdi

Kitabı bu yıl, ilkbaharda okumuştum. Çok  beğendim. Akıcı, basit ve kafa dinlendirici. En önemlisi Nazım Şiirleri, Hepsi sevdiklerim.
Eşimle üniversitede yazları, sonrasında da  beş yılı ayrı şehirlerde geçirdik. Özellikle benim yazdığım mektuplar  şiirlerle dolu olurdu. Hatta bir keresinde eşim,  şiir daha az yazsan, demişti. Ama o şiirler yüreğimi sarıp sarmalayan şiirlerdi. Beni anlatan. Şimdi istesekte o kadar hülyalı olamıyoruz.


Alıntı:

Biliyorum, imkansız aşk bu! Ama hükmedemiyorum kendime..." demişti Murat. "Çünkü, yüreğim seni çok sevdi!.."

Ardından da dizelere dökmüştü sevdasını.

"Yüreğim seni çok sevdi
O yürek talan
O yürek yangın yeri
O yürek sen istiyor
Bir tek seni..."

Aslı ile Murat’ın İstanbul-Bursa-Amerika üçgeninde yaşadıkları destansı aşkın öyküsü... Herkesin kendinden bir şey bulabileceği kadar gerçek...

categoria Kategori: Benim Kitaplarim | commentoYorum (yok) dataEkim 12, 2009

Richard Wilkins "Mental Tonic"

Boşanmasının hemen ardında vuran bir  önceki global ekonomik krizde varını yoğunu kaybeden, intiharın eşiğinden dönüp,  hayattan öğrendiklerini  yararlanabilecek herkesle paylaşmayı seçen eski İngiliz mülti-milyoneri Richard Wilkins "Mental Tonic" adlı kitabında hayat  felsefesinden süzdüğü ilkeleri sıralıyor.İşte onlardan bazıları: 
 

  1 - Gerçek değişim kimi eski şeyleri  farklı görmeye başlamaktır. 
 

  2 - Pencereniz kirliyse dışarı çıkıp  manzarayı parlatmanız boşunadır.

  3 - Eger siz kendinizi sevmiyorsanız  başkaları neden sevsin? 
 

  4 - Ana babanız doğumunuzdan sorumludur,  hayatınızdan değil. 
 
  5 - Eger kendinize yön arıyorsanız yolunu  kaybetmiş birine sormayın. 

  6 - Dostluk, ayrı oldukları zaman  insanları birlikte tutar.

  7 - Fedakarlık çiçeğin  köküdür. 
 

  8 - Geçmişi bir kitap gibi kullanın,  eviniz gibi değil. 

  9 - Birçok insan hayatının büyük bölümünü  olduğundan farklı görünebilmek için heba  eder. 

  10 - İlerlemenizin önündeki en büyük  engel kendinize
güvensizliğinizdir.

 11 - Acı, mutluluğa göre daha çok şarkı  bestelemiştir. 

 12 - Her davranışında başkalarının  onayını arayan kimseler hayatın birçok güzelliğini ıskalar. 

 

 13 - Yüzeyde hazine bulamazsınız.

 14 - Kahkaha ruhun dansıdır.

 

 15 - Mucize, enerjinizi korkularınıza  değil rüyalarınıza verdiğiniz zaman başlar
 
 16 - Karşınızdakini dinliyor musunuz,  yoksa konuşmak için sıra mı bekliyorsunuz? 
 
  17 - İkiyüzlülük sadece sahibi tarafından  görülemez. 

  18 - Hayatınızı bir para kazanma denemesi  olarak kullanmayın. 
 

  19 - Cennete gitmenin iki yolu  vardır: 
   1 -  Gerçekten öldüğünüz zaman 
   2 -  Gerçekten yaşadığınız zaman

  20 - Gerçek zenginlik vaktinizi insanlara  vermektir, para karşılığı satmak değil. 

  21 - Müziği notaların arasındaki  sessizlik meydana getirir.



http://solbemol.blogcu.com/bazen-dibe-vurmak-gerekir-hayatta_2296015.html

categoria Kategori: Benim Kitaplarim | commentoYorum (yok) dataEylül 19, 2009

AŞK - Elif Şafak

Alıntı: Solbebol'den
Bende bu satırları yazmak isterdim, o yazmış, teşekkür ederim


13/4/2009 - Etrafında ateş olmazsa kaynar mı kazan?

Elif Şafak'ın ''AŞK'' adlı kitabını okuyorum şu sıralar. Bazı kitapların zamanı vardır ya işte o misal bu kitap için zaman bu zamanmış:)İçinden beni çokça etkileyen bazı bölümleri paylaşmak isterim. Zira sizleri de etkileyeceğine eminim. Bir şekilde aklınızın köşesine yerleşecektir.

-Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Btün kapılar kapansa bile,sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar.Sen şu anda göremesen de,
dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi,dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

-Sabretmek ,öylece durup beklemek değildir,ileri görüşlü olmak demektir.Sabır nedir?Dikene bakıp gülü,geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir.
Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer,hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

-Ne yöne gidersen git -Doğu,Batı,Kuzey ya da Güney-çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün!Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

-Aşk bir seferdir.Bu sefere çıkan her yolcu,istese de istemese de tepeden tırnağa değişir.Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

-Kendimi Kadir Allah'ın yazdığı yazgıya teslim ettim.Neler olacağını bilmeden ve bilmeyi istemeden var gücümle ilerledim.

-Başkalarının ne düşündüğüne fazla kafa yoruyorsun.Ama bilsen ki başkalarından kabul ve hürmet görmeyi ne kadar çok arzu edersen,
onların tenkit ve dedikodularına da o kadar takılırsın.

-Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil,seninle beraber aksın.''Düzenim bozulur,hayatımın altı üstüne gelir''
diye endişe etme.Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?..

-Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz.Yaşadığımız her hadise,atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır.Rab,noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır
çünkü beşeriyet denen eser,kusursuzluğu hedefler..

http://solbemol.blogcu.com/etrafinda-ates-olmazsa-kaynar-mi-kazan_41425221.html

categoria Kategori: Benim Kitaplarim | commentoYorum (yok) dataEylül 19, 2009

Kitap: Aşk Hikayeleri-Mine G. Kırıkkanat

Tatilde bir akşamda okudum. Resimli ve kısa hikayeler.  Mine Kırıkkanat'ın   komplo kitabı olan Bir gün bir gece  adlı kitabı çok güzeldi, bu kitapla kıyas kabul etmem.



Aşk Hikayeleri

Mine G. Kırıkkanat

 

 

..."Bitiyor," diye düşündü kadın. "Bitiyor," diye düşündü erkek. Oysa her şey, görünüşte eskisi gibiydi. Görünüşte. "Bitmek, susmakmış demek," diye düşündü kadın. "Son, sessizlikmiş demek," diye düşündü erkek. Ne zaman susmuşlardı? Anımsamaya çalıştılar. El ele, göz göze, diz dize oturulmak için inşa edilmiş duygusunu veren, oysa lokantaya daha çok müşteri kabul edebilmekten başka varlık amacı gütmeyen miniminnacık masanın iyi yakasında, daracık bir suyoluyla ayrılan iki kıta gibiydiler. Durgun ve suskun, iki hasım. Kafalarından geçen düşüncelerin aynı olduğunu bilseler, ne yaparlardı? Kadın, düşüncelerinin okunduğu telaşıyla öne eğip başını, masanın beyaz örtüsünü çekiştirmez miydi yine? Erkek, düşüncelerinin okunduğunu anlasa, şimdi baktığı camdan dışarı bakmayacak mıydı sanik? Camdan dışarı. Uzaklaşan insanlar, camdan dışarı bakarlar hep. Bilinmez boşluklara dikili bakışlar, belirsiz ufuklara açılan düş yelkenleri, hep ayrılığın habercisidirler. "Ne zaman bitti?" diye sordu kadın kendi kendine. "Nerede başladı son?" diye sorguladı erkek kendini. Ne zaman susmuşlardı, ne zaman, ne zaman? Anımsayamadılar. Önce çocukluk anıları mı bitmişti anlatılacak, yoksa ONDAN önceki sevdalar mı? Siyasal düşünceler mi çarpışmaktan yorulmuştu önce, yoksa sanat yorumları mı? Ne zaman ONUN anlattığı tüm fıkralar bilinir olmuştu, hangi an, hangi gün, hangi dakika? Ne zaman ONUN günlük gaileleri, sorunları ve dedikoduları yavan bir lezzet bırakmaya başlamıştı beyninden yüreğine giden yolda?...

 

 

"...Sabah sersemi üstüne geçirdiği bornozun cebinde küçük, yumuşak bir şey buldu. El kadar, pembe, dantelli bi külot.Bu kez içi cız etmedi, şaşırdı. Çay yapmak üzere mutfağa girdiğinde, saydam sürehinin içinde bir yüzük, kendisini bekliyordu. 'Beşinci yıl halkası...' diye anımsadı. Buzdolabını açıp tereyağının çıkarırken, neredeyse küçük dilini yutacaktı. Peynirlerin ve yoğurtların arasında, tavşan tüyü pomponlu bir terlik duruyordu. Telaşa öteki teki aramaya başladı adam. Mutfaktaki tüm dolapları gözden geçirdi, bulamadı. Köşe bucak evi aramaya başladı. Artık anlamıştı. Her delikte, ona ait eşya çıkıyordu. Koltuk yastığının altından gecelik, sigara kutusundan ruj, Çin vazosundan diş fırçası... Ter içinde kalmıştı. Gönülsüz bir hazine avcısı gibi bulduğu ganimetleri, masanın üstüne topladı. Korku dolu bir önseziyle kitaplığa saldırdı. Yanılmamıştı: Rasgele çektiği kitabın ilk sayfasına; SS yazılmıştı. Bir zamanlar paylaştıkları ortak dilde, 'seni seviyorum'un kısaltılmışı. İkinci kitap da benzeri mesaj taşıyordu. Üçüncü ve dördüncü de.

 

Adam, duvarları boydan boya kaplayan binlerce kitaba baktı umutsuzlukla. Evet, yatağını, kitaplaını ve yaşamını ister istemez, uzun bir süre başka bir kadınla paylaşamayacaktı.

Kendisi korkmasa, gelen korkardı SS'in yerine geçmeye"

categoria Kategori: Benim Kitaplarim | commentoYorum (yok) dataHaziran 28, 2009

Hande Altaylı ve İki Kitabı

Hande Altaylı'nın iki kitabını da okudum. Hatun kitapları.

Akıcı ve sürekleyici bir dille yazmış. Şehir aşkları. Ama bizden birkaç gömlek yukarıda bir yaşamdaki hayatlar.
Asla olmak istemediğim ve yaşamak istemeyeceğim hayatların hikayeleri.
Gene de güzeldi.




Aşka Şeytan Karışır

Hande Altaylı

 

Günahı yalnız günahkârlar mı işler? Kötülüğü sadece kötüler mi yapar? Ahlâksızlık sadece ahlâksızların mı tekelindedir? Yüzyıllardır aşkın insanoğluna yaptırdıkları için şeytan işi denilmiştir.

 

Sol yanımızda?

 

Omuzumuzda?

 

İçimizde? ..

 

Şeytan bunun neresinde!

 

Aşka şeytan karışır. Karışmamışsa o aşk değildir...

 

'İnsanın kaçmak isteyip de koşamadığı rüyalar gibiydi. Büyülenmiş, duruyordu. Onu hayatında ilk kez, bu gece gördüğüne yemin edebilirdi. Kasıkları ateşe verilmiş gibi alev alev yanmaya başladı ve iki korkuyla doldu. Kalbi sıkıştı, niye on altılık bir küçük kız gibi titreyip duruyordu teyzesinin sevgilisinin karşısında? Bu adamı daha önce hiç çekici bulmamıştı ki.. Erkek olduğunun bile farkında değildi. Çığlık atmak istiyordu ama gel gör ki, üzerinden geceliği sıyrılırken itiraz etmeyi bile başaramadı. Tanımadığı bir duygu bütün vücudunu sarmıştı. Böyle bir şeyin varlığıyla karşılaşmak bile, dünyanın hiç de güvenilir bir yer olmadığının kanıtıydı.'

 

 

Maraz

Hande Altaylı

 

 

 Yürek burkuntularının mahrem romanı…

 Bazen hayatın sigortası atar; ışıklar söner ve her yer karanlığa gömülür. Sesler seslere, nefesler nefeslere karışır; doğrular yalana bulanır. Gözbebekleri büyür, gözbebekleri küçülür…

Maraz, hiç beklemediği bir anda kendi karanlığında kalan genç bir kadının, As'nın hikâyesi. Aniden tuzla buz olan bir evlilik ve sonrasında büyük bir hızla tersine dönmeye başlayan dünya…

 

categoria Kategori: Benim Kitaplarim | commentoYorum (yok) dataHaziran 28, 2009

Kitap Tavsiye: Zamanın Bekçileri

Tatilde görümceme uğradık. Kitaplar arabada kalınca, bende onun 14 yaşındaki oğlu için aldığı kitaplardan birine başladım.

TUDEM  yayınları, 12 yaş ve üstü için. Kitap  o kadar sürükleyici idi ki. İki gecede bitirdim.
Fantastik bir kitap. "heroes" un genç versiyonu. Üçleme olan bu serinin   diğer kitaplarını da alacağım. gençlik kitabı diye okumamazlık etmeyin.
Sanırım gerçek dünya beni açmıyor.  Fantastik kitaplara bayılıyorum.

1. KİTAP


ZAMANIN BEKÇİLERİ ANILAN
Yazar : MARIANNE CURLEY

Geçmişi değiştirebileceğinizi bir düşünün.Ufacık değişiklikle bir felaketler zinciri başlatabilirsiniz. Üçleme Karanlık ve Anahtar ile devam edecek.
Ne düşündüğü senden başka kim biliyor?

Geçmişi değiştirebileceğinizi bir düşünün. Ufacık bir değişiklikle bir felaketler zinciri başlatabilirsiniz. Ethan, Anılanlardan biri. Geçmişe yolculuk etme yeteneğine sahip ve gittiği yerde, tarihin akışını bozma niyatindeki karanlık güçleri, özel yeteneklerini kullanarak engellemek zorunda.

Aynı zamanda sıradan bir öğrenci olan Ethan için çift kimlikle tek bir hayatı sürdürmeye çalışmak bazen güç olabiliyor. Hele normal hayatı gittikçe karmaşık bir hal alıyorken

2003 Uluslararası Okuma Birliği: Gençlik Kitabı Ödülü
2003 Red House Çocuk Kitapları: "Okunması Önerilen Kitap" Ödülü
2005 Batı Avustralyalı Genç Okurlar Kitap Ödülleri: "Okunması Önerilen Kitap" Ödülü

"Bu kitabın olağanüstü bir kurgusu var. Son sayfaya kadar merak içinde olacaksınız. Bilinmeyenin gizemini, cazibesini ve korkusunu hissedecek; sonunu getirinceye kadar elinizden bırakamayacaksınız."
Sunday Express

http://secure.tudem.com/book/bookDetail.aspx?mp=Kitap&ct=ÇOCUK%20ve%20GENÇLİK%20EDEBİYATI&sct=12%20Yaş%20ve%20Üstü&cID=104&scID=144&bID=583

2. KİTAP

Karanlık / Zamanın Bekçileri

Düzen'in lideri Lathenia, sevgilisinin ölümünden sonra, intikamını almaya başladı bile. Tarih, yavaş yavaş değişiyor" Ve tabi gelecek de! Bu değişimi durdurmak için önce Arkarian kurtarılmalı. Gerekirse her şeyi tehlikeye atarak!
Arkarian yoksa, gelecek de yok!

Isabel! Acele et!" Arkarian'ın sesi çok telaşlıydı. Elimi yakalayıp sıkıca tuttu. Birkaç saniye içinde ışık tamamen kayboldu. "Ne olursa olsun, sakın elimi bırakma." Fakat peşinde oldukları Isabel değil, Arkarian'dı. Marduke'nin ölümünün üzerinden bir yıl geçmişti ve Düzen, İntikam almak için hazırlanıyordu. Tarihi değiştirme planları başarıyla sonuçlanıyordu ve geçmiş, geleceğin üzerine yansıdıkça, günlük yaşamda da belli belirsiz değişiklikler baş göstermeye başlamıştı. Onları ancak Anılar durdurabilirdi. Fakat Düzen'e karşı savaş açmadan önce Isabel ve iki arkadaşı, Arkarian'ı kurtarmak için bir dünyadan geçip sahip oldukları herşeyi tehlikeye atmak zorundaydılar.
Arkarian olmadan, gelecek için umut yoktu.


"Canlı, inandırıcı karakterler" Macera dolu ve heyecan verici olaylar" Hayal gücü ve gerilim dolu bir roman"
- Booklist

"Hayranları tadına doyamayacak"
- Kirkus Reviews

http://www.ilknokta.com/urun/85638/Karanlik--Zamanin-Bekcileri--Marianne-Curley.html


3.KİTAP

Anahtar / Zamanın Bekçileri

Hiçbir şey bitmedi. Hiçbir şey, savaşmadan bitmeyecek. Evrenin düzeni budur.” Kaos Düzeni, Anılanları yok etmek ve evrenin mutlak hakimi olabilmek için yıkıcı saldırılarına başlıyor. Anılanların başı belada. Antik silah sandığının kilidini açmak için yanlızca o kıymetli anahtarı değil, aralarındaki haini de bulmaları gerekiyor. Kehanet'te söylendiği gibi, şüphe onları güçsüzleştiriyor. Şimdi yeni umutlara ihtiyaçları var. “Bu son kitap, serinin en güçlü kitabı” - Voya

http://www.ilknokta.com/urun/88009/Anahtar--Marianne-Curley.html

categoria Kategori: Benim Kitaplarim | commentoYorum (yok) dataHaziran 8, 2009

AŞK Yorumları

AŞK'ı çok sevdim. Kitabı ikinci kez okumak az geldi, yorumları da zevkle okuyorum
İki yorum, her ikiside çok güzel, ellerine sağlık

http://ufuruktenprenses.blogspot.com/2009/04/ask-elif-safak.html 

http://enaryo.blogspot.com/2009/04/asktan-ilk-dalgalar.html

Kendi yorumlarımı  yazmak için zamana ihtiyacım var.

categoria Kategori: Benim Kitaplarim | commentoYorum (yok) dataMayıse 19, 2009

ŞEMS'İN KIRK KURALI.........

AŞK'ı okudum. Hatta 2. kere başladım, okumaya. Hatta Mesnevi'ye de başladım. Ama kitaptaki ŞEMS'in 40 kuralını yazmalıyım dedim. Birileri yazmış, teşekkür ederim.
Kutular,
  

"Her badireden ve tecrubeden sonra, hic bir kitapta yazili olmayan, sadece can defterime naksedilmis kurallara bir yenisini daha ekledim. Bunlara bir ad verdim " Gonlu Genis Ve Ruhu Gezgin Sufi Mesreplilerin Kirk Kurali" Bu kurallar benim icin tabiat kanunlari kadar evrensel, onlar kadar temeldir. Bu kurallarin kirkini birden tamama erdirmek uzun senelerimi aldi. Nicelerini silip silip yeniden yazdim. Simdi artik eklenecek ne bir virgul kaldi ne nokta. Ne bir harf, ne yeni bir kelime. Artik kirk kural da bittigine gore, omru hayatimin son faslindayim." ( Tebriz' li Sems )

 

Sems' in Kirk Kurali (Gonlu Genis Ve Ruhu Gezgin, Sufi Mesreplilerin Kirk Kurali)

Birinci Kural:

 

Yaradani hangi kelimelerle tanimladigimiz, kendimizi nasil gordugumuze ayna tutar.

Sayet Tanri dendi mi oncelikle korkulacak, utanilacak bir varlik geliyorsa aklina, demek ki sende korku ve utanc icindesin cogunlukla.

Yok eger Tanri dendi mi evvela ask, merhamet ve sefkat anliyorsan, sende de bu vasiflardan bolca mevcut demektir.

 

Ikinci Kural:

 

Hak Yol' unda ilerlemek yurek isidir, akil isi degil.

Kilavuzun daima yuregin olsun, omzun ustundeki kafan degil.

Nefsini bilenlerden ol silenlerden degil!

 

Ucuncu Kural:

 

Kuran dort seviyede okunabilir. Ilk seviye zahiri manadir.

Sonraki batini mana.

Ucuncu batininin batinisidir.

Dorduncu seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalir tarif etmeye.

 

Dorduncu Kural:

 

Kainattaki her zerrede Allah' in sifatlarini bulabilirsin, cunku O camide, mescidde, kilisede, havrada degil, her yerdedir.

Allah' i gorup yasayan olmadigi gibi, O' nu gorup olen de yoktur. Kim O' nu bulursa sonsuza dek O' nda kalir.

 

Besinci Kural:

 

Aklin kimyasi ile askin kimyasi baskadir. Akil temkinlidir. Korka korka atar adimlarini.

"Aman sakin kendini" diye tembihler.

Halbuki ask oyle mi? Onun tek dedigi: " Birak kendini, ko gitsin! "

Akil kolay kolay yikilmaz. Ask ise kendini yipratir, harap duser.

Halbuki hazineler ve defineler yikintilar arasinda olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

 

Altinci Kural:

 

Su dunyadaki catisma, onyargi ve husumetlerin cogu dilden kaynaklanir.

Se sen ol, kelimelere fazla takilma.

Ask diyarinda dil zaten hukmunu yitirir. Ask dilsiz olur.

 

Yedinci Kural:

 

Su hayatta tek basina inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankisini duyarak, Hakikat' i kesfedemezsin.

Kendini ancak bir baska insanin aynasinda tam olarak gorebilirsin.

 

Sekizinci Kural:

 

Basina ne gelirse gelsin karamsarliga kapilma.

Butun kapilar kapansa bile, O sana kimsenin bilmedigi gizli bir patika acar.

Sen su anda goremesen de, dar gecitler ardinda nice cennet bahceleri var.

Sukret! Istedigini elde edince sukretmek kolaydir.

Sufi, dilegi gerceklesmediginde de sukredebilendir.

 

Dokuzuncu Kural:

 

Sabretmek oylece durup beklemek degil, ileri goruslu olmak demektir.

Sabir nedir?

Dikene bakip gulu, geceye bakip gunduzu tahayyul edebilmektir.

Allah asIklari sabri gulbeseker gibi tatli tatli emer, hazmeder.

Ve bilirler ki, gokteki ayin hilalden dolunaya varmasi icin zaman gerekir.

 

Onuncu Kural:

 

Ne yone gidersen git, -dogu, bati, kuzey ya da guney- ciktigin her yolculugu icine dogru bir seyahat olarak dusun!

Kendi icine yolculuk eden kisi, sonunda arzi dolasir.

 

On Birinci Kural:

 

Ebe bilir ki sanci cekilmeden dogum olmaz, ana rahminden bebege yol acilmaz.

Senden yepyeni taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi icin zorluklara, sancilara hazir olman gerekir.

 

On Ikinci Kural:

 

Ask bir seferdir.

Bu sefere cikan her yolcu, istese de istemese de tepeden tirnaga degisir.

Bu yollara dalip da degismeyen yoktur.

 

On Ucuncu Kural:

 

Su dunyada semadaki yildizlardan daha fazla sayida sahte haci hoca seyh sih var.

Hakiki mursit seni kendi icine bakmaya ve nefsini asip kendindeki guzellikleri bir bir kesfetmeye yonlendirir.

Tutup da ona hayran olmaya degil.

 

On Dorduncu Kural:

 

Hakk' in karsina cikardigi degisimlere direnmek yerine teslim ol.

Birak hayat sana ragmen degil, seninle beraber aksin.

"Duzenim bozulur, hayatimin alti ustune gelir" diye endise etme.

Nereden biliyorsun hayatin altinin ustunden daha iyi olmayacagini?

 

On Besinci Kural:

 

Allah icte ve dista her an hepimizi tamama erdirmekle mesguldur.

Tek tek herbirimiz tamamlanmis bir sanat eseriyiz.

Yasadigimiz her hadise, atlattigimiz her badire eksIklerimizi gidermemiz icin tasarlanmistir.

Rab noksanlarimizla ayri ayri ugrasir cunku beseriyet denen eser, kusursuzlugu hedefler.

 

On Altinci Kural:

 

Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydir.

Zor olan hatasiyla sevabiyla fani insanlari sevmektir.

Unutma ki kisi bir seyi ancak sevdigi olcude bilebilir.

Demek ki hakikaten kucaklamadan otekini, Yaradan'dan oturu yaradilani sevmeden, ne layikiyla bilebilir, ne de layikiyla sevebilirsin.

 

On Yedinci Kural:

 

Esas kirlilik dista degil icte, kisvede degil kalpte olur.

Onun disindaki her leke ne kadar kotu gorunurse gorunsun, yikandi mi temizlenir, suyla arinir.

Yikamakla cikmayan tek pislik kalplerde yag baglamis haset ve art niyettir.

 

On Sekizinci Kural:

 

Tum kainat olanca katmanlari ve karmasasiyla insanin icinde gizlenmistirc

Seytan, disimizda bizi ayartmayi bekleyen korkunc bir mahluk degil, bizzat icimizde bir sestir.

Seytani kendinde ara ; disinda baskalarinda degil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir.

Baskalariyla degil, sadece kendiyle ugrasan insan, sonunda mukafat olarak Yaradan'i tanir.

 

On Dokuzuncu Kural:

 

Baskalarindan saygi, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, once sirasiyla kendine borclusun bunlari.

Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mumkun degildir.

Sen kendini sevdigin halde dunya sana diken yolladi mi, sevin.

Yakinda gul yollayacak demektir.

 

Yirminci Kural:

 

Yolun ucunun nereye varacagini dusunmek beyhude bir cabadan ibarettir.

Sen sadece atacagin ilk adimi dusunmekle yukumlusun. Gerisi zaten kendiliginden gelir.

 

Yirmi Birinci Kural:

 

Hepimiz farkli sifatlarla sifatlandirildik.

Sayet Allah herkesin tipatip ayni olmasini isteseydi, hic suphesiz oyle yapardi.

Farkliliklara saygi gostermemek kendi dogrularini baskalarina dayatmaya kalkmak, Hakk' in mukaddes nizamina saygisizlik etmektir.

 

Yirmi ikinci Kural:

 

Hakiki Allah asigi bir meyhanaye girdi mi orasi ona namazgah olur.

Ama bekri ayni namazgaha girdi mi orasi ona meyhane olur.

Su hayatta ne yaparsak yapalim, niyetimizdir farki yaratan, suret ile yaftalar degil.

 

Yirmi Ucuncu Kural:

 

Yasadigimiz hayat elimize tutusturulmus rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret.

Kimisi oyuncagi o kadar ciddiye alir ki, aglar perisan olur onun icin.

Kimisi eline alir almaz soyle bir kurcalar oyuncagi, kirar ve atar.

Ya asiri kiymet verir, ya kiymet bilmeyiz.

Asiriliktan uzak dur. Sufi ne ifrattadir ne de tefrittte. Sufi daima orta yerde...

 

Yirmi Dorduncu Kural:

 

Mademki insan esref-i mahlukattir, yani varliklarin en sereflisi,

atttigi her adimda Allah'in yeryuzundeki halifesi oldugunu hatirlayarak, buna yakisir soylulukta hareket etmelidir.

Insan yoksul dusse, iftiraya ugrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene basi dik, gozu pek, gonlu emin bir halife gibi davranmaktan vazgecmemelidir.

 

Yirmi Besinci Kural:

 

Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama.

Ikisi de su an burada mevcut.

Ne zaman birini cikarsiz, hesapsiz ve pazarliksiz sevmeyi basarsak, cennetteyiz aslinda.

Ne vakit birileriyle kavgaya tutussak, nefrete, hasede ve kine bulassak, tepetaklak cehenneme dusuveririz.

 

Yirmi Altinci Kural:

 

Kainat yekvucut, tek varliktir. Her sey ve herkes gozunmez iplerle birbirine baglidir.

Sakin kimsenin ahini alma, bir baskasinin hele hele senden zayif olanin canini yakma.

Unutma ki dunyanin oteki ucunda tek bir insanin kederi, tum insanligi mutsuz edebilir.

Ve bir kisinin saadeti, herkesin yuzunu guldurebilir.

 

Yirmi Yedinci Kural:

 

Su dunya bir dag gibidir. Ona nasil seslenirsen o da sana sesleri oyle aksettirir.

Agzindan hayirli bir laf cikarsa, hayirli laf yankilanir.

Ser cikarsa, sana gerisin geri ser yankilanir.

Oyleyse kim ki senin hakkinda kotu konusur, sen o insan hakkinda kirk gun kirk gece sadece guzel sozler et.

Kirk gunun sonunda goreceksin her sey degismis olacak.

Senin gonlun degisirse dunya degisir.

 

Yirmi Sekizinci Kural:

 

Gecmis, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret.

Gelecek ise basli basina bir hayal perdesi.

Ne gelecegimizi bilebilir, ne gecmisimizi degistirebiliriz.

Sufi daima su anin hakikatini yasar.

 

Yirmi Dokuzuncu Kural:

 

Kader hayatmizin onceden cizilmis olmasi demek degildir.

Bu sebepten "ne yapalim kaderimiz boyle" deyip boyun bukmekcehalet gostergesidir.

Kader yolun tamamini degil, sadece yol ayrimlarini verir.

Guzergah bellidir ama tum donemec ve sapaklar yolcuya aittir.

Oyleyse ne hayatina hakimsin, ne de hayat karsisinda caresizsin.

 

Otuzuncu Kural:

 

Hakiki sufi oyle biridir kibaskalari tarafindan kinansa, ayiplansa, dedikodusu yapilsa hatta iftiraya ugrasa bile, o agzini acip da kimse hakkinda tek kotu laf etmez.

Sufi kusur gormez. Kusur orter.

 

Otuz Birinci Kural:

 

Hakk'a yakinlasabilmek icin kadife gibi bir kalbe sahip olmali.

Her insan su veya bu sekilde yumusamayi ogrenir.

Kimi bir kaza gecirir, kimi olumcul bir hastalik, kimi ayrilik acisi ceker, kimi maddi kayip...

Hepimiz kalpteki katiliklari cozmeye firsat veren badireler atlatiriz.

Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumusar, kimimiz ise ne yazik ki daha da sertleserek cikar.

 

Otuz ikinci Kural:

 

Aranizdaki butun perdeleri tek tek kaldir ki, Tanri'ya saf bir askla baglanabilesin.

Kurallarin olsun ama kurallarini baskalarini dislamak yahut yargilamak icin kullanma.

Bilhassa putlardan uzak dur dost.

Ve sakin kendi dogrularini putlastirma!

Inancin buyuk olsun ama inancinla buyuklul taslama!

 

Otuz Ucuncu Kural:

 

Bu dunyada herkes bir sey olmaya calisirken, sen HIC ol. Menzilin yokluk olsun.

Insanin comlekten farki olmamali.

Nasil ki comlegi tutan disindaki bicim degil, icindeki bosluk ise, insani ayakta tutanda benlik zanni degil hiclik bilincidir.

 

Otuz Dorduncu Kural:

 

Hakk'a teslimiyet ne zayiflik ne edilgenlik demektir. Tam tersine, boylesi bir teslimiyet son derece guclu olmayi gerektirir.

Teslim olan insan calkantili ve girdapli sularda debelenmeyi birakir, emin bir beldede yasar.

 

Otuz Besinci Kural:

 

Su hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz.

Mumin icindeki munkirle tanismali, Tanriya iananmayan kisi ise icindeki inananla.

Insan-i kamil mertebesine varana kadar gidim sidim ilerler kisi.

Ve ancak tezatlari kucaklayabildigi olcude olgunlasir.

 

Otuz Altincu Kural:

 

Hileden, desiseden endise etme.

Eger birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, Tanri da onlara tuzak kuruyordur.

Cukur kazanlar o cukura kendileri duser. Bu sisitem karsiliklar esasina gore isler.

Ne bir katre hayir karsiliksiz kalir, ne bir katre ser.

O'nun bilgisi disinda yaprak bile kipirdamaz, Sen sadece buna inan!

 

Otuz Yedinci Kural:

 

Tanri kili kirk yararak titizlilke calisan bir saat ustasidir.

O kadar dakiktir ki, sayesinde her sey zamaninda olur.

Ne bir saniye erken, ne bir saniye gec.

Her insan icin biz asIk olma zamani vardir, bir de olmek zamani.

 

Otuz Sekizinci Kural:

 

"Yasadigim hayati degistirmeye, kendimi donusturmeye hazirmiyim?" diye sormak icin hic bir zaman gec degil.

Kac yasinda olursak olalim, basimizdan ne gecmis olursa olsun, tamamen yenilenmek mumkun.

Tek bir gun bile oncekinin tipatip tekrariysa, yazik.

Her an her nefeste yenilenmeli.

Yepyeni bir yasama dogmak icin olmeden once olmeli.

 

Otuz Dokuzuncu Kural:

 

Noktalar sureksi degisse de butun aynidir. Bu dunyadan giden her hirsiz icin bir hirsiz daha dogar.

Olen her durust insanin yerini bir durust insan alir.

Hem butun hic bir zaman bozulmaz, her sey yerli yerinde kalir merkezinde...

Hem de bir gunden bir gune hic bir sey ayni olmaz.

Olen her sufi icin bir sufi daha dogar.

 

Kirkinci Kural:

 

Asksiz gecen bir omur beyhude yasanmistir.

Acaba ilahi ask pesinde mi kosmaliyim mecazi mi, yoksa dunyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma!

Ayrimlar ayrimlari dogurur.

ASK'in ise hic bir sifata ve tamlamaya ihtiyaci yoktur.

Basli basina bir dunyadir ask.

Ya tam ortasindasindir merkezinde, ya da disindasindir hasretinde.

 

"Elif Safak' in son kitabi Ask' tan alintidir."

 

categoria Kategori: Benim Kitaplarim | commentoYorum (1) dataMayıse 8, 2009

AŞK - Elif Şafak

Salı günü havalimanında uçağı beklerken kitapçıya girdim. 1 saat zaman vardı ve okuyacak birşeylere bakıyordum. Elime Elif Şafak'ın yeni kitabı geldi. Arkasını okurken ben yaşlarda bir bey yanıma geldi. Lütfen bu kitabı alın, muhteşem bir şey. Pişman olmayacaksınız dedi. O kadar heyecanlı ve şevkliydi ki. Yanımda büyük patron.  Kulağıma eğildi, eşim aldı; dedi.

Dayanamadım, Çarşamba günü kitabı aldım. Okumaya başladım. İlk giriş muhteşemdi.

Ya ortasındasındır AŞK'ın merkezinde;
ya da dışındasındır, hasretinde..

devamı gelecek....

Elif Şafak'ın kara süt'ünü de okudum. Güzeldi.

categoria Kategori: Benim Kitaplarim | commentoYorum (1) dataNisan 14, 2009

Zayıflamak - Kitap

 

  Bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum!

Aşağıda kitabın içeriği hakkındaki bilgiyi okuyun, eminim hemen okumak isteyeceksiniz, sevgiler.

Not:Kitabın kapak resmi farklı olduğunu öğrendim.Dr.Ozan Tuncer bey tarafından doğru resmi ekliyorum.Bu bendeki kitabıydı ama daha sonra ONG kendi yayın evlerine ait farklı bir baskıda yayınlamaya başlamışlar.Aşağıdaki resimdeki kitaba daha kolay ulaşabilirsiniz.



Dr. Ozan Tunçer - Zayıflama Diyetleri Çöpe

Dr. Ozan Tunçer, Zayıflama Diyetleri Çöpe adlı kitabında diyet
sektörünü "Yağ Pazarı" olarak tanımlıyor.

Dr. Tunçer
'e göre :
" Zayıflama diyetlerinin yüzde 99
'u şişmanlatıyor
" Bilim
sel diye pazarlananlar, sağlığa uçuk diyetlerden çok daha zararlı
" Şişmanlama, kilo alma korku
suyla başlıyor. Zayıflamak için bu korku yenilmeli


" Ömür boyu zayıf kalmış olanlar,
sadece acıkınca yemiş, doyunca
durmuş in
sanlardır

"
'Diyetçilerin' amacı sorun çözmek değil, karlı çıkmak için sorun
yaratmaktır

Diyet öneren herke
se, kendi deyimiyle "diyetçilere", zayıflama
palavralarına, "bir kı
sım medyaya", şok diyetlerin zararlarını
vurgulayıp diyet li
stesi veren uzmanlara, uzman geçinenlere, tıp
dünya
sına, zayıflama ilacı üretenlere, zayıflama genini bulanlara ve
daha pek çok şeye ateş pü
skürüyor Dr. Ozan Tunçer.

Herke
sin "mucizevi"diyetler, şok yöntemler önerdiği bu sektörü bir 'yağ pazarı' olarak> adlandıran Tunçer'e göre 'dengeli beslenme', "kalıcı zayıflama
sağlayan diyet", 'bilimsel diyet', 'sağlıklı diyet' gibi "inciler", bu 'yağ
pazarının
' uydurduğu palavralar. "Diyetlerin hepsi zararlı, yüzde 99'u
başarı
sız, hatta başarısız olmaya mahkum" diyor Dr. Tunçer.

'Diyetçi, dayatmacı zihniyet' olarak adlandırıyor şişman insanları kobay olarak
kullanan, hiçbir diyetin işe yaramadığını bile bile in
sanlara sayfalarca diyet reçeteleri öneren, zayıflama ilaçları veren bu 'yağ pazarı'mensuplarını.

Bu nedenle de yeni çıkan kitabında "Zayıflama Diyetleri Çöpe" diyor Dr. Tunçer. Çünkü ener
ji kısıtlamasıyla kilo verilemiyor, kilo verebilmek için aç değil tok olunması gerekiyor, vücuda aç kalmayı birtakım diyetlerle dayatmak ise zayıflamaya değil, aksine şişmanlamaya yol açıyor.

Hatta Dr. Tunçer, şişmanlamak i
steyenlere diyet yapmalarını öneriyor. Çünkü, söylediklerine göre en geç 5 yıl içinde fazlasıyla kilo alacakları garanti.
Şişman in
sanlara tembel, pis boğaz veya iradesiz gibi sıfatların yakıştırılmasına çok karşı olan Tunçer, "Bu insanlar sadece diyet tuzağına düşürülmüş kişiler" diyor.

'Kisiye özel diyet' lafına ise çok sinirleniyor. Çünkü bu diyetler kendi deyimiyle 'kişiye özel' değil, 'diyetçiye özel' oluyor.

Diyetin bilim
seli olmaz

Dr. Ozan Tunçer
'e göre insanları şişmanlatan hamburger türü yiyecekler değil, diyetler. Yani tıp dünyasının niyeti şişmanlık sorununu çözmek değil, aksine yaygınlaştırmak, hatta sorun yaratmak.

Tunçer, "Yağ pazarı" olarak adlandırdığını diyet endü
strisinin insanlarda yapmak islediği birinci şey kilo korkusunu yerleştirmek. Yani 'Eyvah kilo alıyorum' korkusuna kapıldığınız an, kilo almaya başlarsınız. İnsanlarda bu korkuyu yerleştirmek için durmadan estetik, sağlık hatta ahlaki kriterler kullanılıyor.

Şişman in
san, diyet tuzağına düşürülmüş insandır. Sadece vücudun ihtiyacını bilmeden yemek yiyen, zayıflama diyetleri, zayıflama ilaçları, light ürünler, mezoterapi-bioenerji, hipnoz gibi vücudun doğal mekanizmasını bozan yöntemlerin tuzağına düşen insanlar şişmanlar.
Vücudun doğal kontrol mekanizmaları olduğu ve ağırlık, kilo dengeleme yeteneğine
sahip olduğumuzu unutturuyorlar insanlara. O yeteneği ellerinden kaybediyorlar insanlar diyet yaparak" diyor.

Peki, na
sıl zayıflayacağız? Diyet yapmadan, boğazımızı kısıtlamadan nasıl kilo verilebilir?

"Yemek yemeyi öğrenerek. Yani açken yiyip, doyunca durmalı
sınız.

Vücudun acıkma, doyma ve tokluk
sinyallerini dikkate alırsanız, vücut fazla kiloları, ihtiyacı olmadığı için kendiliğinden atıyor.

Vücut kalori he
sabını doğal bir şekilde kendi yapıyor. Bu hesabı siz dışarıdan diyetlerle yaparsanız, bu doğal mckanizmayı bozuyorsunuz. Bu mekanizma bozulunca da şişmanlarsınız, işte bu yüzden diyet yapanlar şişmanlıyor. Çünkü vücudun sinyalleri yok ediliyor.

İn
sanlar acıkma, doyma ve tokluk hissini unutuyorlar. Dolayısıyla acıkmadan yiyerek şişmanlıyorlar" diyor Dr. Tunçer.

Peki acıkma, doyma ve tokluk hi
ssi nasıl tekrar öğrenilebilir?

"Zayıflama Diyetleri Çöpe" adlı kitabında acıkma ve doyma alıştırmalarından da
söz eden Tunçer, acıkma hissinin 3 günde, doyma hissinin ise en geç 15 gün içinde öğrenilebileccğini söylüyor.

Yani fazla kilolardan kurtulmak için, "midenin
sesini" dinlemek şart. Tunçer, "Bu işin çözümü, beynin 'palavralardan' ve şişmanlama korkusundan mutlaka arındırılması, acıkma, doyma ve tokluk hissinin ise farkına varılması.

Bu
sinyalleri dikkate alan kilo sorununu çözcr. Ama bu çözüm gıda ve diyet endüstrisinin hoşuna gitmiyor. Çünkü sadece Amerika'da l milyar dolarlık kazançları ortadan kalkmış olur. Amaçları kilo sorunlarını çözmek değil.

Prof. Dr. O
sman Müftüoğlu bile 'tokken yiyin' diyor kitabında. Hemen hemen bütün diyetçiler tokken yemeyi öneriyorlar. Eğer tokken yemek yemeye başlarsamz, acıktığınızı nasıl anlayacaksınız? Eğer tokken yerseniz, enerji depolanır. Acıkma sinyallerini de yok etmiş olursunuz" diyor.
Diyetin iyi
si, kötüsü, hatta bilimseli olmadığından söz ediyor Tunçer. Çünkü enerji kısıtlamasıyla vücuda zayıflama "dayatılıyorsa" hepsi kötüdür. "Bugün sağlıklı, dengeli, bilinçli, bilimsel adlarıyla pazarlanan diyetler, insanların ruh ve beden sağlığına uçuk diyetlerden çok daha zararlı.
Uçuk diyeti in
san bir kere yapıyor ve yapamadığı zaman bırakıyor.Oysa 'bilimsel' diye pazarlananlarda bunun sağlıklı olduğuna inanıyor, işte bu çok daha kötü. Diyetlerin hiçbiri bilimsel değil.
Gazetelerde
size bir diyet reçetesi veren bir profesör de olsa, bu reçeteler bilimsel olamaz. Herkes bilimsel bir araştırma çıkarıyor verdikleri diyetle ilgili ve bu araştırmaların hiçbiri birbirine uymuyor. Araştırma bulmaya kalktığınızda örneğin domatesin zayıflattığını da şişmanlattığını da ispatladığını iddia eden her türlü araştırmayı internette bulursunuz.
Herke
s kendi ihtiyacına göre araştırmayı buluyor ve insanlara sunuyor" diyor Tunçer.
Diyet yapan şişmanlar

"Dünyada zayıflama diyetine başlayan her 20 kişiden 19
'u bir süre sonra mutlaka şişmanlayacak. İstatistikler ve gözlemler böyle söylüyor.
Farklı bir diyete başladığınızda bir şey değişmiyor. Mantık aynı. Sadece ambala
j değişiyor.

Diyetlerin yüzde 99
'u şişmanlatıyor. Diyetler kalıcı zayıflama sağlamıyor. Sağladığını iddia eden varsa çıksın konuşsun. Bir diyetin beş yıl sonra da aynı kiloların korunmasını sağladığı ispat edilmiş tek bir çalışma bile yok" diyen Dr. Tunçer'c göre kalıcı bir kiloya sahip olmak için vücudun bir şekilde uyuyan, daha doğrusu diyetlerle uyutulan doğal mekanizmasını uyandırarak, vücudun beslenmeyle ilgili ayarını tekrar kurmak şart.

Bu da acıkma, doyma ve tokluk hi
ssini tekrar tanımakla,öğrenmekle oluyor. Aslında buna, doğru zamanda, doğru dozda, yani sadece acıkınca, vücudun ihtiyacı kadar yemek yemek de diyebiliriz.
Uzmanlar doğru yemek yemenin öğrenilebileceğini ve
sadece bu şekilde zayıflamanın sağlıklı, en önemlisi de kalıcı olduğunu söylüyorlar.

İn
sanlara diyet yapmalarını öneren herkese "diyetçi" diyen Dr. Tunçer, "Her besin, vücudun ağırlık dengeleme yeteneği kullanılarak tüketilse, organizma tarafından ihtiyaç kadar alınır" diyor.

Organizma alınan ener
j

categoria Kategori: Benim Kitaplarim | commentoYorum (yok) dataNisil 6, 2009

Bak Kendimi Yazdım

İstanbul’dan uzaktayım. Aralık ayı ve ben yine İtalya’dayım (2.gelişim). Modena. Resim çekebilirsem görürsünüz. İş çok.  Gece, ve yanımda okuyacak  birşey getirmemişim. Uyumadan biraz okumam lazım, yıllardır okumadan  uyumam. Ne olursa okurum. Çocukken gazeteden yapılan kese kağıtlarını açar ve okurdum.. İşle ilgili kitaplar. Sıkıldım.

 

Aklıma geldi, elektronik bir kitap indirmiştim. Açtım laptopu ve iki akşamda bitirdim.

 

Tavsiye ediyorum,  açın, indirin  ve okuyun.

 

Benim gibi devamlı bildiğini teyit etmek isteyen, kendini durmadan içsel anlamda sorgulayan bazen kendini takdir eden, bazen kızan binlerce insan var eminim.

En iyi bildiğim yemeğin, bilumum yerlerde yazılmış tariflerini yeniden okurum.Yeni bir şey katabilir miyim, diye. Damak tadını değiştirmeyi, pek sevmeyen biri olarak yaparım bunu. 20 yıldır aynı türdeki kısırı yerim, 20 yıldır aynı patates salatasını yerim. Ama 2. bir tür patates salatasını denerim ve genelde eski lezzetime dönerim.

 

Azıcık arızayım.

 

Kitap tanıtıyordum, yolu şaşırttım biraz. İş yönetimi kitapları okurum, insan yönetimi ve insan davranış kitapları okurum. Bunu kendimi tanımak için yaparım. 38 yıldır kendini tanıyamadın mı, diyebilirsiniz.  Okumanın hiç zararını görmedim. Ah birde aklımda kalsa ( biraz şaka, biraz doğru).

 

Neyse  adres:  http://www.amerikankultur.org.tr/kitap/

 

Halil Çil adında bir Türk NLP uzmanı yazmış. “ Anne Bak Kendimi Yazdım”

 

 

Bloglarda bizde kendimizi yazıyoruz,  Ben havlu atan insanları  sevmiyorum. Tekrar başlayabilmeli insan, gocunmadan gücenmeden. İşte bunu yazmış, hoş. Ben beni arıyorum, bana benzeyenle  huzur buluyorum. Bana benziyordu, yazıları sevdim:

 

 

 

Kitaptan alıntılar:

 

Elinizde sadece çekiç varsa  herşey çivi gibi gelir insana. Maslow

 

İnsan bildiğini yaşar

 

İnsan,  kendini  tanı. Sokrates

 

Sahip olmak ve ait olmak

Rekabetteki temel kural geçebilme ihtimalinin olmasıdır

Don Kişotu aptal zannetmemizdeki temel nokta yeldeğirmenini yenme ihtimalinin olmamasıdır.

 

Motivasyon kazanma ihtimalidir.

İhtimal yoksa hırs da yoktur, kazanma şansı da

 

Güç en kazandığın gün kaybettiğini bilebilmektir ve neden ben demeden tekrar başlamak.

 

Herkes kendini neye layık görüyorsa onu yaşıyor

 

 

Okuduklarım:

 

 

http://karelidefter.blogspot.com/

 

 

 

 

categoria Kategori: Benim Kitaplarim | commentoYorum (1) dataKasım 14, 2007

Havva'nın Yedi Kızı -Kitap Önerisi

 

Gazetenin kitap ekini okurken birkaç kitap ilgimi çekti, en kısa zamanda okunacaklar listesine alıp, birkaç araştırma yaptım.

 

Havva'nın Yedi Kızı

Bryan Sykes
ÇİTLEMBİK YAYINLARI

En yaşlı akrabanız kaç yaşında?
Profesör Bryan Sykes’ın yaptığı araştırmalara göre en yaşlısı 45.000 yaşında olabilir!

Oxford Üniversitesi genetik profesörlerinden Sykes, 1994’te İtalya Alplerinde keşfedilen 5000 yıllık Buz Adam Ötzi’yi incelerken, sadece anneden çocuğa geçen bir genin nesiller boyunca hiç değişmeden korunduğunu saptadı. Kısa süre sonra Buz Adam’ın bir akrabasının İngiltere’de yaşadığını ortaya çıkardı. Yaptığı araştırmaların sonucunda yerli Avrupalıların hepsinin toplam yedi kadının soyundan geldiğini açıkladı: Katrine, Helena, Ursula, Velda, Jasmine, Tara ve Xenia. En yaşlısı 45 bin, en genci ise 10 bin yaşında!

Havva’nın Yedi Kızı’nda Sykes, Buz Adam’la başlayan bu bilimsel macerasını okuyuculara aktarıyor. Rus İmparatorluğu’nun son kraliyet ailesi Romanovlar üzerinde, Pasifik’te, Çedar Adam’la ilgili yaptığı araştırmaları ve yedi kıza ulaşana kadar takip ettiği yolu anlatıyor Profesör Sykes. SİTE:www.kitapyurdu.com

 

Büyükanneniz acaba bir Kızılderili mi?

Bayramın ilk akşamı, çok yakın arkadaşlarımız olan bir aileye yemeğe davetliydik. Davetliler arasında, tıp dünyasının yakından tanıdığı bir çift vardı. Benim de tanıdığım, sevdiğim, mesleklerinde çok başarılı olan bu karı-koca ile sohbet ederken, ilgi çekici bir araştırmayı anlattılar.
Bu karıkoca, genler üzerindeki çalışmaları ve yayınlarıyla ün yapan gen bilimci Bryan Sykes
'ın kurduğu "Oxford Ancestors"a başvurup, "Bizim atalarımız kim" diye sormuşlar. Bu çiftin DNA'ları üzerinde yapılan inceleme sonunda, kadının Anadolu kökenli ve muhtemelen Rum Pontus'tan gelme genlere sahip olduğu anlaşılmış. Erkeğin genlerinde ise Orta Asyalı ve Amerikan Kızılderili izler bulunmuş.
Bunları duyunca tabii başka bir konuya takılmak imkansızdı. Ben sürekli sordum, onlar da anlattı. Örneğin "DNA
'larınızı nasıl verdiniz araştırmacılara" diye sordum.
Çok basitmiş bu. İnternetten "oxfordancestors.com"a başvurup, gerekli ödemeyi (galiba 220 dolar) gönderiyormuşsunuz. Bunlar size bir naylon torba içinde küçük bir fırça yolluyormuş. Bu fırçayı, ağzınızın içinde yanağınıza gelen kısma sürüyor ve sonra bunu tekrar naylon torbaya koyup, FedEx
'le Oxford'a geri gönderiyormuşsunuz.
Bir süre sonra da, sizin kökeninizi bildiren rapor ulaşıyormuş elinize.
Bu araştırmayı yapan ve adını da "Matri-Line" olarak belirleyen Bryan Sykes
'ın 2001'de yayınlanan "Havva'nın Yedi Kızı" adlı kitabı (Seven Daughters of Eve), gen bilimciler arasında derin tartışmalara konu olmuş bir çalışma. Buna göre her insanın bir "Mitochondrial Şifre"si var. DNA'lar incelenerek bu şifre çözülüyor. Sonunda yeryüzündeki bütün annelerin ve babaların anneleri olan ve bundan 45 bin yıl önce yaşamış olan "Havva'nın 7 Kızı"ndan birine kadar ulaşabiliyorsunuz. İşin teknik yönü çok karmaşık. Ama özetle 1800 kuşak öncesine kadar geçmişinize ulaşmanız mümkünmüş bu yöntemle.
Anlayabildiğim kadarıyla "Mitochondrial DNA"lar, insanlara annelerinden geçiyormuş. Şimdiye kadar yapılan araştırmalara göre, tüm dünyadaki insanların, genleri açısından ana kabileleri varmış. Bu kabilelerden 7
'si Avrupa, 12'si Afrika, 4'ü Doğu Avrasya ve Amerika, 6'sı Batı Avrasya, 12'si Orta ve Batı Avrasya, biri Batı Avrasya ve Kuzey Amerika, biri de Afrika ve Batı Avrasya kökenliymiş.
Örneğin, tarihin on binlerce yıl öncesinde Bering Boğazı henüz açılmamışken, Asya
'dan yürüyerek Amerika'ya geçen insan toplulukları nedeniyle, biz Türklerin Orta Asyalı olanlarımızla, Kuzey Amerika'nın bazı Kızılderili kabileleri, gen akrabasıymış.
Bilinmesi gereken şu. Genler, ne etnisiteleri, ne de ırkları ifade ediyor. Milliyet ve ırk gibi kavramların olmadığı dönemde, anneannelerinizin hangi coğrafyada yaşadığını anlıyorsunuz.
Bazen dört kuşak öncesini bilemeyen bizler için, 1800 kuşak öncemizi aramak ne kadar ilgi çekici olabilir? Ama yine de olay benim ilgimi çekti.
Acaba Vahşi Batı
'yı konu alan filmlerde, Amerikan süvarilerini değil de Kızılderililer'i tutmamda, genlerimin etkisi olabilir mi?

M.Barlas

 

categoria Kategori: Benim Kitaplarim | commentoYorum (yok) dataMart 23, 2007

HAYAT DEĞİŞTİREN KİTAPLAR

Hayat değiştiren kitaplar İNGİLTERE İngiltere'de akademi, sanat ve yayın dünyasından 400 kadın arasında yapılan 'hayatınızı değiştiren kitaplar' konulu araştırma ilginç ve sürpriz sonuçlar ortaya çıkarmış.

 

Kadın yazarlara verilen Orange Ödülü 'nün arkasındaki ekip tarafından yürütülen bu araştırmada Jane Austen, Bronte kardeşler, George Eliot, Virginia Woolf gibi isimler zaten bekleniyormuş ama 'The Hitchhiker's Guide to the Galaxy'nin, Douglas Adams'ın da hayat değiştiren kitaplar arasında sunulması biraz şaşırtıcı olmuş. İngiliz yayın dünyasının 'Tek Meyve Portakal Değildir' ile ilgisini çeken 'Tutku' ve 'Dizüstü' adlı kitaplarıyla Jeannette Winterson en çok tercih edilen yazarlardan biri olmuş. Araştırmayı yürüten Annie Watkins bunun aslında bir sürpriz olmadığını söylüyor, Winterson'ın özellikle 'Dizüstü' ile romanda devrim yaptığını, zaman ve dilde yaptığı şeyin gerçekten etkileyici olduğunu, kadınların kendi ses ve düşüncelerini onun kitaplarında bulabildiğini belirtiyor. Yalnızca bir kadının katılmayı reddettiği araştırmada;

Charlotte Bronte 'nin Jane Eyre'i birinci,

Emily Bronte'nin 'Uğultulu Tepeler'i ikinci,

Margaret Atwood'un 'Damızlık Kızın Öyküsü' üçüncü,

George Eliot'ın 'Middlemarch'i dördüncü ve

Jane Austen'in 'Gurur ve Önyargı'sı ile Toni Morrison'ın ' Sevilen'i beşinci sırada yer almış.

 

Bu araştırmanın sonucunda ortaya çıkan 40 kitaplık listeyi daha sonra The Independent gazetesi okurlarına sunmus ve onlardan kendi hayatlarını değiştiren kitapları seçmelerini istemiş. Ve ortaya Sir Francis Bacon'ın "Bazı kitaplar tatmak, bazıları yutmak bazıları da çiğnemek ve sindirmek içindir" sözünün son kategorisine giren kitaplardan oluşan bir liste çıkmış. The Independent okurlarının tercihleri Sylvia Plath'ın 'Sırça Fanus'undan John Dos Passos'un 'USA'sına geniş bir yelpazeye yayılıyor.

Bazı okurlar Dostoyevski'nin 'Suç ve Ceza'sı gibi klasiklerden vazgeçmemiş.

 

Eryl Williams adlı bir okur Robert Tressell'in 'The Ragged Trousered Philanthropists' ini seçerek şöyle demiş: "Bu kitap, kapitalist sisteme karşı duyulan çaresiz öfkenin bir anlatısı. Beni ömür boyu sürecek bir sosyaliste dönüştürdü. Sanıyorum ki Tony Blair bu kitabı hiç okumadı."

Henrik Ibsen'in 'Bebek Evi' adlı oyununu seçen Diana Hart ise "Bu kitabı okumak bana, 20 yıllık 'o hükümdar' kocamı terk etme cesaretini verdi" demiş. (The Independent, 14.09.2004- 18.09.2004) Amerika'ya alternatif tarih AMERİKA Philip Roth 'un 'The Plot Against America' adlı yeni romanı yayımlandı. Roth yeni romanında alternatif bir Amerika tarihi çiziyor; 1940 seçimlerinde Charles A. Lindbergh, Franklin D. Roosevelt'i yenmiş olsaydı ve gerçek hayatta anti-semitist duygularını açıkça dile getiren ve tecrit politikasından yana Lindbergh Nazi lehine bir politika oluştursaydı ne olurdu diye soruyor. Bu tür tarihi romanlar yeni değil. Daha önce Sinclair Lewis 'It Can't Be Happen Here' adlı kitabında Amerika'yı New England yönetimi altında faşist bir diktatörlük olarak karakterize etmişti. Philip K. Dick 'The Man in The High Castle'da köleliğin yeniden yasal olduğu, Japon ve Nazi işgali altindaki Amerika'yı; Robert Harris ise 'Fatherland'de Nazilerin İkinci Dünya Savaşı'nı kazandığı bir dünyayı konu edinmişti. Philip Roth 'un romanını bunlardan ayıran şey anlatıcının adı Philip Roth olan bir delikanli olması ve anti-semitik yönetimin Yahudi oldukları ortaya çıkan sıradan bir Amerikalı ailenin üzerinde gün be gün yarattığı etkiyi anlatması. Philip Roth'un politik-tarihi polisiye diyebileceğimiz bu yeni romanı, George Bush yönetimindeki günümüz Amerikası'nda ya tecrit politikalarının getireceği tehlikelere karşı ya da sivil özgürlüklerin tehlikede olduğuna dair bir uyarı olarak okunabilir. (The New York Times, 21.09.2004) THE PLOT AGAINST AMERICA Philip Roth, Houghton Miflin, 2004, 391 sayfa, 29 dolar.

 

İngiltere'de yapılan bir ankette mutlaka okunası gereken kitaplar belirlendi. Orange Kurgu Ödülleri'ni düzenleyen kuruluş tarafından yapılan ankette mutlaka okunması gereken 50 kitap belirlendi. Bu kitaplar arasında Geceyarısı Çocukları, İnci Küpeli Kız, Yüz Yıllık Yalnızlık, Gülün Adı gibi Türkçe'de de yayınlanan kitaplar yer alıyor.


İşte bu kitaplardan bazıları:

* Geceyarısı Çocukları-S. Rüşdi
* "Yüzyıllık Yalnızlık"-Gabriel Garcia Marquez
* Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini-Louis de Bernieres
* İnci Küpeli Kız-Tracy Chevalier
* Gülün Adı-Umberto Eco
* Trainspotting-Irvine Welsh
* Sadist-Stephen King
* Utanç-JM Coetzee
* Damızlık Kızın Öyküsü-Margaret Atwood
* Gizli Tarih-Donna Tartt
* Altın Defter-Doris Lessing

 

categoria Kategori: Benim Kitaplarim | commentoYorum (1) dataKasım 20, 2006

Benim Kitaplarım

Kitap okumayı çok severim. Hem de çok. İlkokula giderken  tüm harçlıklarımla kitap alırdım. Hatta birer yaş ara ile,  iki kızkardeşimin  harçlıklarına da el koyar ve kitap alırdım. hayatımda bazı kitaplar dönüm noktası olmuştur: Onları daha  detaylı yazmak istiyorum

 

Küçük Oyuncu- Duygu Asena (1986 Okuduğum Yıl )  : Uzun yıllar tiyatroda çalışan ve bu ortamı çok iyi tanıyan Pınar Kür, Küçük Oyuncu'da, 'tiyatro insanı'ndan yola çıkarak 'insan'ı araştırıyor. Sanat mı hayattan esinlenir, hayat mı sanattan? Sorusuna değişik bir açıdan yaklaşarak hayatın sanattan kaynaklanabileceğini, sanatın insan ilişkileri üstündeki etkisini gene kendine özgü bir biçimde irdeliyor. Tiyatronun ve yaşamın sahnesinde, kendilerine biçilmiş ya da kendilerinin seçtiği rolleri oynayan kişiler: Semra, Cem, Özer… ve Beyhan Barlas. Sanatın, aşkın, yaşamın, ilişkilerin karmaşık örgüsünde kendi yolunu bulmaya çalışan insanlar… Geçmişin ve şimdinin insan ruhunu yontan acımasız elleri…
Küçük Oyuncu, dış dünyanın yarattığı büyük kasırgalar ortasında, yırtıcı bir rekabet ortamında, kendi özünü korumaya çabalayan insanların yaşadıklarını resmederken, insan ruhunun derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor okuru.
Kitabın son sayfasını da okuyup bitirdiğinizde şu soru takılacak zihninize: Küçük Oyuncu mu olmalı, Büyük Oyuncu mu? Bunun yanıtı elbette kendi içinizde…http://www.yenisayfa.com/pgs/prdA/prd_detail.asp?fr_PrdSID=dVxaYC

 

Gülün Adı -Umberto Eco (1987)

14.yüzyılda bir manastırda tuhaf ölümler olur ve manastırdakilerin bir kısmı bunları şeytanın işi olarak yorumlar. Diğerleri ise ölümler ile esrarlı bir kitap arasındaki bağlantıyı kurmaya çalışırlar. Baskerville'li Peder William ise, duruma herkesten farklı bir yorum getirir; gerçek bilgilerden yola çıkarak sebep - sonuç ve mantık ilişkileri ile katili bulmayı hedefler.  Peder William  ve  William'ın yaveri Adso arasında geçen diyaloglar.( Bu diyaloglar bence muhteşemdi ve kendime ders aldığım çok yer vardı)

http://www.canyayinlari.com/kitap_ayrinti.asp?id=385

 

1984 - George Orwell (1990)                                1984 Romanında Adı Geçen Kavramlar

Burhan AKÇADAĞ
Danişmentli İlköğretim Okulu
Müdür Yetkili Öğretmeni
Kdz.Ereğli/ZONGULDAK

George Orwell, “1984” adlı ünlü romanında bugün hepimizin kullandığı “soğuk savaş”, “büyük birader”, “düşünce polisi” kavramlarını dünya diline kazandırdı.

Kırklı yılların sonunda kafasını hiç bir gizlisi kalmamış, tümüyle saydam hâle getirilmiş insan tipinin vizyonuna takan George Orwell, mutlak kontrol ile bu saydamlığı sağlayan süper devlete kitabında “Okyanusya” adını yakıştırmıştı. “Büyük Birader”in yönetimindeki bu devlette, yaşam alanlarının her köşesine yerleştirilmiş kameralar olan, insanların attığı her adımın, sarfettiği her sözün resmî makamlarca nasıl izlenip, arşivlendiği anlatılmaktaydı söz konusu romanda..

Günün birinde, Winston Smith adlı genç bir memur, bu durumdan sıkılır ve kurtulmanın yollarını arar. Önce evinde gözetlenmesi mümkün olmayan bir köşe bulmaya çalışır. “Evinde bir sürü hile uygulayarak gözetlenmemeye çalışan Smith ardından, doğanın, sevgilisiyle özgürce buluşabileceğini sandığı, sakin bir köşesine sığınır. Daha sonra çareyi, kapağı bir eskici dükkanına atmakta bulur. Çünkü bu kuytu mekanların izlenmesine ihtimal vermemektedir. Çok geçmeden eskici dükkanının bile Büyük Birader’in gözetiminde olduğu ortaya çıkar ve ihbar sonucu burada yakayı ele verir.”

Roman kahramanı Winston Smith ve sevgilisi Julia’nın aşkı, Tanrı tarafından gözetlenen ve sonunda cennetten kovulan Adem ile Havva’nın hikâyesini çağrıştırır. Roman boyunca her ikisi de birbirlerine sadık kalmayı, kendi düşüncelerine sadık kalmaktan daha değerli tutarlar. Zihinsel olarak ele geçirildiklerinde bile duygusal bağlarının kopmaması onları canlı tutan tek şeydir. Fakat sonunda onu da yitirirler. Zihinsel olarak canlı tutan tek şeydir. Fakat sonunda onu da yitirirler. Zihinsel olarak beslenmeyen sevgilerinde duygu da kalmaz. Devlet bunun üzerine beynini yıkayarak Simith’in özgürlük aşkını yok eder, hatta sonunda Büyük Birader’i sevmesini bile sağlar. “1984”ün kahramanı Winston Smith’in gelecekten tek beklentisi Büyük Birader’ den nefret ederek ölmektir. Bu sayede ruhunun ölene dek canlı kaldığından emin olabilir. Yalnız ve özgür insanın her zaman yenildiği bir dünyada yalnız ve özgür olmak ister. Halbuki parti birçok şeyin yanı sıra bireyselliği de yasaklamıştır. Her birey sadece partinin bir uzantısı olarak düşünülmelidir.

Ülkenin en güçlü örgütü “Düşünce Polisi”dir. Büyük biradere karşı hiçbir eylemin yapılmadığı, hiçbir düşüncenin ifade edilemediği ülkede, devletin tek endişesi yurttaşların kafalarında Büyük Birader’e karşı teknoloji ile bütün yurttaşların hayatını yakından denetlemekte, kafasında şüpheli düşünceler geçenleri kolayca belirleyerek, kısa zamanda yok etmektedir. Büyük Birader muhalifi yok edilen insanların geçmişleri de devlet arşivlerinden silinmekte, bunlar artık yaşamamış kabul edilmektedir.

Devletin bir resmî ideolojisi vardır: İngsos. Bütün yurttaşların İngsos’un ilkelerine bağlı olması zorunludur. Vatandaşların resmî ideolojiye bağlılıkları sürekli kontrol ve test edilir. Rejimin iç ve dış düşmanları vardır. Bütün vatandaşlar bu iç ve dış düşmanlara karşı sürekli uyanık olmak zorundadırlar. Goldstein, rejim düşmanı hain, her kötülüğün arasındaki isimdir. Rejimin en önemli hedefi “Goldsteincılığın kesin ve tümden yok edilmesidir”... Her gün rejim düşmanlarını lanetlemek için “iki dakikalık nefret” uygulaması yapılır... Ayrıca “Nefret Haftası” denen yılın bir haftasında rejim düşmanları daha yoğun olarak lanetlenir. Bu kutlamalarda sık sık bir marş söylenir: Duyguların yoğunlaştığı anlarda sık sık söylenen bir nakarattır bu. Büyük Birader’in bilgeliğine ve görkemine adanan bir ilâhîdir, ama daha çok, halkın kendi kendisini hipnoz etmesi, bilinçlerin ritmik bir ses yardımıyla, istemli olarak bastırılmasına yarar.

Romandaki “düşünce polisi”nin insanları konrol için kullandığı gözetleme mekanizması, aslında kitabın yazıldığı kırklı yıllarda hayal ürünü olmaktan öteye gitmese de günümüzün sunduğu gerçekler, Orwell’in tasavvur edebildiklerini çoktan geçti bile.

Tek boyutlu toplumun ve düşüncenin oluşturulmasında en önemli araçlardan biri de kuşkusuz “dil”dir. Dil zenginleştikçe, düşünce de zenginleşir. Orwell 1984 adlı eserinde bu düşünceden hareket ederek, partinin yeni bir dil yaratma çabasından söz eder. Buna göre, eski dilin kelimeleri, “iskelet haline” getirilinceye kadar kesilip biçilecekti. Amaç, Örneğin, “iyi” kelimesinin tersi olan “kötü” kelimesi kullanılmayacaktı. Bunun yerine “yokiyi” öneriliyordu. Yine, “iyi” kelimesinin derecelerini belirten kelimeler de kesilip biçiliyordu yeni dilde. Örneğin, “Mükemmel”, “mümtaz” yerine, “artıiyi”, “katmerliiyi” gibi kelimelerin kullanılması düşünülüyordu: “Neticede iyilik ve kötülük kavramı gerçekte tek kelime ile elde edilecekti.”

Düşünce hayatını yok etmek ve ülkenin geçmişiyle ilişkisini koparmak için ülkenin dili tahrip edilmekte, sürekli yeni kelimeler üretilmekte, halk içeriği boşalmış kelime ve kavramlarla birbirini anlamadan konuşmaya zorlanmaktadır. Eski kavramlardan ve eski kelimelerden arındırılan yeni dilin adı “Yenikonuş”tur. Yenikonuşun temel ilkesi düşüncenin tüm türlerini olanaksız kılmak, düşünme sınırlarını daraltmaktır. “Sonunda düşünce suçunu olanaksızlaştıracağız, çünkü en sonunda, onu anlatacak sözcükler kalmayacak. Gerek duyulan her kavram tüm eşdeğer sözcüklerinden sıyrılarak, anlamı kemikleştirilmiş tek bir sözcükle anlatılacak... sözcük sayısı her yıl biraz daha azalacak ve bilincin alanı her yıl biraz daha daralacak... Dil yetkinliğe ulaştığı zaman devrim tamamlanmış olacak...” Yeni sonuçta bütün kavramların içi ya hiçbir şey ifade edemeyecek şekilde boşaltılmıştır veya tamamen tersi kavramlarla doldurulmuştur. Mesela savaş bakanlığının adı “Barış Bakanlığı”dır; rejimin işine gelmeyen gerçeklerin inkarı ve saptırılmasıyla görevli bakanlığın adı da “Doğruluk Bakanlığı”dır...

Orwell dilinin tek özelliği, kuşkusuz, kelime sayısının azaltılması değil. Belki de bundan daha da önemlisi, kelimeleri karşıtı ile açıklamak suretiyle, onları anlamsızlaştırmaktır.

1984 yılı romanı bugün okuyanlar için kendi hatıralarının olduğu bir zaman dilimidir, geçmiş zamandır, o yılla ilgili kendi yaşadıklarını düşündürür, fakat romana yazıldığı zaman açısından baktığımızda sadece tarihi roman değil, aynı zamanda bir kehanet kitabı olarak da görmemiz devlet, barış, teknik, bolluk ve adalet devleti mi, yoksa tamamiyle “polarize” olmuş (kutuplaşmış), her hareketin planlandığı, kontrol edildiği, gözetlendiği, Orwell’in “1984”te tasvir ettiği “Büyük Birader”in totaliter devleti mi olacaktır?

Bu sorulara bugün için cevap vermek imkânsızdır.


KAYNAKLAR:

1- ORWELL George “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” (Çev: Nuran AKGÖREN) Can Yayınları 2001

2- DAVER Bülent “Siyaset Bilimine Giriş” Siyasal Kitabevi Ankara 1993

3- AKGÖREN Nuran “Geleceği Geçmiş Zamanda Anlatmak” Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki, 09/08/2001

4- ŞENER Hasan Engin “Marcuse: İleri Sanayi Toplumunun Bir Eleştirisi” Demokrasi Kuşağı İçin Girişim C: 1 No: 3-4

5- ÖZGÜR A.Faruk “Büyük Birader Sizi Gözlüyor” Liberal Düşünce Topluluğu 2001

 

alıntı: http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi45/akcadag.htm

 

Damızlık Kızın Öyküsü-  Margaret ATWOOD (1995)

 

 Bir kadın bir sabah kalksa, işe gitmeden önce her zaman sigara aldığı dükkana uğrasa ve kendisine kredi kartının geçerli olmadığı söylense, ardından işten atılsa ve bunların sadece kadın olduğu için başına geldiğini öğrense neler hisseder?
Evet, olan olmuştur. Bunca mücadele boşa gitmiştir. Kadın gene erkeğin bakımına muhtaç, ona hizmetle yükümlü bir yarı köledir. Hükümranlığı eviçi ile sınırlandırılmıştır. Üstelik artık ortada fazla çocuk da yoktur. Hava kirliliği, kimyasal atıklar, nükleer sızıntılar kısırlığa yol açmakta, doğan az sayıdaki çocuk ise sakat olduğundan imha edilmektedir. Bu durumda kadın Koloniler'e gönderilmek, Hizmetçilik ya da Fahişelik yapmak dışında dördüncü bir seçenekle karşı karşıyadır: Komutanlar'a sağlıklı yavrular üretmek.

(çok etkileyici bir kara mizah örneği bence, özellikle kadınlar için)

 

Sessiz Ev -Orhan Pamuk (1996)

Biri tarihçi, biri devrimci, biri de zengin olmayı aklına koymuş üç  mutsuz torun babaannelerini ziyaret eder, dedelerinin yetmiş yıl önce sürgün edildiğinde yaptırdığı İstanbul yakınlarındaki Cennethisar kasabasında bulunan ve   dedelerinin yetmiş yıl önce siyaset yüzünden sürgün edildiğinde yaptırdığı evde bir hafta kalırlar. Babaannenin anıları yavaş yavaş aralanırken dedenin Doğu’yla Batı arasındaki uçurumu kapatacağını sandığı ansiklopediyi yazışı hatırlanır. Kuşaklar arasında köprüler kurulurken, duvarların ötesinde de başkaları vardır

 

Yüzüklerin Efendisi- J.R. Toolkien (1999)

"Dünya ikiye bölünmüştür, denir Tolkien'ın yapıtı söz konusu olduğunda: Yüzüklerin Efendisi'ni okumuş olanlar ve okuyacak olanlar"   Yüzüklerin Efendisi son yüzyılın en çok okunan yüz kitabı arasında en başta geliyor; bilimkurgu, fantezi, polisiye, best-seller ya da ana akım demeden, tüm edebiyat türleri arasında tartışmasız bir önderliğe sahip. Bir açıdan bakarsanız bir fantezi romanı, başka bir açıdan baktığınızda, insanlık durumu, sorumluluk, iktidar ve savaş üzerine bir roman. Bir yolculuk, bir büyüme öyküsü; fedakârlık ve dostluk üzerine, hırs ve ihanet üzerine bir roman...
http://www.focusdergisi.com.tr/kultur/00415/

http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/BookGroup.asp?ID=2

 

Afrikalı Leo- Amin Maalouf (2000)

Afrikalı Leo, gerçek bir yaşam öyküsünden çıkarılmış düşsel bri yaşamöyküsü: "Bir berberin sünnet ettiği, bir Papanın vaftiz ettiği" Hasan ibn Muhammed el-Vezzan ez-Zeyyati alias/namıdiğer Giovanni Leone de Medici'nin, Leo Africanus yani Afrikalı Leo'nun özyaşamöyküsü yazmış olsaydı yazacağı gibi...

 

Tanios Kayası-Amin Maalouf (2000)

Mehmet Ali Paşa'lı yılların Mısır'ı. Güzelliğini çarmıh gibi taşıyan bir kadın: Lamia. Lamia'nın gölgesine sığındığı bir şeyh: Francis. Yasak aşk meyvesi bir oğul: Tanios. Başka bir kadın: Esma
Bir serüven ve sadakat romanı...

 

Semerkant-Amin Maalouf (2000)

Titanic'te Rubaiyat! Doğu'nun çiçeği Batı'nın Çiçekliğinde ! Ey Hayyam ! Yaşadığımız şu güzel anı görebilseydin!"  Ömer Hayyam'ın Rubaiyat'ının çevresinde dönen içiçe iki öykü..
1072 yılında, Hayyam'ın Semerkant'ında başlayan ve 1912'de Atlantik'te biten bir serüven... Bir elyazmasının yazılışının ve yüzlerce yıl sonra okunurken onun ve İran'ın tarihinin de okunuşunun öyküsü / tarihi...

 

Doğunun Limanları - Amin Maalouf (2000)

"Adana'da ayaklanmalar olmuştu. Kalabalık, Ermeni mahallesini yağmalamıştı. Altı yıl sonra çok daha büyük çapta olacakların provası gibi bir şeydi. Ama bu bile dehşetti. Yüzlerce ölü. Belki de binlerce." Can çekişen Osmanlı İmparatorluğu ve Beyrut ile Fransa arasında yaşamı sürükleyen İsyan. Doğunun Limanları bu yüzyılın başını, bir insanın trajik öyküsünün içinden anlatıyor.

Yüzüncü Ad - Amin Maalouf (2000)

Doğu'daki son Cenevizlilerden, antika tüccarı Baldassare Embriaco 1665 yılı sonlarında, soyunun yüzyıllardır yaşadığı Lübnan'dan yollara düşer. Ertesi yıl, İncil'e göre ''Canavar'ın Yılı'dır. Kimilerine göre düpedüz Mahşer: Kan, ateş, yıkım ve her şeyin sonu... Zamanın sonu!
Dünyayı ve Baldassare'yi kurtarabilecek tek şeyse, Yüzüncü Ad'dır. Kimselerin görmediği bir yazma kitap ve bu kitapta açınlandığı söylenen bir ad: Allah'ın, Kuran'da anılan doksan dokuz adının, sıradan ölümlere bildirilmemiş olan yüzüncüsü... Tanrı'nın gizli ve yüce adı...
Yüzüncü Ad'ın peşinden önce İstanbul'a uğrar Baldassare'nin yolu; oradan İzmir'e, Sakız'a, Cenova'ya Amsterdam'a, sonra da Londra'ya. Konya'da vebanın kıyımına, İzmir'de Sabetay Sevi'nin şaşırtıcı başkaldırısına, İngiltere'de büyük Londra yangınına tanık olur.
Korku, şaşkınlık, düşkırıklığı, umut ve aldanma, menzil taşlarıdır bu uzun yolun. Bir de en beklenmedik anda yolcunun karşısına dikiliveren aşk Sevincin, mutluluğun tek kaynağı aşk!..

 

Yolların Başlangıcı - Amin Maalouf (2000)

Göçenler, kalanlar, tartışmalar, aşklar, söylenceler, din değiştirmeler, küskünlükler, bağışlamalar, gerçek insanlar...
Yazar annesinden aldığı, titizlikle saklanmış aile belgeleriyle dolu bir bavuldan hareketle kendi ailesinin olduğu kadar insanlığın da yakın geçmişine ışık tutuyor. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu ve Atatürk'e ilişkin çok ilgi çekici yorumlar da içeren kitapta iki kahraman öne çıkıyor: Maalof'un dedesi Butros ve dedesinin kardeşi Cebrail.
İki kardeşin yazışmalarından ortaya çıkarılan olay örgüsü göçebe ruhu, ülküleri, koşulları, koşullar karşısındaki farklı insan tutumlarını küçücük notlardan ya da uzun araştırmalardan aydınlığa kavuşturup Beyrut'tan Küba'ya uzak anakaraları birleştiriyor. Yolların Başlangıcı sürgündeki yazarın tek yurduna, ailesine adadığı bir aşk şarkısı.

http://www.yenisayfa.com/pgs/prdA/prd_detail.asp?fr_PrdSID=ddaVx

 

Bir Dinazorun Anıları ve Gezileri- Mina Urgan (2002)

http://www.yenisayfa.com/pgs/prdA/prd_aut.asp?fr_recSID=CGttdY

 

Listeyi uzatacağım, şimdilik bu kadar

categoria Kategori: Benim Kitaplarim | commentoYorum (yok) dataEkim 20, 2006